Vicdanlara Kelepçe Takılabilir mi?
Daha önce de paylaştığım üzere Filistin halkına ve özellikle Gazze'de yaşanan zulme karşı satın alınamayan vicdanlar olarak 15 Nisan'da Global SUMUD tekneleri ile Barcelona'dan yola çıkmıştık. Global SUMUD hareketi olarak hep söyledikleri şey: savunduklarımızı barış içinde anlatacağız, şiddete yönelen eylemlere karşıyız. Bu ilkeyi her adımlarında hukukçularla birlikte titizlikle koruyorlar, buna İspanya'dan seyahate çıktığımız andan itibaren bizzat şahit oldum. Mücadele ettiğiniz konunun diğer muhatabı ise kendisinin devlet olduğunu bir çok başka devlete onaylatmış bir oluşum lakin çok zenginler. Politikacıları satın alabildikleri gibi devletleri de satın alabiliyorlar. Diğer tarafta çok farklı ülkelerden katılım olsa da SUMUD ise sadece bir sivil toplum VİCDAN hareketi. israil için oluşum tanımlamasını kullanmamın nedeni ise hukuku hiçe sayması, kendisinin bir devlet kültüründen uzak olduğunu her hareketi ile göstermesi. Adeta geçmişte vahşi batı ile ilgili seyrettiğimiz filimler de ki gibi elinde silahı olanın kuralı koyduğu yakışıksız, kural tanımaz şımarık bir yapı. 29 Nisan gecesini bizzat yaşadım. Gece karanlığında Alman, İsveç, İrlanda, Türkiye ve Malezya dan gelen 8 Gazze gönüllüsü katılımcı olarak 14 metrelik 50 yaşındaki teknemiz ile Girit adası açıklarında Yunanistan’ın karasularına çok yakın bir noktadaydık. Önce tepemizde dronlar dolaşmaya başladı, 60’a yakın tekne ile birlikte insansız hava araçlarının uğultusu, ardından körleştiren projektörler, internet bağlantılarımızın kesilmesi ile teknemizde bir anda ibranice konuşan silahlı israilli insanları gördük. Her şey çok ani gelişmişti. Ürkütücü silahlar, ve yüzlerini kapatmaları kendilerinin yaptıklarının bir haydut yaklaşımı olduğunu teyit eder nitelikteydi. Ensemizde tüfekleri ile bizleri kadın erkek demeden yerlere yatırdılar ve plastik ters kelepçelediler. Yemek yediğimiz kaşık ve çatalların dahi plastik seçildiği bir tekneye yapılan bu müdahale tamamen korkutma ve yıldırma amaçlıydı. Oysa onlar adeta silahlı bir suç örgütünü çökertiyorlardı. Darp ve ağır baskı altında bir başka gemiye götürüldük. Gemiye girdikten sonra bizleri ıslak zeminde dizüstü süründürerek kayıt masasına sürüklediler ve bizi numaralandırdılar. Sonra bir konteynerden içeri soktuklarında son birkaç haftada yüzen hapishaneye çevrilmiş bir gemiye bindirildiğimizi anladık. Bizi israile götürdüklerini söylüyorlardı. Kapatıldığımızda aklımdan ilk geçen şu oldu: Avrupa Birliği güvenlik sınırlarında artık israil diye başka bir güvenlik riski var. Üstelik Avrupa birliği, insan hakları ve hukukun üstünlüğü kavramlarını en güçlü şekilde üstlenmiş ülkeler topluluğu değil miydi? Biz bir suç işlemedik, kapasitemiz ölçüsünde sadece insani yardım malzemeleri taşıdığımız bir seyahati nasıl bu şekilde engelleyebilirlerdi ki? Sadece vicdanın sesine kulak vererek uluslararası sularda, tamamen yasal bir yolculuk yapıyorduk. Ama karşımızdaki güç bu gerçekle hiç ilgilenmiyordu. İki gün boyunca yerlerin özellikle ıslatıldığı 180 civarındaki insana yeterli olmayan büyüklükteki bir mekanda, zaman zaman grubun yarısına dahi yetmeyecek miktarda verilen bayat ekmek ve su ile bizler Gazze’de yaşananların ufacık bir kısmına canlı şahit olduk. Bu bizi ve sesimizi duyurabildiğimiz kitleyi sadece daha fazla motive etti. israil zulüm seviyesini arttırdıkça Gazze davasına inancı arttırıyor hem de davaya sahip çıkanların sayısını arttırdığını göremeyecek kadar onları körleştiriyor. İşte bu noktada SUMUD'un ısrarla hem “non-violence” kavramını sahiplenmesi hem de hukuk zemininden ayrılmamaya azami özen göstermesinin neden bu denli önemli olduğunu bir kez daha anladım. Çünkü hukuku çiğneyen tarafın kim olduğu, kayıtlara, hafızalara, tarihe geçmeliydi. O gece uluslararası sularda hukuku ayaklar altına alan israildi, biz değildik. Gördüklerim ve yaşadıklarım, bana şunu da öğretti: Kaba kuvvet sahipleri fiziksel bedenleri tutuklayabilirler. Ama vicdanları esaret altına alamazlar. Teknelerimizi tahrip edebilirler, bizi o gemide kelepçeleyebilirler, sesimizi geçici olarak kısabilirler. Lakin dünyada artık bu zulmü gören milyonlarca göz var ve bu gözler artık kapanmayı reddediyor. Kariyerinin son 26 yılında bebekler ile ilgili ticari faaliyetlerde bulunmuş birisi olarak ben Barcelona'dan ayrılırken 7 Ekimden sonra sadece Gazze’de öldürülen 20.000 den fazla bebeğe bir yenisi eklenmemesi için orada olmaktan başka çıkar yolum kalmadığını hisseden birisiydim. Çünkü şahit olup hiçbir şey yapamamanın manevi ağırlığını daha fazla taşıyamazdım, tıpkı yolculukta tanıştığım diğer vicdan sahibi insanlar gibi. İsveçli bir katılımcı bana sormuştu: “Eğer israil işgal güçleri bizi rehin alırlarsa pasaportunuz ne kadar güçlü?” Ben de dedim ki: Kim olaydan 48 saat içinde yatağında uyuyorsa onun pasaportu en güçlüdür. Hamdolsun olayın sabahına TBMM’deki tüm siyasi partilerin oybirliği ile bizlere sahip çıktığını duymak ülkem adına beni çok güçlü hissettirdi. Siyasi parti ayrımı yapmadan tüm imza koyan vekillerimize minnettarız. Yunanistan büyük oyalama ile bizi sabah 08.30 da teslim alıp 17.30 havaalanına getirdiğinde orada sadece Türkiye büyükelçi düzeyinde vatandaşlarını karşılamıştı. Büyükelçimiz Çağatay Erciyes, Girit'ten ayrılmak isteyen tüm yabancıları da THY uçağına davet etti ayrıca o gece İstanbul’da, Türkiye Cumhuriyeti'nin misafiri olacaklardı. Uçakta 18 Türk, 41 yabancı uyruklu mağdur vardı. 48 saattir aç olan insanlara mükemmel bir akşam yemeğinin üzerine baklava ve Türk çayı ikram eden THY personeli, çantalara diş fırçası, çorap, battaniye hediye etmişlerdi. Böyle düşünceli bir devletin vatandaşı olmanın gururunu tarif edemem. Ayrıca uçaktan inince İngiliz bir katılımcı basına “İngiltere’nin Türkiye’den öğreneceği çok şey var” yorumu paha biçilemez bir cümleydi. Türkiye’de bizi karşılamaya gelen basın mensuplarından birisi bana size nasıl davrandılar diye sorduklarında ise şunu söyleyebildim. İsrail, inanç ayırımı, pasaport ayırımı, cinsiyet ayırımı kesinlikle yapmadı. Hepimize hayvan sevmeyen ve bu yüzden hayvanlara kötü davranan insanların hayvanlara bile yapmayacağı kadar insafsızdı. Şimdi buradayım. Özgürüm. Ama Gazze özgür değil, henüz Thiago ve Seyif Özgür değil. Şimdi buradayım. Karnım tok. Ama Gazze’deki bebekler tok değil. Şimdi buradayım. Yıkandım. Ama Gazze’de insanlar en son hangi koşulda yıkanabildiler bilmiyorum. Şimdi buradayım. Sıcacık yatağımda mışıl mışıl uyudum. Ama Gazzeliler en son ne zaman bomba sesi duymadan uyudular bilmiyorum. Ve bu yüzden bu mücadele sürüyor, Gazze özgür olana kadar devam edecek İnşaAllah.
Can Handcuffs Be Put on Consciences? As I shared before, we set sail from Barcelona on April 15th aboard Global SUMUD vessels, as consciences that cannot be bought, standing against the oppression inflicted upon the Palestinian people and especially the people of Gaza. The Global SUMUD movement has always said: we will advocate for what we believe in peacefully, we are against any actions involving violence. I witnessed firsthand, from the moment we departed from Spain, that they meticulously uphold this principle at every step alongside legal counsel. The other party in this struggle is an entity that has had its statehood recognized by many other states — yet they are enormously wealthy. Just as they can buy politicians, they can buy states. On the other side, despite participation from many different countries, SUMUD is simply a civil society CONSCIENCE movement. The reason I use the word "entity" for israel is that its disregard for law demonstrates, through its every action, how far removed it is from the culture of a state. It is exactly like those lawless, rule-defying, arrogant structures we watched in old Western films — where whoever holds the gun makes the rules. I lived through the night of April 29th firsthand. In the darkness of night, we were 8 Gaza volunteers aboard our 14-meter, 50-year-old vessel near the coast of Crete, very close to Greek territorial waters — with participants from Germany, Sweden, Ireland, Turkey and Malaysia. First, drones began circling overhead. Among nearly 60 vessels, the hum of unmanned aerial vehicles, then blinding floodlights, the cutting of our internet connection — and suddenly we saw armed israeli soldiers speaking Hebrew on our boat. Everything happened so fast. The menacing weapons and their covered faces confirmed that what they were doing was nothing short of a criminal approach. With rifles at our backs, they forced us to the ground without distinguishing between women and men, and zip-tied our hands behind our backs. This raid on a vessel where even the cutlery we ate with was plastic was entirely aimed at intimidating and terrorizing us. Yet they were acting as if they were dismantling an armed criminal organization. We were taken to another ship under assault and severe pressure. Once aboard, they made us crawl on our knees across a wet floor to a registration desk, where they numbered us. When they pushed us inside a container, we realized we had been brought onto a ship that had been converted into a floating prison over the past few weeks. They were telling us they were taking us to israel. As we were locked away, the first thought that crossed my mind was: there is now another security threat within the European Union's security borders — called israel. And yet, wasn't the European Union a community of nations that most powerfully champions the concepts of human rights and the rule of law? We committed no crime. We were simply carrying humanitarian aid within our vessel's capacity — how could they block such a journey? We were sailing entirely legally in international waters, guided only by the voice of our conscience. But the force before us had no interest in that reality. For two days, in a space too small for the roughly 180 people it held — floors that had been deliberately kept wet — receiving stale bread and water in amounts that at times couldn't even feed half the group, we bore witness firsthand to a tiny fraction of what is being lived in Gaza. This only motivated us and the audience we could reach even further. The more israel escalates its level of oppression, the more it strengthens belief in the cause of Gaza — and it is so blinded that it cannot see it is also increasing the number of people who champion that cause. It was at this point that I understood once again why SUMUD's insistence on embracing the concept of "non-violence" and its utmost care to never stray from the legal ground is so critically important. Because who it is that tramples the law must be entered into the records, into memories, into history. That night, it was israel that crushed international law underfoot — not us. What I witnessed and experienced taught me this as well: Those who hold brute force can detain physical bodies. But they cannot hold consciences captive. They can damage our boats, they can handcuff us on that ship, they can temporarily silence our voices. Yet there are now millions of eyes in this world that see this oppression — and those eyes are refusing to close. As someone who has spent the last 26 years of their career in commerce related to babies, when I left Barcelona I was someone who felt there was no other option but to be there — so that not one more baby would be added to the more than 20,000 babies killed in Gaza since October 7th. Because bearing witness and being able to do nothing carries a spiritual weight I could no longer bear — just like the other people of conscience I met along the journey. A Swedish participant had asked me: "If israeli occupation forces take us hostage, how strong is your passport?" And I said: Whoever is sleeping in their bed within 48 hours of the incident — their passport is the strongest. Thank God, hearing that all political parties in the Grand National Assembly of Turkey stood behind us unanimously by the morning of the incident filled me with great pride for my country. We are grateful to every member of parliament who signed, regardless of political party. When Greece, after lengthy delays, handed us over at 08:30 in the morning and brought us to the airport at 17:30, Turkey was the only country there to receive its citizens at ambassador level. Our Ambassador Çağatay Erciyes invited all foreigners who wished to leave Crete and come to Turkey aboard a Turkish Airlines flight — and that evening in Istanbul, they would be guests of the Republic of Turkey. There were 18 Turkish and 41 foreign nationals among the victims on the flight. The Turkish Airlines staff, who served a magnificent dinner followed by baklava and Turkish tea to people who hadn't eaten in 48 hours, had also placed toothbrushes, socks and blankets as gifts in the bags. I cannot describe the pride of being a citizen of such a thoughtful state. And as we disembarked, a British participant told the press: "There is much that Britain can learn from Turkey" — a priceless statement. When a member of the press who came to meet us in Turkey asked me how they treated us, this is what I was able to say: israel made absolutely no distinction based on faith, passport, or gender. It was merciless to all of us in ways that even people who dislike animals and therefore mistreat them would never treat animals. Now here I am. Free. But Gaza is not free — Thiago and Saif are not yet free. Now here I am. My stomach is full. But the babies of Gaza are not full. Now here I am. I have bathed. But I do not know under what conditions people in Gaza last managed to bathe. Now here I am. I slept soundly in my warm bed. But I do not know when the people of Gaza last slept without the sound of bombs. And for this reason, this struggle continues — and it will go on, God willing, until Gaza is free.