# Halil Erdoğmuş > Halil Erdoğmuş resmi websitesidir. Public Ghost content for AI and LLM tooling. This file includes a bounded export of public pages first, then recent public posts. Append `.md` to any post or page URL to get the content in Markdown (for example, `/example-post.md`). ## Pages ### Privacy Policy URL: https://halilerdogmus.com/privacy-policy/ Last updated: 2026-07-04T17:37:44.000Z ## Who we are **Suggested text:** Our website address is: https://halilerdogmus.mco.com.tr. ## Comments **Suggested text:** When visitors leave comments on the site we collect the data shown in the comments form, and also the visitor’s IP address and browser user agent string to help spam detection. An anonymized string created from your email address (also called a hash) may be provided to the Gravatar service to see if you are using it. The Gravatar service privacy policy is available here: https://automattic.com/privacy/. After approval of your comment, your profile picture is visible to the public in the context of your comment. ## Media **Suggested text:** If you upload images to the website, you should avoid uploading images with embedded location data (EXIF GPS) included. Visitors to the website can download and extract any location data from images on the website. ## Cookies **Suggested text:** If you leave a comment on our site you may opt-in to saving your name, email address and website in cookies. These are for your convenience so that you do not have to fill in your details again when you leave another comment. These cookies will last for one year. If you visit our login page, we will set a temporary cookie to determine if your browser accepts cookies. This cookie contains no personal data and is discarded when you close your browser. When you log in, we will also set up several cookies to save your login information and your screen display choices. Login cookies last for two days, and screen options cookies last for a year. If you select "Remember Me", your login will persist for two weeks. If you log out of your account, the login cookies will be removed. If you edit or publish an article, an additional cookie will be saved in your browser. This cookie includes no personal data and simply indicates the post ID of the article you just edited. It expires after 1 day. ## Embedded content from other websites **Suggested text:** Articles on this site may include embedded content (e.g. videos, images, articles, etc.). Embedded content from other websites behaves in the exact same way as if the visitor has visited the other website. These websites may collect data about you, use cookies, embed additional third-party tracking, and monitor your interaction with that embedded content, including tracking your interaction with the embedded content if you have an account and are logged in to that website. ## Who we share your data with **Suggested text:** If you request a password reset, your IP address will be included in the reset email. ## How long we retain your data **Suggested text:** If you leave a comment, the comment and its metadata are retained indefinitely. This is so we can recognize and approve any follow-up comments automatically instead of holding them in a moderation queue. For users that register on our website (if any), we also store the personal information they provide in their user profile. All users can see, edit, or delete their personal information at any time (except they cannot change their username). Website administrators can also see and edit that information. ## What rights you have over your data **Suggested text:** If you have an account on this site, or have left comments, you can request to receive an exported file of the personal data we hold about you, including any data you have provided to us. You can also request that we erase any personal data we hold about you. This does not include any data we are obliged to keep for administrative, legal, or security purposes. ## Where your data is sent **Suggested text:** Visitor comments may be checked through an automated spam detection service. ### Hakkımda URL: https://halilerdogmus.com/hakkimda/ Last updated: 2026-07-04T17:37:45.000Z ## Girişkenlikten Girişimciliğe Başarı Öyküsü 1969 yılında Uşak’ta doğdum. Eğitim hayatım Lise öğrenimime kadar Uşak’ta idi. İstanbul Üniversitesi İktisat bölümünden mezun oldum ve sonraki yıllarda aynı üniversitede Uluslararası İşletme dalında yüksek lisans eğitimini tamamladım. 1991 yılında Türk Mitsui Bank Operasyon Bölümünde profesyonel iş hayatına atıldım. Aynı yıl sonunda Uşak’ta bulunan aile şirketimiz Erteks Tekstil A.Ş. de Genel Müdür Yardımcısı olarak bütçe ve finans departmanında, aynı zamanda ekolojik pamuk üretimi ve ihracatı projelerini gerçekleştiren ekibin içinde yer aldım. 1992 yılında Türkiye’nin 6\. Uşak’ınsa ilk özel radyosu Uşak Radyo TV. A.Ş. yi kurdum. Radyo 2016 yılına kadar yayın hayatını devam ettirdi. 1997 yılında özel etiketli kredi kartı şirketi Benkar’da İş Geliştirme Müdürü olarak müşteri profili oluşturma ve ürün takip aşamaları konularında çalıştım. 1999 yılında Ermet Mensucat A.Ş. de Genel Müdür olarak çalıştım. 2005 yılından 2012 yılına kadar Uşak’ta faaliyet gösteren Anadolu Ulaşım A.Ş.’nin Genel Müdür ve Yönetim Kurulu Başkanlığı görevlerini yürüttüm. Anadolu Ulaşım bu sürede cirosunu 9 Milyon $’dan 30 Milyon $’ a çıkardı. İzmir Ankara hattının en çok tercih edilen seyahat firması oldu. Sektörde bugün hala uygulanan koltuk arkası ekranlar, dahil olmak üzere birçok yeni uygulamayı ilk kez hayata geçiren yenilikçi bir firma olmayı başardı. 2000 yılında ise ebeveynlere yönelik bilgi ve içerik sunmak amacıyla bebeksitesi.com'u kurdum. Aynı yılın sonunda **bebek.com**, bebek.net, e-bebek.com ve **ebebek.com** alan adlarını satın aldım. Şubat 2001'de **bebek.com** yayına başladı ve kısa süre sonra **ebebek.com** üzerinden bebek ürünlerinin satışına başladım. Ebeveynlerin ürünleri görerek ve dokunarak alma isteğini gözlemlemem sonucu, Türkiye'de ilk kez "click to brick" iş modelini uygulayarak 2003 yılında açılan ilk ebebek mağazası ile fiziki mağazacılığa geçiş sürecini başlattım. Ekibimizle birlikte, Mayıs 2007’de ise Çamlıca'da 2.500 m²'lik Türkiye'nin bebek sektöründe en büyük mağazasının açılışını gerçekleştirdik. Geçen zaman içinde ebebek, Türkiye’nin çeşitli illerinde mağazalar, ebebek.com ve bebek.com web siteleri ile Türkiye’de anne-bebek perakendeciliği sektörünün yön gösteren firması olmayı başardı. Hem ebebek.com hem de bebek.com Altın Örümcek dâhil farklı yarışmalarda birçok kez ödüle layık görüldü. 2018 yılında, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde düzenlenen JCI Küresel Ortaklık Zirvesi’nde ebebek markasının 2015 yılından beri gerçekleştirdiği Bebekoloji Buluşmaları projesi ile Uluslararası Kurumsal Sosyal Sorumluluk (ICSR) ödülünü teslim aldım ve ebebek’in kurumsal sosyal sorumluluk alanındaki deneyimini, New York’ta, Birleşmiş Milletler Genel Merkezi’nde (BM) anlattım. 2019 yılında ise Çin’li E-ticaret devi Alibaba’nın Hong Kong borsasında işlem görmeye başlaması üzerine düzenlenen gong töreninde açılış gongunu çaldım. Şirketimizin global vizyonu, ebebek’in 2022 yılında İngiltere'de [http://www.ebebek.co.uk](http://www.ebebek.co.uk/?ref=halilerdogmus.com) sitesini açması ve uluslararası pazara adım atmasıyla devam etti. 2023 yılında, ebebek olarak halka arz sürecinde büyük bir başarı elde ettik. 3,9 milyonu aşkın yatırımcıdan, tahsisat tutarının 7,7 katı talep ile rekor bir katılım sağlanmış oldu. Halen ebebek ailesinde Grup CEO ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak görevime devam ediyorum. Aynı zamanda Evidea Yönetim Kurulu Üyesi olarak da çalışmalarıma devam etmekteyim. **GYİAD, İSGİD, BEBESAD ve BAGİDER** ‘de kurucu üye olarak görev aldım ve halan **TÜSİAD** üyesiyimdir. Şimdi yeni rotamız ebebek şirketini dünyaya açabilmek. ## ### İletişim URL: https://halilerdogmus.com/iletisim/ Last updated: 2026-07-04T17:37:46.000Z Soru, görüş ve önerilerinizi bu form aracılığı ile bana ulaştırabilirsiniz. ## Posts ### Harekete Geçenler 2: Halil Erdoğmuş “Girişimci, Farklı Görebilendir” URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-2usn3lnqlsq/ Last updated: 2026-07-04T17:37:52.000Z _No content available._ ### Belirsizlikte Liderlik - ebebek Kurucusu Halil ERDOĞMUŞ URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-645nedi1cvu/ Last updated: 2026-07-04T17:37:52.000Z _No content available._ ### İyi Niyet, biraz da gayret, yeter ki sabret gerisi kısmet | Halil Erdoğmuş | TEDxAtapark URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-y-u8ta9gspa/ Last updated: 2026-07-04T17:37:53.000Z _No content available._ ### Evim İçin 29. Bölüm | Halil Erdoğmuş İle Kahve Sohbetleri URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-bcd6eeggfli/ Last updated: 2026-07-04T17:37:54.000Z _No content available._ ### Halil Erdoğmuş | ebebek Halka Arz Oluyor URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-tk1dhvrvbfo/ Last updated: 2026-07-04T17:37:54.000Z _No content available._ ### Halil Erdoğmuş - İstanbul Marketing Summit 2019 URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-xe2hwxov1sa/ Last updated: 2026-07-04T17:37:55.000Z _No content available._ ### Halil Erdoğmuş, ebebek "İki kişi ağaca bakar, biri armut diğeri armut tatlısı görür." URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-4nhckmimnt4/ Last updated: 2026-07-04T17:37:55.000Z _No content available._ ### Halil Erdoğmuş | Giriş-in | Istanbul Sabahattin Zaim University URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-uvof5xrnmn0/ Last updated: 2026-07-04T17:37:56.000Z _No content available._ ### 7. Perakende Teknolojileri Konferansı | İşlerimiz Dijitalde Güvende mi? URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-los0axgv5sg/ Last updated: 2026-07-04T17:37:56.000Z _No content available._ ### ebebek.com'un Hikayesi - Halil Erdoğmuş / Dijital CEO ile Teknoloji Sohbetleri #58 URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-hxlvormqvty/ Last updated: 2026-07-04T17:37:57.000Z _No content available._ ### lham Verenler'de Bu Ay: Halil Erdoğmuş URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-2gaas3n7cvy/ Last updated: 2026-07-04T17:37:57.000Z _No content available._ ### NTV | “Sürdürülebilirliği çok önemsiyoruz” URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-mymmejqiba4/ Last updated: 2026-07-04T17:37:58.000Z _No content available._ ### Umut KILINÇ ile Vizyon' da e-bebek Kurucusu ve Genel Müdürü Halil ERDOĞMUŞ URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-ns5kjvfmv7u/ Last updated: 2026-07-04T17:37:58.000Z _No content available._ ### Halil Erdoğmuş | Giriş-in | Istanbul Sabahattin Zaim University URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-gd-p9grbeue/ Last updated: 2026-07-04T17:37:58.000Z _No content available._ ### Kürsü'de Konuk Sayın Halil Erdoğmuş URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-1_diwep5vey/ Last updated: 2026-07-04T17:37:59.000Z _No content available._ ### Halil Erdoğmuş- ebebek Genel Müdürü/ Kaktüsler, Dikenler ve Çiçekler Kitabı URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-731gip-onyq/ Last updated: 2026-07-04T17:38:00.000Z _No content available._ ### Omnichannel Zirvesi | Fiziksel Mağazalar ve AVM’ler Yeniden Yükselişe Geçebilirler mi? URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-ahabo8l4nvu/ Last updated: 2026-07-04T17:38:01.000Z _No content available._ ### Ebebek Kurucu/Genel Müdür Halil Erdoğmuş ile "Değişen Dünya Düzeninde Perakende" Söyleşi URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-rvys8zpdrsq/ Last updated: 2026-07-04T17:38:01.000Z _No content available._ ### Eticaret Öncelikle Bir Pazarlama Kanalıdır! URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-fu5bgm636zo/ Last updated: 2026-07-04T17:38:02.000Z _No content available._ ### 25 Eylül 2017 ETİD Buluşması - ebebek Genel Müdürü Halil Erdoğmuş ile Röportaj URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-gdv2l5hus70/ Last updated: 2026-07-04T17:38:02.000Z _No content available._ ### ebebek ofisini gezdik | Girişim Ofisleri URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-kx9g6pol004/ Last updated: 2026-07-04T17:38:02.000Z _No content available._ ### Bebekoloji 2015-Açılış Konuşması-ebebek Genel Müdürü Halil Erdoğmuş URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-9je8rzjpacu/ Last updated: 2026-07-04T17:38:03.000Z _No content available._ ### Röportaj: Halil Erdoğmuş, eBebek Kurucusu ve Genel Müdürü URL: https://halilerdogmus.com/videolar/video-yrrbhcdl5po/ Last updated: 2026-07-04T17:38:03.000Z _No content available._ ### Tüm Dünya Bize Katılacak URL: https://halilerdogmus.com/tum-dunya-bize-katilacak/ Last updated: 2026-07-04T17:37:44.000Z Sumud gemileri ile doldu Akdeniz; Bekleyin... Gazze... geliyoruz. Biz; barışın temsilcileriyiz; Umudun şarkısını söylüyoruz! Tüm dünya... bize katılacak. Filistin... özgür olacak! Akın akın... gemilere doluyor insanlar. Denizleri köpürtüyor; teknelere vuran dalgalar. Gökyüzü... şahit olsun! Kavuşunca Filistin’e; barış yeniden doğsun. Bebekler gülsün; çocuklar coşsun! Sumud gemileri ile doldu Akdeniz; Bekleyin... Gazze... geliyoruz. Biz; barışın temsilcileriyiz; Umudun şarkısını söylüyoruz! Tüm dünya... bize katılacak. Filistin... özgür olacak! Haydi; sen de katıl bize! O zaman... daha gür çıkar sesimiz. Zincirleri kırar... nefesimiz! Taşıdığımız tek yük; kalbimizdeki sevgimiz; Onlar özgür olana kadar... hepimiz Gazzeliyiz! Sumud gemileri ile doldu Akdeniz; Bekleyin... Gazze... geliyoruz. Biz; barışın temsilcileriyiz; Umudun şarkısını söylüyoruz! Tüm dünya... bize katılacak. Filistin... özgür olacak! ### Vicdanlara Kelepçe Takılabilir mi? URL: https://halilerdogmus.com/vicdanlara-kelepce-takilabilir-mi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:43.000Z Daha önce de paylaştığım üzere Filistin halkına ve özellikle Gazze'de yaşanan zulme karşı satın alınamayan vicdanlar olarak 15 Nisan'da Global SUMUD tekneleri ile Barcelona'dan yola çıkmıştık. Global SUMUD hareketi olarak hep söyledikleri şey: savunduklarımızı barış içinde anlatacağız, şiddete yönelen eylemlere karşıyız. Bu ilkeyi her adımlarında hukukçularla birlikte titizlikle koruyorlar, buna İspanya'dan seyahate çıktığımız andan itibaren bizzat şahit oldum. Mücadele ettiğiniz konunun diğer muhatabı ise kendisinin devlet olduğunu bir çok başka devlete onaylatmış bir oluşum lakin çok zenginler. Politikacıları satın alabildikleri gibi devletleri de satın alabiliyorlar. Diğer tarafta çok farklı ülkelerden katılım olsa da SUMUD ise sadece bir sivil toplum VİCDAN hareketi. israil için oluşum tanımlamasını kullanmamın nedeni ise hukuku hiçe sayması, kendisinin bir devlet kültüründen uzak olduğunu her hareketi ile göstermesi. Adeta geçmişte vahşi batı ile ilgili seyrettiğimiz filimler de ki gibi elinde silahı olanın kuralı koyduğu yakışıksız, kural tanımaz şımarık bir yapı. 29 Nisan gecesini bizzat yaşadım. Gece karanlığında Alman, İsveç, İrlanda, Türkiye ve Malezya dan gelen 8 Gazze gönüllüsü katılımcı olarak 14 metrelik 50 yaşındaki teknemiz ile Girit adası açıklarında Yunanistan’ın karasularına çok yakın bir noktadaydık. Önce tepemizde dronlar dolaşmaya başladı, 60’a yakın tekne ile birlikte insansız hava araçlarının uğultusu, ardından körleştiren projektörler, internet bağlantılarımızın kesilmesi ile teknemizde bir anda ibranice konuşan silahlı israilli insanları gördük. Her şey çok ani gelişmişti. Ürkütücü silahlar, ve yüzlerini kapatmaları kendilerinin yaptıklarının bir haydut yaklaşımı olduğunu teyit eder nitelikteydi. Ensemizde tüfekleri ile bizleri kadın erkek demeden yerlere yatırdılar ve plastik ters kelepçelediler. Yemek yediğimiz kaşık ve çatalların dahi plastik seçildiği bir tekneye yapılan bu müdahale tamamen korkutma ve yıldırma amaçlıydı. Oysa onlar adeta silahlı bir suç örgütünü çökertiyorlardı. Darp ve ağır baskı altında bir başka gemiye götürüldük. Gemiye girdikten sonra bizleri ıslak zeminde dizüstü süründürerek kayıt masasına sürüklediler ve bizi numaralandırdılar. Sonra bir konteynerden içeri soktuklarında son birkaç haftada yüzen hapishaneye çevrilmiş bir gemiye bindirildiğimizi anladık. Bizi israile götürdüklerini söylüyorlardı. Kapatıldığımızda aklımdan ilk geçen şu oldu: Avrupa Birliği güvenlik sınırlarında artık israil diye başka bir güvenlik riski var. Üstelik Avrupa birliği, insan hakları ve hukukun üstünlüğü kavramlarını en güçlü şekilde üstlenmiş ülkeler topluluğu değil miydi? Biz bir suç işlemedik, kapasitemiz ölçüsünde sadece insani yardım malzemeleri taşıdığımız bir seyahati nasıl bu şekilde engelleyebilirlerdi ki? Sadece vicdanın sesine kulak vererek uluslararası sularda, tamamen yasal bir yolculuk yapıyorduk. Ama karşımızdaki güç bu gerçekle hiç ilgilenmiyordu. İki gün boyunca yerlerin özellikle ıslatıldığı 180 civarındaki insana yeterli olmayan büyüklükteki bir mekanda, zaman zaman grubun yarısına dahi yetmeyecek miktarda verilen bayat ekmek ve su ile bizler Gazze’de yaşananların ufacık bir kısmına canlı şahit olduk. Bu bizi ve sesimizi duyurabildiğimiz kitleyi sadece daha fazla motive etti. israil zulüm seviyesini arttırdıkça Gazze davasına inancı arttırıyor hem de davaya sahip çıkanların sayısını arttırdığını göremeyecek kadar onları körleştiriyor. İşte bu noktada SUMUD'un ısrarla hem “non-violence” kavramını sahiplenmesi hem de hukuk zemininden ayrılmamaya azami özen göstermesinin neden bu denli önemli olduğunu bir kez daha anladım. Çünkü hukuku çiğneyen tarafın kim olduğu, kayıtlara, hafızalara, tarihe geçmeliydi. O gece uluslararası sularda hukuku ayaklar altına alan israildi, biz değildik. Gördüklerim ve yaşadıklarım, bana şunu da öğretti: Kaba kuvvet sahipleri fiziksel bedenleri tutuklayabilirler. Ama vicdanları esaret altına alamazlar. Teknelerimizi tahrip edebilirler, bizi o gemide kelepçeleyebilirler, sesimizi geçici olarak kısabilirler. Lakin dünyada artık bu zulmü gören milyonlarca göz var ve bu gözler artık kapanmayı reddediyor. Kariyerinin son 26 yılında bebekler ile ilgili ticari faaliyetlerde bulunmuş birisi olarak ben Barcelona'dan ayrılırken 7 Ekimden sonra sadece Gazze’de öldürülen 20.000 den fazla bebeğe bir yenisi eklenmemesi için orada olmaktan başka çıkar yolum kalmadığını hisseden birisiydim. Çünkü şahit olup hiçbir şey yapamamanın manevi ağırlığını daha fazla taşıyamazdım, tıpkı yolculukta tanıştığım diğer vicdan sahibi insanlar gibi. İsveçli bir katılımcı bana sormuştu: “Eğer israil işgal güçleri bizi rehin alırlarsa pasaportunuz ne kadar güçlü?” Ben de dedim ki: Kim olaydan 48 saat içinde yatağında uyuyorsa onun pasaportu en güçlüdür. Hamdolsun olayın sabahına TBMM’deki tüm siyasi partilerin oybirliği ile bizlere sahip çıktığını duymak ülkem adına beni çok güçlü hissettirdi. Siyasi parti ayrımı yapmadan tüm imza koyan vekillerimize minnettarız. Yunanistan büyük oyalama ile bizi sabah 08.30 da teslim alıp 17.30 havaalanına getirdiğinde orada sadece Türkiye büyükelçi düzeyinde vatandaşlarını karşılamıştı. Büyükelçimiz Çağatay Erciyes, Girit'ten ayrılmak isteyen tüm yabancıları da THY uçağına davet etti ayrıca o gece İstanbul’da, Türkiye Cumhuriyeti'nin misafiri olacaklardı. Uçakta 18 Türk, 41 yabancı uyruklu mağdur vardı. 48 saattir aç olan insanlara mükemmel bir akşam yemeğinin üzerine baklava ve Türk çayı ikram eden THY personeli, çantalara diş fırçası, çorap, battaniye hediye etmişlerdi. Böyle düşünceli bir devletin vatandaşı olmanın gururunu tarif edemem. Ayrıca uçaktan inince İngiliz bir katılımcı basına “İngiltere’nin Türkiye’den öğreneceği çok şey var” yorumu paha biçilemez bir cümleydi. Türkiye’de bizi karşılamaya gelen basın mensuplarından birisi bana size nasıl davrandılar diye sorduklarında ise şunu söyleyebildim. İsrail, inanç ayırımı, pasaport ayırımı, cinsiyet ayırımı kesinlikle yapmadı. Hepimize hayvan sevmeyen ve bu yüzden hayvanlara kötü davranan insanların hayvanlara bile yapmayacağı kadar insafsızdı. Şimdi buradayım. Özgürüm. Ama Gazze özgür değil, henüz Thiago ve Seyif Özgür değil. Şimdi buradayım. Karnım tok. Ama Gazze’deki bebekler tok değil. Şimdi buradayım. Yıkandım. Ama Gazze’de insanlar en son hangi koşulda yıkanabildiler bilmiyorum. Şimdi buradayım. Sıcacık yatağımda mışıl mışıl uyudum. Ama Gazzeliler en son ne zaman bomba sesi duymadan uyudular bilmiyorum. Ve bu yüzden bu mücadele sürüyor, Gazze özgür olana kadar devam edecek İnşaAllah. --- **Can Handcuffs Be Put on Consciences?** As I shared before, we set sail from Barcelona on April 15th aboard Global SUMUD vessels, as consciences that cannot be bought, standing against the oppression inflicted upon the Palestinian people and especially the people of Gaza. The Global SUMUD movement has always said: we will advocate for what we believe in peacefully, we are against any actions involving violence. I witnessed firsthand, from the moment we departed from Spain, that they meticulously uphold this principle at every step alongside legal counsel. The other party in this struggle is an entity that has had its statehood recognized by many other states — yet they are enormously wealthy. Just as they can buy politicians, they can buy states. On the other side, despite participation from many different countries, SUMUD is simply a civil society CONSCIENCE movement. The reason I use the word "entity" for israel is that its disregard for law demonstrates, through its every action, how far removed it is from the culture of a state. It is exactly like those lawless, rule-defying, arrogant structures we watched in old Western films — where whoever holds the gun makes the rules. I lived through the night of April 29th firsthand. In the darkness of night, we were 8 Gaza volunteers aboard our 14-meter, 50-year-old vessel near the coast of Crete, very close to Greek territorial waters — with participants from Germany, Sweden, Ireland, Turkey and Malaysia. First, drones began circling overhead. Among nearly 60 vessels, the hum of unmanned aerial vehicles, then blinding floodlights, the cutting of our internet connection — and suddenly we saw armed israeli soldiers speaking Hebrew on our boat. Everything happened so fast. The menacing weapons and their covered faces confirmed that what they were doing was nothing short of a criminal approach. With rifles at our backs, they forced us to the ground without distinguishing between women and men, and zip-tied our hands behind our backs. This raid on a vessel where even the cutlery we ate with was plastic was entirely aimed at intimidating and terrorizing us. Yet they were acting as if they were dismantling an armed criminal organization. We were taken to another ship under assault and severe pressure. Once aboard, they made us crawl on our knees across a wet floor to a registration desk, where they numbered us. When they pushed us inside a container, we realized we had been brought onto a ship that had been converted into a floating prison over the past few weeks. They were telling us they were taking us to israel. As we were locked away, the first thought that crossed my mind was: there is now another security threat within the European Union's security borders — called israel. And yet, wasn't the European Union a community of nations that most powerfully champions the concepts of human rights and the rule of law? We committed no crime. We were simply carrying humanitarian aid within our vessel's capacity — how could they block such a journey? We were sailing entirely legally in international waters, guided only by the voice of our conscience. But the force before us had no interest in that reality. For two days, in a space too small for the roughly 180 people it held — floors that had been deliberately kept wet — receiving stale bread and water in amounts that at times couldn't even feed half the group, we bore witness firsthand to a tiny fraction of what is being lived in Gaza. This only motivated us and the audience we could reach even further. The more israel escalates its level of oppression, the more it strengthens belief in the cause of Gaza — and it is so blinded that it cannot see it is also increasing the number of people who champion that cause. It was at this point that I understood once again why SUMUD's insistence on embracing the concept of "non-violence" and its utmost care to never stray from the legal ground is so critically important. Because who it is that tramples the law must be entered into the records, into memories, into history. That night, it was israel that crushed international law underfoot — not us. What I witnessed and experienced taught me this as well: Those who hold brute force can detain physical bodies. But they cannot hold consciences captive. They can damage our boats, they can handcuff us on that ship, they can temporarily silence our voices. Yet there are now millions of eyes in this world that see this oppression — and those eyes are refusing to close. As someone who has spent the last 26 years of their career in commerce related to babies, when I left Barcelona I was someone who felt there was no other option but to be there — so that not one more baby would be added to the more than 20,000 babies killed in Gaza since October 7th. Because bearing witness and being able to do nothing carries a spiritual weight I could no longer bear — just like the other people of conscience I met along the journey. A Swedish participant had asked me: "If israeli occupation forces take us hostage, how strong is your passport?" And I said: Whoever is sleeping in their bed within 48 hours of the incident — their passport is the strongest. Thank God, hearing that all political parties in the Grand National Assembly of Turkey stood behind us unanimously by the morning of the incident filled me with great pride for my country. We are grateful to every member of parliament who signed, regardless of political party. When Greece, after lengthy delays, handed us over at 08:30 in the morning and brought us to the airport at 17:30, Turkey was the only country there to receive its citizens at ambassador level. Our Ambassador Çağatay Erciyes invited all foreigners who wished to leave Crete and come to Turkey aboard a Turkish Airlines flight — and that evening in Istanbul, they would be guests of the Republic of Turkey. There were 18 Turkish and 41 foreign nationals among the victims on the flight. The Turkish Airlines staff, who served a magnificent dinner followed by baklava and Turkish tea to people who hadn't eaten in 48 hours, had also placed toothbrushes, socks and blankets as gifts in the bags. I cannot describe the pride of being a citizen of such a thoughtful state. And as we disembarked, a British participant told the press: "There is much that Britain can learn from Turkey" — a priceless statement. When a member of the press who came to meet us in Turkey asked me how they treated us, this is what I was able to say: israel made absolutely no distinction based on faith, passport, or gender. It was merciless to all of us in ways that even people who dislike animals and therefore mistreat them would never treat animals. Now here I am. Free. But Gaza is not free — Thiago and Saif are not yet free. Now here I am. My stomach is full. But the babies of Gaza are not full. Now here I am. I have bathed. But I do not know under what conditions people in Gaza last managed to bathe. Now here I am. I slept soundly in my warm bed. But I do not know when the people of Gaza last slept without the sound of bombs. And for this reason, this struggle continues — and it will go on, God willing, until Gaza is free. ### Şubat Ayı Önerileri (2026) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/subat-ayi-onerileri-2026/ Last updated: 2026-07-04T17:37:46.000Z ![Pazarlama 5.0 / Philip Kotler](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/81ZYIoXW-kL._AC_UF8941000_QL80_.jpg) **Kitap Önerisi** Pazarlama 5.0 / Philip Kotler ![Sully (2016)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/MV5BMjNlYzk4MTMtZjJmYS00YjQwLTkyNzctZDQzYTUxOTI1YzAxXkEyXkFqcGc@._V1_.jpg) **Film Önerisi** Sully (2016) ![Harezmi](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/28811-2.jpg) **İnsan Önerisi** Harezmi ### Ocak Ayı Önerileri (2026) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/ocak-ayi-onerileri-2026/ Last updated: 2026-07-04T17:37:47.000Z !["Yöneticiliğin El Kitabı" (The Effective Executive) – Peter F. Drucker](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-9.jpg) **Kitap Önerisi** "Yöneticiliğin El Kitabı" (The Effective Executive) – Peter F. Drucker !["Stajyer" (The Intern) (2015)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/png-clipart-movie-icon-mega-8-the-intern-intern-movie-poster-thumbnail-1-1.png) **Film Önerisi** "Stajyer" (The Intern) (2015) ![El-Cezeri](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/6-7-1.jpg) **İnsan Önerisi** El-Cezeri ### Aralık Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/aralik-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:47.000Z !["Outliers" (Çizginin Dışındakiler) – Malcolm Gladwell](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/wi_800-7.jpg) **Kitap Önerisi** "Outliers" (Çizginin Dışındakiler) – Malcolm Gladwell !["Rüzgarı Dizginleyen Çocuk" (The Boy Who Harnessed the Wind) (2019)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/the-boy-who-harnessed-the-wind-1.jpg) **Film Önerisi** "Rüzgarı Dizginleyen Çocuk" (The Boy Who Harnessed the Wind) (2019) ![Aliya İzzetbegoviç](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-8.jpg) **İnsan Önerisi** Aliya İzzetbegoviç ### Kasım Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/kasim-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:48.000Z ![İyiden Mükemmel Şirkete - Jim Collins](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/0000000151877-1-1.jpg) **Kitap Önerisi** İyiden Mükemmel Şirkete - Jim Collins ![Yıldızlararası (Interstellar) (2014)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/19-409x640-1-1.jpg) **Film Önerisi** Yıldızlararası (Interstellar) (2014) ![Filistinli Dr. Ebu Hüsam Safiyye](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/1403080811291833231307284-768x535.jpg) **İnsan Önerisi** Filistinli Dr. Ebu Hüsam Safiyye ### Ekim Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/ekim-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:49.000Z ![Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan – Oğuz Atay](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-7.jpg) **Kitap Önerisi** Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan – Oğuz Atay ![The Man Who Knew Infinity” (2015) – (Sonsuzluk Teorisi)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-1-4.jpg) **Film Önerisi** The Man Who Knew Infinity” (2015) – (Sonsuzluk Teorisi) ![Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-2-2.jpg) **İnsan Önerisi** Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu ### Eylül Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/eylul-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:49.000Z ![Çakma: Çince Yapıbozum - Byung-Chul Han](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/wi_800-6.jpg) **Kitap Önerisi** Çakma: Çince Yapıbozum - Byung-Chul Han ![October Sky (Ekim Düşü) (1999)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/dac76f3d-1667-4989-9b30-544175d42b93_big_300x440-1.jpg) **Film Önerisi** October Sky (Ekim Düşü) (1999) ![Vecihi Hürkuş](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/vecihi-hurkus-6852-1-215x300.jpg) **İnsan Önerisi** Vecihi Hürkuş ### Ağustos Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/agustos-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:49.000Z ![Dağınık Zihinler - Gabor Mate](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-1-3.jpg) **Kitap Önerisi** Dağınık Zihinler - Gabor Mate ![Fetih 1453 (2012)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-6.jpg) **Film Önerisi** Fetih 1453 (2012) ![Fuat Sezgin](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/wh_8c4405aae-1.jpg) **İnsan Önerisi** Fuat Sezgin ### Temmuz Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/temmuz-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:50.000Z ![Bilim Tarihi Sohbetleri - Prof. Dr. Fuat Sezgin](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/wi_800-1.png) **Kitap Önerisi** Bilim Tarihi Sohbetleri - Prof. Dr. Fuat Sezgin ![Hidden Figures (Gizli Sayılar) (2016)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/gizli-sayilar-1.jpg) **Film Önerisi** Hidden Figures (Gizli Sayılar) (2016) ![Sadettin Ökten](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-5.jpg) **İnsan Önerisi** Sadettin Ökten ### Haziran Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/haziran-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:50.000Z ![Akış: Mutluluk Bilimi - Mihaly Csikszentmihalyi](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/wi_800-658x1024.jpg) **Kitap Önerisi** Akış: Mutluluk Bilimi - Mihaly Csikszentmihalyi ![The Founder (John Lee Hancock)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/download-3-2.jpg) **Film Önerisi** The Founder (John Lee Hancock) ![Aziz Sancar](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/images-2.jpg) **İnsan Önerisi** Aziz Sancar ### Mayıs Ayı Önerileri (2025) URL: https://halilerdogmus.com/oneriler/mayis-ayi-onerileri-2025/ Last updated: 2026-07-04T17:37:51.000Z ![Range: Why Generalists Triumph in a Specialized World – David Epstein](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/71PsZn5ctL-686x1024.jpg) **Kitap Önerisi** Range: Why Generalists Triumph in a Specialized World – David Epstein ![The Social Dilemma (2020)](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/socialdilemma2-1.jpg) **Film Önerisi** The Social Dilemma (2020) ![Frances Haugen](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/frances-haugen-300x300.jpg) **İnsan Önerisi** Frances Haugen ### Birlikte Gelişmek Mümkün mü? URL: https://halilerdogmus.com/birlikte-gelismek-mumkun-mu/ Last updated: 2026-07-04T17:37:45.000Z Üniversite yıllarımda yakın arkadaş grubumuzla bir akşam otururken arkadaşlarımızdan biri bir teklifte bulundu. Haydi birbirimizin hem beğendiğimiz hem de beğenmediğimiz yönlerini söyleyelim. Bu fikir yakınlık kadar cesaret de gerektiriyordu. Beğenilmeyen yönlerin doğrudan söylenmesi can acıtabilirdi. İlk turda hepimiz kendimizi konfor alanımızın dışında hissettik. Ama fark ettiğim ilginç bir şey oldu: Tek bir kişinin yorumu kişisel gelebilirken, birkaç kişi aynı noktaya işaret edince o yönle yüzleşmek daha kolaylaşıyordu. Sonradan öğrendim ki bu durum psikolojide "ortak kanaat etkisi" ya da "social proof" olarak biliniyormuş. Özünde birey olarak tek bir görüşe direnebilirken, kolektif bir gözleme kulak vermek daha kolay geliyor sanırım. Çünkü ilki kişisel algılanırken aynı geri bildirimi birden fazla kişiden duyduğunuzda konu birden nesnelleşiyor. **İş Hayatında Aynı Dinamik** Yıllar sonra yöneticilik hayatımda bu yöntemi birkaç kez bana bağlı çalışma arkadaşlarımızla deneyimledim. Her seferinde katkı ve değer sağladığını gördüm . Ama önemli bir gözlemim var o da şu; insanlar yaş aldıkça ve pozisyonları yükseldikçe, açık geri bildirime karşı dirençleri artabiliyor. Başlangıçta gelişim niyetiyle yola çıkılırken, sanırım zamanla bu yerini "onaylanma" arzusuna bırakabiliyor. Duymak yerine onaylanmak ağır basıyor. Kanımca statü arttıkça beklentiler de artıyor: Daha az hata, daha çok bilgi, daha güçlü duruş.. Ve hem çevremiz hem de biz kendimizden kusursuzluk beklemeye başlıyoruz. Bu da bizi savunmaya geçirebiliyor. Eleştiri artık yalnızca bir davranış değil, kimliğimize yönelik bir tehdit gibi algılanabiliyor. Bu ise gelişimin önündeki en büyük engellerden biri haline gelebiliyor. **Bir yöneticiyi liderden ayıran temel ayrımlardan biri bence bu.** Oysa gelişim; eleştiriden kaçmakta değil, onu anlayıp dönüştürmekte yatıyor olmalı değil mi? **Johari Penceresi ile Tanışma** Üniversitedeki o geceyi, yıllar sonra bir arkadaşımdan Johari Penceresi modelini duyduğumda yeniden hatırladım. Psikologlar Joseph Luft (1916–2014) ve Harrington Ingham (1916–1995) tarafından 1955'te geliştirilen bu modelin dört alanı var; hem bireysel farkındalık hem de liderlik kalitesi için güçlü bir rehber olabilir niyetiyle paylaşıyorum: 1\. Bölge: Açık Alan (Ben ve başkaları tarafından bilinen) Hem bizim hem de başkalarının bildiği yönlerimizdir. Bu kişiliğimizin görünür ve bilinen kısmıdır; davranışlarımız, güçlü yönlerimiz, alışkanlıklarımız, iletişim tarzımız gibi. Direkt dolaysız iletişim kuruyoruzdur. Bu da hem bizden hem de iletişimde olduğumuz kişilerce bilinir. Bu açık alandır. Bu alan ne kadar büyürse, ilişkiler o kadar sağlamlaşır, ekip çalışması o kadar şeffaf ve verimli olur diye inanıyorum. 2\. Bölge: Kör Alan (benim bilmediğim diğerlerinin bildiği) Kendimizin farkında olmadığı, ama başkalarının farkında olduğu yönlerimizdir. Örneğin; sen kendini "doğrudan ve net iletişim kuran biri" olarak tanımlayabilirsin. Ama ekip arkadaşların bunu keskin, kırıcı ya da baskılayıcı buluyor olabilir. Sen bunu fark etmediğin sürece bu davranış senin kör alanında kalmaya devam edecektir. Aslında kör alan, bir ayıp ya da zayıflık değildir. Aksine, farkına varıldığında en güçlü gelişim alanı olabilir. Çünkü kendini tanıma cesaretin varsa, dışarıdan gelen ayna yansımaları bu gelişim alanın ile tanışmana vesile olabilecektir. Bu alanı grafikte daraltmanın yolu savunmaya geçmeden, yargılamadan geri bildirim duyabilmektir. 3\. Bölge: Gizli Alan Yalnızca bizim bildiğimiz, başkalarının farkında olmadığı duygu, düşünce, inanç ya da eğilimlerimizdir. Bir örnekle daha anlaşılır hale getirelim; bir ekip lideri iş arkadaşlarının onunla konuşurken çekindiğini geri durduğunu hissediyor. Ama kimse bir şey söylemiyor. Liderin içinde ise yanlış anlaşılmaktan korkan, onaylanma ihtiyacı duyan bir taraf var. Bunu hiçbir zaman dile getiremiyor. Çünkü güçlü görünmesi gerektiğine inanıyor. Ancak bir gün şöyle diyor: Bazen fark etmeden mesafeli bir üslup kullanabiliyorum. Bu sizi rahatsız ediyorsa bilmek isterim, çünkü gerçekten daha açık ve samimi bir iletişim kurmak istiyorum. Bu cümle gizli alandan açık alana geçiş için güzel bir örnek olabilir. Ve bu küçük açıklık bile ilişkilerde büyük değişimi başlatabilir. Sanırım gizli alanlarımız aslında bağ kurma potansiyelimizin saklanan hazineleri ve büyük potansiyel taşıyor. 4\. Bölge: Bilinmeyen Alan Ne bizim ne de başkalarının bildiği yönlerimizdir. Yani hem biz farkında değilizdir, hem de çevremiz. Bir çalışan düşünün. Yıllardır teknik görevlerde çalışıyor. İşini iyi yapıyor ama herhangi bir profil gibi görünüyor. Bir gün aniden çıkan bir kriz toplantısında, hiç beklenmedik bir şekilde süreci toparlıyor, insanları sakinleştiriyor, çözüm geliştiriyor. Ekip lideri onu ilk kez bu kadar güçlü bir iletişimci ve koordinatör olarak görüyor. Ve kendisi de ilk kez bu yönünü tanıyor. İşte bu, bilinmeyen alanın açığa çıkış anıdır. Ve şöyle der; ben bu yönümün bu kadar güçlü olabileceğini hiç bilmiyordum. Oysa bu yön orada hep vardı. Sadece uygun koşullar oluşmamıştı. **Statü Artınca Neler Değişiyor olabilir?** Kişiden kişiye değişebilmekle beraber geri bildirime açıklık sanırım zamanla azalabiliyor. Bunun üç temel nedeni şu şekilde sayabilir miyiz? **1\. Ego Tehdidi** Yüksek pozisyonlarda yapılan her hata daha çok görünür olur. Eleştiri artık kimliğe yönelmiş gibi hissedilebilir ve doğal olarak savunma duvarları yükselir. Hataları kişisel olarak yargılamayan bir ekipte bu riskin olmayacağına inanıyorum. **2\. Yankı Odası** Zamanla çevremizi benzer düşünen insanlarla dolduruyor olabiliriz. Bu durumda farklı sesler dışarıda kalır. Bu konfor alanı, gelişimi değil statükoyu besleme riskini doğurabilir. **3\. Güç ve Algı Yönetimi** Lider duymaktan çok konuşmaya odaklanırsa geri bildirim değersizleşmeye başlayabilir. Bu tür durumlarda görülmek değil, onaylanmak arzusu öne çıkıyor olabilir. Bu da organizasyonel öğrenmeyi sekteye uğratma riski içerebilir. **Geri Bildirim: Ödül mü, Tehdit mi?** İş hayatımda yıllar boyunca taşıma sektöründen perakendeciliğe farklı alanlarda çalıştım. Ebebek’te, yıllar önce "Her Şikayet Bizim İçin Bir Ödüldür" sloganını geliştirmiştik. Şimdilerde her Cuma, çoğu zaman olumsuz bir deneyim yaşamış bir bebeveyni dinlemenin, bu kültürün bir parçası olarak devam ediyor olması çok değerli. Aynı yaklaşımı ekip arkadaşlarımızla da sürdürmek çok kıymetli. Kendimize şu soruyu sormak bazen dönüştürücü olabilir mi? Bende fark etmediğim bir gelişim alanı var mı? Yalnız dikkat, bu soru fikrine güvendiğimiz ve bizi gerçek manada gözlemleyebilen kişilere yöneltildiğinde, geri bildirim bir gelişim aracına dönüşebilecekken, doğru yetkinlik ve yeterlilikte olmayan kişilerde alacağımız geri bildirimler bizde hatalı tasdikler geliştirebilir. **Uyum Değil, Derinlik Arayan Yönetim Anlayışı** 1994’te Yeni Demokrasi Hareketi döneminde Üzeyir Garih’le tanışmıştım. Bir sohbet sırasında, yönetim kurullarında mutlaka karşıt görüşlü bir kişi bulundurduklarını söylemişti. Bunun ücretini kendileri ödüyorlardı. Bu bana çok ilham vermişti. O günden beri benimle aynı yönden bakmayan insanlara daha çok kulak verdim. Şirketlerdeki bağımsız yönetim kurulu üyeliklerinin özü de bu değil midir? ***Karşıt fikirden beslenme cesareti.*** Herkes aynı fikirdeyse, biri düşünmüyor olabilir. Üzeyir Garih’ten gelen bu örnekte geri bildirime, kültürde yer var, hatta öyle var ki, bordroda bile karşılığı var. **Oldumculuk Hastalığı** Kişi kendi gelişimini tamamladığını düşünürse doğal olarak geri bildirime kulağını kapatacaktır. Hatta çok yakını bile söylese duymak istemez, fark etmez, kabullenmez. Temelinde yukarıda bahsettiğim bazı dinamiklerle de ilişkili olabilir. Bu yaklaşım, sadece kişisel değil, kurumsal gelişimi de engelleme riski taşıyacaktır. **Sonuç: Hediye mi, Hakaret mi?** Kimimiz geri bildirimi bir hediye olarak görür, kimimiz ise kişisel saldırı gibi algılar. Bu fark, hayata ve öğrenmeye nasıl baktığımızla ilgilidir diye düşünüyorum. Hala bir hayat fakültesi öğrencisi miyiz? Yoksa ben oldum diyerek kapıyı kapattık mı? Bu yazıyı, kendime ve başkalarına daha açık, daha dürüst ve daha insan kalabilmenin yollarını ararken kaleme aldım. Çünkü inanıyorum ki gerçek gelişim, kendimize samimiyet ve gerçeklikle baktığımız anda başlıyor. Johari Penceresini görünce de bu yolculukta güçlü bir araç olabileceğini anladım. 16.07.2025 İstanbul #### ### Kaygıları Yönetme Sorumluluğumuz URL: https://halilerdogmus.com/kaygilari-yonetme-sorumlulugumuz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:43.000Z 'Şimdi böyle de bir sorumluluğumuz mu var?' diyenleriniz olabilir. Öncelikle başlığımızdaki “kaygı” kelimesini; tehlike tarafından harekete geçirilen biyolojik uyarı sistemi olarak tanımladığımızı belirterek başlamak istiyorum. Hepimizi kaygılandıran yaşam olaylarından en temelinin belirsizlik durumları olduğunu söyleyebiliriz. Belirsizliklerin ise çoğunlukla insan psikolojisini negatif yönde etkileyen durumlar olduğunu sanırım hepimiz yaşıyoruzdur. Bu paylaşımımızda bu sorumluluğun ne anlama geldiğini biraz anlatabileceğime ve farkındalığımızı arttırabileceğimize inanıyorum. Bir süre önce, 4 kişi birlikte markalı bir zincir restorana gitmiştik. Yaklaşık %80 doluluk olan bir saatti ve ancak 9-10 dakika sonra genç bir garson gelip bizimle ilgilenebildi. Dördümüz de farklı ana yemekler söyledik ve 3 farklı içecek istedik, yemeklerimizin yarım saatte gelebileceğini öğrendiğimiz için de hızlı gelebilecek iki farklı atıştırmalık aperatif sipariş etmiştik. Garson bunların hiçbirini not etmedi. Ben de kendisine siparişlerimizi not etmediği için karışıklık olma riskinden bahsettim ve yazarsa risk almamış olabileceğini hatırlattım. O kadar büyük bir özgüvenle bana ‘Merak etmeyin, hiçbir şey karışmayacak’ dedi. İşte o an endişem biraz daha arttı. Çevremde pozitif yaklaşımcı birisi olarak bilinmeme rağmen “Murphy” kanunları bu tür durumlar için vardır diye düşünmeden edemedim. Sizler bu cevabı, garson arkadaşımızın inadı mı yoksa garsonun kendine olan özgüveni ile mi açıklarsınız bilemiyorum. Sadece garsonun bu cevabı benim kaygılarımı arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Zira ana yemeklerden bir tanesi yanlış gelse yanımdaki misafirler ‘Bu benim istediğim değildi’ diyecek ve biz bir yarım saat daha beklemek durumunda kalabilecektik. Peki bu yarım saatin sonunda ne oldu dersiniz? Önce içeceklerimiz sonra aperatiflerimiz ve en sonunda da ana yemeklerimiz gelmişti. Garson bana o özgüvenli bakışıyla sordu, ‘Nasıl efendim, her şey sipariş ettiğiniz gibi geldi mi?’ Ben ise ‘Evet, her şey doğru geldi, teşekkür ederim. Ancak ben oldukça gerginim ve mutsuzum şu an’ dedim. Büyük bir şaşkınlıkla bana dönerek ‘İstedikleriniz doğru şekilde geldi ise neden mutsuzsunuz anlamadım’ dedi. Ona, siparişlerimizi not etmediği için misafir ağırlayan bir davet sahibi olarak yarım saat boyunca ana yemeklerden bir tanesi bile hatalı olsa ve böyle bir hata olması durumunda misafirimiz kendi sipariş ettiği yemeğin gelmesini isterse yarım saat daha beklemek durumunda kalacağımızın kaygısını yaşadığımı anlatmaya çalıştım. Bu biraz gergin, biraz kaygılı bekleyiş müşteri olarak beni mutsuz etmişti. Kendisine ‘Yazmasan bile belki de bir not defterine yazıyor gibi yaparsan, benim gibi müşterilerin kaygı duymamalarına yardımcı olur’ dedim. Biraz mahcup biraz da garipseyerek beni anladığını ifade etti. Nasıl ki evlatlarımızın rutin dışı bir geziye gittiklerinde bizi bilgilendirmelerini bekleriz, onlardan zaman zaman 'her şey yolunda' teyidi almadığımızda kaygılanmaya başlayabiliriz, iş yaşamında da, sosyal hayatta da tarafların birbirlerine karşı kaygıları yönetme sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Üstelik bu sorumluluğun tek yönlü olduğunu da düşünmemeliyiz. Evin büyükleri de evin küçüklerinin kaygılarını yönetmekten sorumludurlar. Daha küçük bir çocukken çoğu zaman farkında olmasak bile anne babalarımızın bizlere sağladığı bir çok imkan aslında kaygılarımızın yönetilmesi ile bizi geleceğe hazırlamıştır. İş yaşamında da astların üstlerinin kaygılarını, üstlerin de astların kaygılarını yönetme sorumlulukları olduğuna inanıyorum. Bunun farkında olunmadığı durumlarda ilişkiler haklılıkların ve pozisyonel güçlerin hegomonyasında devam etmeye başlayabilir, sonunda da mutsuz ve huzursuz ortamlar çoğalabilir. Çalışma ortamında sorumluluklarımız arttıkça bize bağlı çalışanların ya da birlikte çalıştığımız ekip arkadaşlarımızın kaygılarını anlamaya çalışmanın önemli bir başarı kriteri olduğunun altını çizmek isterim. Kendi sorumlulukları, bizim departmanımızın işini yapmasından sonra başlayacak bir departman düşünün, bizim aksamamız onların da işlerini aksatmasının ana nedeni olabilir. Bu yüzden kendi iş süreçlerimizde her şeyin yolunda olduğunu zaman zaman paylaşmak ve onları rahatlatmak, kaygıları yönetmenin çok kolay bir adımı olabilir. Aksi durumda ki senkronizasyon bozukluklarını hepimiz deneyimlemişiz olabiliriz. Bununla birlikte, üst pozisyonlara doğru ilerledikçe astların bağlı bulunduğu yöneticinin kaygılarını yönetme sorumluluklarının farkında olmaları onları daha değerli kılacaktır. Aynı şekilde bir Genel Müdür bile bağlı bulunduğu yönetim kurulunun ya da sermayedarın kaygılarını yönetmekten kendini sorumlu hissetmek durumundadır. Sermayedar, en yalın haliyle cari yıl için konulan rakamsal hedeflere, şirkete deklare ettiği değerler zincirine bağlı kalınarak ulaşılmasını arzu eder. Bir yılın içinde 12 aydan oluşan muhtelif ara dönem hedefleri varsa, bu hedeflerin gerçekleştirilebiliyor olması aydan aya sermayedarın kaygılarını ortadan kaldırabilirken, aksi durumda ise tutarlı ve matematikle açıklanamayan sapmalar kaygıya neden olabilir. Peki kaygılar nasıl yönetilir ? Bizim için az önemli ancak haberi olmayanlar için oldukça önemli olabilecek bilgileri bir de bu yaklaşım ile değerlendirmek ve özellikle belirsizlik içeren durumlar hakkında oldukça önemli olabilecek en güncel bu bilgileri düzenli paylaşmak en basit yöntemdir diyebiliriz. Yukarıdaki garsonun sipariş alma sırasında not alması ve teyit vermesi basit anlamda bir kaygı yönetme biçimi kabul edilebilir. Bu sayede güvenimiz doğacak, kaygı hiç akla bile gelmeyebilecektir. Bazen ekip arkadaşlarımıza umut verici konuşmalar yapmak, onların kariyerleri ile ilgili onlarla sohbet etmek bile basit şekilde onların geleceklerine dair kaygıları yönetme biçimine bir örnek olabilir. Rakamlarla konuşmak, kullanacağımız kelimeleri daha özenli seçmek, şüphesiz kaygıları yönetmenin önemli faktörleri arasında sayılabilir. Kısaca aynı organizasyonda farklı birimlerde çalışan ekiplerin iş süreçleri ile ilgili bilgilerde hizalı olmalarını sağlamak kaygı yönetmek için önemli bir adımdır diye düşünüyorum. Toplumda, özellikle Linkedin gibi iş yaşamı insanları ile filtreli sosyal bir mecrada sürekli olumsuz ve kötümser bakış açısıyla konulara yaklaşan insanların daha iyi bir gelecek ümidi taşıyan nispeten daha az tecrübeli ve genç arkadaşlarımızın kaygılarını arttırabileceğinin bilincini taşımakta önemli bir kaygı sorumluluğumuz olabilir. Aynı şekilde özellikle basın kuruluşlarının, köşe yazarlarının konuları ele alış biçimleri ile bir çok kişinin kaygısını arttırmaktan beslendiklerini görebiliyoruz. Buradan hareketle yazımızı, bulunduğu organizasyonun, ya da toplumun kaygılarını arttırarak kendilerine taraftar toplamaya çalışan köşe yazarları, basın kuruluşları, aile büyükleri, yönetici veya siyasetçilerin belki de farkında olmadıkları bir cümle ile bitirmek isterim; bireylerin kaygı seviyesi yükseldikçe rasyonel kararlar verebilmekten uzaklaşabilecekleri riski unutulmamalı. ### Stratejiden mi, Uygulamadan mı Sorumluyuz? URL: https://halilerdogmus.com/stratejiden-mi-uygulamadan-mi-sorumluyuz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:42.000Z Geçenlerde bir iş arkadaşım Temel Aksoy’un “Lider Stratejinden mi Sorumludur, Uygulamadan mı?” başlıklı yazısını paylaşmıştı. Okuma listeme almıştım. Konsantre olabileceğim bir zamanda okuduktan sonra bu paylaşımı yapmak geldi içimden. Temel Aksoy yazısına bir CEO arkadaşının ekibine stratejiyi anlattıktan sonra kenara çekilip seyre geçtiğini özetleyerek başlamış. Bir süre her şey yolunda giderken bir süre sonra şirketin pek iyiye gitmemesinden yola çıkarak bu soruyu enine boyuna irdelemiş sonra da liderlerin ne kadar işin içinde olması gerektiğini sorgulamış. Yazıyı sindire sindire okuduktan sonra liderler, öncelikle stratejiyi belirlemeliler, sonrada belirlenen bu stratejinin doğru şekilde yerine getirilip getirilmediğini gözlemlemeliler dedim içimden. Süreç içinde liderler spesifik bir detaya takılıp orada emek harcamaya başlıyorlarsa ona bağlı yöneticileri onu seyretmemeli bunu bir işaret olarak görmelidirler, diye düşünüyorum. Küçüklüğümde bazen babam ile onun yöneticiliğini yaptığı kumaş boya, baskı apre fabrikasına giderdim. Babam fabrikaya gelince ofisine geçmeden önce sahayı dolaşırdı, yanlış gittiğini gördüğü bir durum olunca bunu müdürüne söyleme gereği duymazdı. Zaten onun fabrikaya geldiğini fark eden işletme müdürü hemen babamın gölgesi oluverirdi. Babam aksaklık hissettiği makinenin yanına gider ve kıvrılan kumaşı kendisi düzeltir bir süre düzgün gittiğini teyit için seyrederdi. O makine başında fazla beklemeye başladığında müdürü efendim ben konuyu anladım ben kontrole devam edeyim siz gidebilirsiniz derdi. Bazen bahçede yabani otlar görse kimseye yapması işin talimat vermezdi hemen eğilir kendisi o yabancı otları temizlemeye başlardı. O sırada bundan rahatsız olan yönetici hemen gelir babamın elinden o işi alır ve kendisi devam ederdi. Bu alana yönetici kendisi emek verdiği için uzunca dönem oralar tertemiz kalırdı. ![](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/images-1-1.jpg) Bazen bende babam gibi davrandığımı gözlemliyorum, bir saha ziyaretinde aksak bir yer gördüğümde ya da etiket yanlışı gördüğümde kendim el atmaya kalkıyorum. O sıra da bana bağlı arkadaşımız ise bunu gördüğünde altındaki arkadaşı çağırıyor sonra o da kendisinin altındaki arkadaşı çağırıyor hatta bazen o da en alt pozisyondaki arkadaşı çağırıyor ve sorunu silsile ile aşağıya tarif ediyorlar ve o an çözülmesini sağlıyorlar. Oysa o an çözülen o sorun birkaç gün sonra tekrar devam edebiliyor. Çünkü yönetici buna emek harcamadığında takip etmek onun önceliğine girmiyor. Bu kez ben acaba nasıl davransam diye bir dilemma yaşıyorum. Merkezi sorumluluklarımızda bazen gözüme çarpan bir konu ile ilgili detay bir konuya giriveriyoruz. Davamız bu ince noktalarda boğulmak ya da tüm ayrıntılara karışmak değil aslında. Eskilerden öğrendiğimiz örnek olarak öğretme yöntemimiz. Ancak bir de bakmışız o iş bizim takibimize kalmış ve sanki üzerimize yapışmış yeni bir detay sorumluluk oluvermiş. Söylemek istediğim şudur ki bazen liderler ufak detaylarla uğraşmaya başlarlar lakin orada mesaj o detayın sorumlusu olan en alttaki kişiye değildir. O kişinin bağlı bulunduğu yöneticiyedir. Günümüzde sanki yöneticiler bunu kendilerine mesaj olarak algılamak yerine ya patronlarını her şeye karışmakla suçlamayı ya da kendi altlarında ki elemana suç bulmakta tüm sorumluluktan kolayca kurtulmayı seçiyorlar. Bu konuda bir şeyler yazınca paralel bir kaç tane daha saptamamı özetlemek isterim - Uygulama içindeki detaylar hakkında fikir sahibi olmadan doğru kararlar alabilmek zordur, bu yüzden zaman zaman ekiple birlikte işin içinde olmak kanımca liderlik için önemli bir fırsattır. Bu yüzden zaman zaman detayın içinde olunabilir. - Lider zaman zaman işin içinde hatta en alt seviyedeki çalışanın yanında olarak kendisine bağlı yöneticiye örnek olabilir. Kibir ve ego sorunu yaşamadan her kademe işte ekibin yanında olduğunu göstermek değerli olacaktır. Bu yüzden zaman zaman detayın içinde olunabilir. - Lider hem iyi bir eğitmen hem de kendi gelişim alanlarını sürekli sorgulayandır. İşin mutfağında olduğunuzda özellikle giriş seviyesindeki pozisyonlar olmak üzere her seviyeden arkadaşınız sizi seyrederek öğrenebilir. Bu arada ekiple birlikte çalışırken bir taraftan eğitirken diğer yandan kendimizde öğrenme fırsatı elde edebiliriz. Özellikle yeni uygulamalar konusunda kendimizi günceller, şu anla uyumlu hale daha kolay gelebiliriz. Bu yüzden zaman zaman detayın içinde olunabilir. Kısaca hem stratejiden sorumluyuz, hem de stratejinin doğru uygulandığının takibinden. Sevgi ve saygılarımla ### Pandemi’de “bana bir şey olmaz yaklaşımı” bireysel bir Türk tutumu mu? URL: https://halilerdogmus.com/pandemide-bana-bir-sey-olmaz-yaklasimi-bireysel-bir-turk-tutumu-mu/ Last updated: 2026-07-04T17:37:42.000Z Daha 3 ay önce pandemi nedir diye üniversite kampüslerinde bile anket yapsak sorduklarımızın yüzde biri doğru cevap veremezdi sanırım. Şimdi ise sokaktan geçen herhangi birisine sorsak artık bunun ne anlama geldiğini biliyordur ya da kelime anlamı hakkında bir fikri vardır diye düşünüyorum. Şu günlerde Dünya’da da aynı anda 100’den fazla ülkede pandemi farkındalığı en tepe noktada ve herkes bu süreçten oldukça ürküyor. Çünkü hemen hemen tüm ülkeler buna hazırlıksız yakalandıklarını düşünüyorlar. Amerika, İngiltere gibi dünyanın liderliğine soyunmuş ülkeler dahi konunun çok geç ciddiyetinin farkına vardıkları için kendi halkları tarafından sert biçimde eleştiriliyorlar. Oysa Dünya Sağlık Örgütü’nün geçmiş raporlarında 2004 yılında Sars, 2009 yılında Influenza (H1N1) ve son olarak 2015 yılında yaşanan Ebola bulaşıcı hastalıklarından sonra gelecek döneme dair yeni salgın risklerinden hep bahsedilmiş. Ancak kendisine bu hastalıkların uğramadığı ülkelerin tavrı ne olmuş ? “Bana bir şey olmaz”. Dünyanın bir numaralı gücü Amerika, “bana bir şey olmaz demiş”, sağlık ve ilaç sektöründe önemli bir yeri olan İngiltere, “bana bir şey olmaz demiş”, İtalya ve İspanya’yı saymıyorum zira hem onlar en azından Avrupa’nın en büyükleri değiller hem de zaten onlarında durumu ortada. Peki Fransa ve Almanya gibi Avrupa Birliğinin en büyük iki söz sahibi ülkesi ne demiş? “Bana bir şey olmaz.” Elbette Aralık 2019 öncesi bu devletlerin resmi makamlarından bir salgın gelirse bana bir şey olmaz diye bir resmi açıklama bulunmuyor. Lakin 2020 Ocak ayından sonra bile uzun süre bu lider ülkelerde zamanında alınmayan önlemler “bana bir şey olmaz” rahatlığı değil midir? Şimdi gelelim kendimize, hafta içinde bazı vatandaşlarımızın tüm duyuru ve söylemlere rağmen sokakta dolaştıklarını görebiliyoruz. Peki ilk tepkimiz ne oluyor, kameraları onlara odaklatmak ve onları aşağılarcasına ama basın yoluyla ama kendi çekimlerimizle sosyal medyadan, bakın hala dışarıda dolaşıyorlar demek olmuyor mu? Konuya bu şekilde ki bir linç yaklaşımı ile bakmak ve kendimizi bu şekilde afişe etmek ne kadar adil ve çözüm odaklı bir yaklaşım olabilir. Bu arada işi gücü yokken sokakta dolaşan, pikniğe çıkmaya yeltenen kişileri kesinlikle savunmuyorum. Benim altını çizmeye çalıştığım konu şudur. Bu “bana bir şey olmaz” yaklaşımı bağrı açık cengaver Türk delikanlısının bir tutumu olmayabilir. Milliyetinden, eğitim ve sosyo ekonomik seviyeden bağımsız evrensel bir yaradılış içgüdüsü olamaz mı? Nasıl ki bir bebeğe daha ilk yaşlarında sobaya dokunma elin yanar deseniz de o bebek sobaya dokunup elini yakmadan sobanın sıcak ve tehlikeli olduğunu öğrenemiyorsa, insanlarda bu bebek misali görmedikleri tehlikeyi bilinçaltından kabul etmiyorlar diye düşünüyorum. Son 3 ayda gördüğümüz üzere yukarıda isimlerini verdiğim tüm bu gelişmiş ülkeler de sobaya elleri değmeden bu tehlikeyi kabul etmediler. En nihayetinde devletlerde o ülkede yaşayan vatandaşların ortalamalarını temsil etmiyorlar mı? Konuyu anlayama çalışırken kendi insanımızı hatta bazen devletimizi küçümseyen bir bakış açısı ile bakmak yerine daha büyük çerçeveden bakarak bunun tipik ve evrensel bir insanoğlu öğrenme süreci yaklaşımı olduğunu da düşünemez miyiz? Ülke olarak bu pandemiden oldukça etkilenmiş olsak dahi Allah’ın izniyle Türkiye bu işten örnek gösterilecek bir başarı ile çıkacaktır, ben buna inanıyorum. Bir Cuma aniden ilan edilen “Sokağa Çıkma Kısıtlaması” sonrasında televizyonun karşısına geçip çekirdek çitleyerek yaşananları ilgili birimlerin yaptığı beceriksizlik diye eleştirmek çok kolay. O eleştirenlerin bir çoğunun zaman kıstı yüzünden dışarı çıkıp bir şeyler almaya üşendikleri için yerlerinde oturanlar olabileceğini de göz ardı etmemek lazım. Ancak sokağa çıkanlar kimlerdi? İçlerinde Bağdat Caddesinde oturan sosyo ekonomik seviyesi ve eğitim durumu Türkiye ortalamasının üzerinde olan kişilerin bile olduğu standart bir Türkiye ortalaması değil mi? Kısacası “bana bir şey olmaz” yaklaşımı bize, belirli bir zümreye mahsus bir davranış değil, içgüdüsel olarak görmediğim sürece yaşamadığım sürece deneyimlemediğim tehlikeyi tehlike olarak algılayamıyorum şeklinde olağan bir insan davranışı. Kanıt ararsanız yukarıda bir çok ülke saydım. Bunun tipik bir insan doğası yaklaşımı olması, ne yapalım başka yapacak bir şey yok anlamına çekilmemeli. Tabi ki çıkaracağımız dersler var ve bir sonraki farklı krizler için tedbirlerimiz olmalı. Bu tedbirleri alırken kendi insanımızı küçümsemeyelim ki yangına doğru yerden müdahale edebilelim. Tespitlerimizi daha bilimsel yapabilirsek elbette ki bir sonraki sefere daha bilinçli yaklaşabiliriz. Sevgi ve saygılarımla ### Corona Virüs ve Basına Yansımaları Hakkında Değerlendirmeler URL: https://halilerdogmus.com/corona-virus-ve-basina-yansimalari-hakkinda-degerlendirmeler/ Last updated: 2026-07-04T17:37:42.000Z Kıymetli bağlantılarım, 2019’un son günlerinde farkına varılmaya başlanan Corona 2019-nCoV (Yeni Corona Virüs Zatürresi) hastalığı için basında her gün yeni bir bilgi yayınlanıyor. Son birkaç haftadır ise olayı vahim boyutlarda gösteren ve dehşet ifadelerimizi arttıran haber başlıklarını görünce, herkes gibi ben de üzülüyorum. Basının sorumlu davranıp davranmadığı konusunda bir değerlendirme yapmam çok doğru olmayabilir. Bununla birlikte okuduklarımdan ve takip ettiklerimden elde ettiğim bilgileri burada sizlere aktararak, en azından bu platformdaki kişilerin kendi değerlendirmelerini yapabilmeleri için birkaç veri sağlayabileceğimi düşünüyorum. Önemli ve geldiği boyut itibariyle tehlikeli bir tıbbi konu olduğu için tıp eğitimi almamış bir insan olarak yorumlarımı sadece verileri analiz etme kısmı ile sınırlı tutmak istiyorum. Yakın geçmişte yaşadığımız benzer salgın hastalık vakalarının neticeleri şu şekilde idi; - Mers Salgınında ölüm oranı % 35 - Sars salgınında ölüm oranı % 10 - Yeni Corona Virüs ölüm oranı ise şu an % 2,2 Aşağıdaki tabloyu 11 Ocak’tan bu yana Johns Hopkins Üniversitesi’nin [bu sayfada yayınladığı](https://gisanddata.maps.arcgis.com/apps/opsdashboard/index.html?ref=halilerdogmus.com#/bda7594740fd40299423467b48e9ecf6) üç rakamı (Toplam vaka sayısı, Kümülatif ölen kişi sayısı ve Kümülatif iyileşen kişi sayısı) ve bunlarda meydana günlük değişimleri takip ederek güncelliyorum. ![](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/resim1-1-1.png) Tablodan okuduğum üç önemli nokta şöyle; 1. Toplam vaka sayısı her geçen gün kendine göre rekor kırıyor gibi gözükebilir ancak C sütunundan göreceğimiz üzere yeni vaka artış hızı şimdilik kontrol altında ve yavaşlıyor gözüküyor. 2. Günlük ölüm sayısını bir önceki günün toplam vaka sayısına bölerek baktığım (F) günlük ölüm yüzdesi de kontrol altında. Günden güne biraz azalıyor son ve 4 gündür stabil durumda 3. Son 5 gündür veri alabildiğim günlük iyileşme sayısına baktığımızda ise iyileşen insan sayısı yüzde olarak artış eğiliminde. Bu tablo tabi ki güllük gülistanlık bir durumu ifade etmiyor. Bununla birlikte basın kuruluşlarının “ölüm sayısında rekor” diye attığı başlıklarında şu anki durumu izah edebilecek, doğru başlıklar olmadığı kanaatindeyim. Aynı zamanda şu ana kadar sadece Amerika’da evli bir çiftte eşinden geçtiği bir vaka tespit edilmiş olmasına rağmen, medyanın “insana geçtiği anlaşıldığından beri” diye bir başlık atmış olması da tutarlı gözükmüyor. Bu bilgiler ışığında, hemen her gün bir şekilde maruz kaldığımız, haberlerin bunların üretenler tarafından, farklı kaygılarla bizlere servis edilebilme ihtimalini göz önünde bulundurmanın, olayların perde arkasını anlama noktasında farkındalığımızı arttıracağı kanaatindeyim. Konuyu sadece rakamlarla ve bunlar üzerinden yaptığım analizle paylaşmak istedim. İnşaAllah kısa sürede hem virüs kaynağı hem de tedavi şekli bulunur hastalar iyileşir ve bizler de son dönemde edindiğimiz paranoyalarımızdan kurtuluruz. Sağlıklı günler dilerim. ### Open Sesame Open - What I Learned From Alibaba URL: https://halilerdogmus.com/open-sesame-open-what-i-learned-from-alibaba/ Last updated: 2026-07-04T17:37:41.000Z Bugünkü yazımda piyasa değeri 460 Milyar Dolar'a ulaşan ve dünyanın en değerli şirketlerinden biri haline gelen Alibaba'nın misafiri olarak katıldığım etkinliklere dair izlenimlerimi anlatacağım. Yıl dönümlerinin olması nedeniyle 10 Eylül'ün önemi yalnızca şirketin 20\. Yılı değildi . Bugün şirketin temelinde özel olarak seçilmiş ve inşa edilmiş pek çok lezzet bulunuyor. Ayrıca Jack Ma'nın vedasının kişisel bir karardan ziyade şirket sisteminin başarısının bir kutlaması olduğunu da baştan vurgulamak isterim. Çin'in Hangzhou kentindeki Olimpiyat Stadı'nda 55.000 kişinin katıldığı bu dev etkinlik; pek çok solo, dans gösterisi, rock konseri, geleneksel Çin kostümleri gibi görsel bir şölenle hafızalara kazındı. Bu etkinliğin elbette bir amacı vardı, tüm bu performanslarıyla vizyonu, ekibi, gelecek kurgusunu birçok konuya en akılda kalıcı ve eğlenceli şekilde değinerek, çoğunluğu kendi çalışanları olduğu için bir kez daha izleyiciye aktardılar. Bu doğrultuda gözlemlerimi ve deneyimlerimi sizlerle paylaşmayı faydalı buluyorum. **Kısaca Alibaba Hikayesi** Bugün yaşadığımız her şey, 1999 yılında Çinli öğretmen Jack Ma'nın ülkesinde önemli bir fırsat görmesiyle başladı. Çin'de sayısız üretici olmasına rağmen, dünyada bunların varlığından habersiz yüz milyonlarca insan vardı. Kendisine inanan 16 kişiyle internet üzerinden tanışmanın hayalini kurarak bir apartman dairesinde yola çıktı. Bu ekiple dünyanın sınırlarını kaldıran küresel e-ticaret pazarının altyapısını başlattı. 1,4 milyar nüfuslu ülkelerinin işleyişi ve ihtiyaçların karşılanması konusunda zaten pek çok sorun ve zorluğu beraberinde getirdiğinden, bu ekibin zorlukları fırsat olarak değerlendirmeye odaklandığını söylersek yanılmamalıyız. Çünkü tekrar nüfusa baktığımızda değişen ihtiyaçları, beklentileri, zevkleri ve trendleri hızla anlamanın ötesindeki talep-çözüm-memnuniyet mücadelesi, Ali Baba Grubu şirketlerinin dünyanın en hızlı büyüyen şirketleri haline gelmesine neden olmuş gibi görünüyor. **Alibaba Adı nereden geliyor?** Hayalleri ilk etapta Çin'in dünyaya açılan kapısı olduğundan, dünyadaki her insanın rahatlıkla ve aynı şekilde söyleyebileceği bir isim düşündüler. “Ali Baba ve Kırk Haramiler” hikayesinden yola çıkarak (Aç susam aç) diyerek şirketlerinin kapısını dünyaya açtılar. Bu ismin hikayesi gerçekten onlara yakışmıyor mu? **20\. Yıl Kutlaması neden 10 Eylül'de?** 1. Çin'de Öğretmenler Günü (Kurucu Jack Ma idealist bir öğretmendir) 2. Jack Ma'nın doğum günü 3. Sonunda Alibaba şirketinin doğum günü. **Çin ve Alibaba'nın Karşılıklı Gelişimi** Geriye dönüp baktığımızda Çin'in dış ticaret kapasitesinde dil ve konum gibi engeller vardı. Ancak dünyadaki teknolojik gelişmelere hızla uyum sağlayarak en çok dış ticaret yapılan ülkelerden biri olmayı başarmıştır. Bu başarıda Alibaba Grubu bünyesindeki şirketlerin payının çok büyük olduğunu söyleyemeyiz. Ülkede ucuz işçilik ve hammadde maliyetleri bir fırsattı ancak ürün ve hizmetler lojistikten anlaşılıyordu. Gelinen noktada devletin lojistik desteğiyle e-ticarette önde gelen ülkelerden biri haline geldi. Devlet ve firmalar arasındaki bu uyum, yeni bir gelecek inşa etmemizi sağladı. Bu bence gelişmekte olan ülkeler için çok ilham verici bir örnek. **Alibaba Sadece Bir E-Ticaret Şirketi Değildir** Instead of positioning itself as an e-commerce company, Alibaba has focused on providing easy ways of doing business for resellers and providing a quality of service that allows buyers to have a positive buying experience. Focused on B2B, in time, along with its core business, B2C expanded to advertising, logistics, online banking and payment, cloud computing, mobile services, and even artificial intelligence. I will draw your attention, the magic here is about being integrated and hardwired. They also purchased several software companies, such as weather forecast, maps, music, and travel applications, to obtain data on their daily lives in order to reach their customers in the most effective ways. **A few of the companies within the Alibaba Group** 1. **Alibaba.com**: B2B focused global import and export platform. 2. **Aliexpress**: Although it is a B2C focused e-commerce company, it is different from TaoBao in different languages. As TaoBao targets the Chinese market, AliExpress targets the world as we know it. 3. **TaoBao**: Ali Baba Group's B2C and C2C focused e-commerce company, which means searching treasure in Chinese language. 4. **Tmall**: a company offering wide range of branded products for China's growing middle class. For example; Nike is the platform where multinational brands such as Apple are sold. 5. **Alibaba Cloud:** Global cloud computing and data management company. 6. **Alimama**: I can briefly say that it is an online marketing platform. We should add that it is to serve the users of the companies already in the group. 7. **AliPay**: 3rd Party online payment platform. It is also a Fintech company, which was established based on the needs of group companies. Ali Micro Finance provides micro-level deposits and loans to small enterprises that have difficulty in obtaining loans from traditional banks. Categorizes and conducts individual credit ratings based on customer behavior data collected from the platforms within the organization. 8. **Cainiao Network**: A logistics data platform established to meet China's logistics demands in the fastest and highest quality way. 9. **Aliwangwang:** It is an instant messaging service established for real-time interactions between buyers and sellers. 10. **Juhuasuan**: Sales and marketing platform focused on Taobao and Tmall transactions. When we look at the fields of duty and responsibility of these companies, we can easily say that all of them basically form an integrated structure in order to be a global player of e-commerce. If you are interested, you may also benefit from a thorough research to look at other companies. **Aliexpress and ebebek Relationship** As soon as Alibaba has realized its promise to manufacturers in China to open the door to the world and by focusing on producers in other countries, it has established an office in Turkey. We are also the first player since we are one of the oldest in the country, hence they visited our office together with senior management for listening to us about the Turkish e-commerce ecosystem and for possible cooperation opportunities. As e-commerce, we shifted our focus to the global in September 2018, but because we did not have enough recognition, our order numbers were not directly proportional to our excitement. In short, as a result of AliExpress cooperation, we were very excited to be able to send orders to nearly 200 countries. When we look at the table in terms of them, there were no suppliers from countries other than China. That's why they made the first experience candidates feel that they would care and value from that day. Our relationship, which started on this occasion, made us an official AliExpress supplier in early 2019\. With an acquaintance from this process, they invited us as ebebek to the 20th anniversary party. There was a high expectation that it would be an important experience opportunity. Therefore, I gladly accepted your kindly invitations without worrying that the transfer would be 40 hours on the way in 3 days. When we went there we saw the 20th year participating in demonstrations just only one from Turkey, but also from the world as important foreign guests. **Not Using Alipay?** On the first day, when my journey from Istanbul to China ends, AliExpress Global Growth Leader and Turkey Manager Yaman met me and checked into my hotel. A welcome 6-piece cupcakes with welcome banners were waiting for us in our room. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_085812-1-1.jpg?w=825) Our Cupcakes in Our Hotel I decided to take an albeit short walk before going to sleep. When I was walking around my hotel, I came across a grocery store in the middle of the night as the only open shop. I wanted to buy shampoo by entering this little grocery store for a shopping experience. But, I did not have the Chinese currency RMB on me. When the grocer refused to accept my dollar, we tried my credit card, but it did not pass either. In the meantime, should the seller turn around and look at me in surprise, saying that you don't have Alipay? Where is AliPay by me I thought, we pull down the innovations in Turkey even so, BKM Express took the decision to close down on 9 September, although our Chinese does not understand these systems, of course. Even though we are not Chinese, we did not also understand this decision of BKM Express to be closed down. **We Start the Day with Our Guide Kai** After breakfast, we met with Kai, a wonderful Alibaba employee who would take care of 2 Russian, 1 Spanish, 1 Chinese and 5 VIP guests. According to my impressions, there were not many guests from abroad, it was an organization with 99% Chinese. 80% of the Chinese were employees of the Alibaba Group. Kai presented us with a gift to commemorate the 20th year. It contained commemorative coins that Alibaba had printed every year to commemorate an important event. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_095111-1-1.jpg?w=768) 20 commemorative coins representing each year **AliBaba Group XiXi Campus My Experiences** We came to the Alibaba Group Xixi campus with our minibus to step into the garden of one of the giant campuses at a point that started in an apartment and reached a business model that no one believed. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_095359-1-1.jpg?w=768) Our VIP minibus allocated to us ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_110614-1-1.jpg?w=825) Alibaba Group Xixi Campus Entrance 1. **“Thanks & Hello” slogan: We Thank Our Past and We are Ready for the Future. We Also Say Hello to You.** I met this slogan here. 1. **Tradition of Looking at Life from Another Perspective**: Another fun corner of my interest while browsing this campus. This is the handstand corner! They made it a tradition to look at life from another angle. Every visitor to the campus is called, and the employees are trained and enjoy doing so. With the help of two people, we did not lack this experience, of course. Don't worry that if I’m out of order and that my life is sacked. How do you know that the bottom of life is not better than the above of life? Isn’t it also equivalent to the philosophy of Shams Tabrizi? **Alibaba Traditions**: In another wall, the memories given to employees in 1, 3 and 5 years were explained. We use ‘aromatic at the end of 1 year’, ‘aged at the end of 3 years’ and ‘mature at the end of 5 years’. We call members that have been a part of Ali for one full year”. After a year, you, similar to that of a newly sealed bottle of wine are slowly starting to emit your own aroma. Do not forget why you embarked, stay curious and persevere. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112103-1-1.jpg?w=768) First service year ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112109-1-1.jpg?w=768) Third Service Year ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112116-1-1.jpg?w=768) Fifth Service Year **Anniversaries of Service**: We give a “Smiley Face Badge olarak to our employees who spent 1 year with our company as the first anniversary gifts for their contribution to Alibaba. We offer jade necklace as an anniversary gift to our employees who have continued with us for 3 years. This necklace, derived from the bar, commemorating Alibaba's 10th anniversary in 2009, is seen as a symbol of our soul. Employees who have worked in Alibaba for 5 years are given a 5th anniversary ring. Employees' acceptance of the ring also represents their promise to remain strong, despite all their endless difficulties and depressing moments. We tell our friends who have completed 5 years at Ali, that they are ‘mature at the end of 5 years’. When we shine our own star, we ecstasize others. We believe that sharing represents our sincere gratitude. **Alibaba Battle Uniform**: Inside there was the meaning of Ali Baba t-shirt on a huge wall. Every year, they design a t-shirt, and they have awareness sentences and symbols specific to that year. Alibaba's t-shirt was called Battle Uniform. Combat Uniform: The meaning is as follows: In all the major Alibaba battles and festivals, all participants wear the same combat uniforms and fight together, just like armor. Combat uniform is not only a t-shirt, but also a soul. It is a symbol of military friendship for the sake of a common vision and our commitment to fighting for customers. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111445-1-1.jpg?w=768) Alibaba Uniform **Creating Meaning, Not Numbers:** Aliday 510: On the wall immediately after the information desk, the article 510 Ali Day attracts my attention. When you look at it in the first place, it is possible that you read it “five hundred and ten” and cannot make sense of it. What is this 510? And they have 102\. Turns out this isn't ... ... five hundred and ten ... ... but 10 May. May 10 is celebrated as Ali Day every year. Alibaba employees came to campus with their families and celebrated this special day they were looking forward to. They will also get married that year under the sponsorship of Jack Ma. Costs, of course, from Jack Ma. Big man, that’s it. :-) ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111343-1-1.jpg?w=825) Wall prepared in memory of 10 May **Digital Abacus**: There was a digital abacus on a part of the campus just like the entrance to ebebek. It says "Welcome to Alibaba." ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111702-1-1.jpg?w=825) ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111653-1-1.jpg?w=825) Photos from Electronic Abacus ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_110915-1-1.jpg?w=825) Thanks&Hello I must say it was a great highlight. Because, it is a great dexterity both as individuals and as an institution to thank the past and say hello to the future with enthusiasm. We see these slogans all over the campus to commemorate the establishment of the 20th year. They use this word and logo in the most effective way in the communication of this special day. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111122-1-1.jpg?w=825) Thanks&Hello At the main entrance there is a TaoBao Statue inside the giant building. TaoBao is the name and mascots of a company of Alibaba. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_110623-1-1.jpg?w=825) The giant TaoBao mascot at the entrance to the building ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112315-1-1.jpg?w=576) Our handstand experience 1. **Music Wall from Trash Cans:** In this corner, the company designed a music wall from office trash cans. Of course, it has a meaning. By the way, it was written on the wall; “Playing the trash cans like a drum is a traditional celebration produced by Taobao employees. Every time they set a new sales record, employees play the trashcan drums with great enthusiasm and shout together. Over time, this has been a way to appreciate and motivate team members”. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112625-1-1.jpg?w=825) Music wall prepared from trash cans 1. **Fertility Cafeteria:** There are many cafes and various tea drinking points on the campus. Some places are paid, but money is not used. But everywhere, you can pay with Alipay in a very practical way. The scale serves its own ecosystem. 2. **Customer First:** Firstly, there was a section with customer slogans, I liked it very much. Here, you can listen to interesting feedbacks from customer services. Constantly exciting and new feedbacks are being added. It is very valuable to keep this slogan in mind. When you have millions of happy customers, you open a shop and make a gift shop with lots of products with the name Alibaba on it, and people are waiting for souvenirs in the queue. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_113221-1-1.jpg?w=825) Customer First ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_113821-1-1.jpg?w=825) Alibaba Gift Shop **10\. ALIREN:**Alibaba employees and lovers are called ALIREN (It is read as Ally). **11\. Campus Environment and Landscape:** I liked the greenery and landscaping inside the campus building, and the beverage catering corners inspired me. The ambience is literally serene and exciting. Nature is everywhere, trees are everywhere. As it is not sufficient now, larger buildings are being built next to it. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_114807-1-1.jpg?w=825) Frames from Alibaba Campus ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_114548-1-1.jpg?w=825) Frames from Alibaba Campus 1. **Vision 102**: Another frequent figure on campus is 102\. This is something that summarizes the vision of the company. In 1999, they set out with the vision of living for three centuries in the establishment, not being a big company, but aiming to be a living and producing company. In other words, Ali Baba had such slogans that he would live at least until 2101 (2101-1999 = 102, a company aiming to live in the twentieth, twenty-first and twenty-second centuries. They gave a book called 102 answers consisting of 102 questions and answers. This corner reminded me of our Parental Loyalty Center as ebebek. You can always listen to the interesting and lively hot stories that Alirens tell. Every customer representative voices their interesting experiences to the portal. It inspires in-house and provides the pleasure of doing meaningful work. In short, these are important parts of culture construction. 2. **Happiness Mirror:** We come across a mirror on another wall within the campus. In this mirror you choose the figures you want and then the mirror shows you according to your choices. 1. **Ali Baba Bikes:** The campus is so big that transportation is provided by Alibaba bikes within the campus. You can leave the bike anywhere you want, and you can get an empty bike from anywhere you want. 1. **Jack Ma's House:** We saw the door to the place where Jack Ma was staying, but it was closed. Campus became Jack Ma's house. They say he lives on campus. It shouldn't be surprising that this dream he has devoted himself to live in the middle. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_114817-1-1.jpg?w=825) The road to Jack Ma's office 1. **Umbrella Rental Boxes:** The Chinese use umbrellas both in the rain and in the sun, so the umbrella is an important tool for them that is used for 12 months. Because of this need, even a new sector was born. There are companies that organize their umbrella rental business. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_122010-1-1.jpg?w=768) A rental umbrella company ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_121543-1-1.jpg?w=768) Ready-to-use umbrellas for Alibaba employees 1. After visiting the campus's giant garden and a few more points, we boarded our minibus and arrived at the “Westlake” area where we would have lunch. There are lakes, but this lake is very important and valuable for them. They say that it is a must-see place of China. If we had to make a comparison, imagine how wonderful it would be to consider Lake Abant in the center of Bursa. I think I can simulate China’s capital city Beijing with Hangzhou city to the benchmark of Istanbul and Bursa in Turkey. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_131638-1-1.jpg?w=825) Alibaba Campus around the lake There are various touristic places around the lake and a hotel. On the edge of the park around the lake, there was a glazed enclosed section resembling a closed bus stop, which we could call a “vending point” and there was an unmanned mini-buffet where you can shop from vending machines. Snacks ranging from hot coffee to ice cream are sold. However, even restaurant payments were made with Alipay. **Towards the 20th Anniversary** We are finally approaching the start of the celebration as written on our ticket. I brought an elegant suit, patent leather shoes and a favorite tie for me tonight. But tonight, I was unaware of everyone coming to wear the same outfit, the same t-shirt, to feel the common excitement. Of course, dressing like this would look a little inconsistent. I wore my extremely good quality “battle t-shirt”, which was presented to us in memory of the day. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_164223-1-1.jpg?w=825) Admission tickets printed exclusively for guests Most of the 55,000 people moved to the Olympic Stadium by bus without a single hitch. We arrived at the stadium without any disturbance, no waiting. Noises were heard from outside, and there was a big excitement screaming inside. I felt to pray that God will grant everyone to be one of the leaders of this success. There were long panels at the gates describing the past 20 years. Kai gave us information on how to meet if we get lost in the huge crowd, thinking that there may be technical problems with the intensive use of mobile phones inside. Thank goodness we had no problems however. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_172955-1-1.jpg?w=825) Huge stage set up for celebration **Conversations in Chinese, but Excitement is International** There was one bag each waiting for us in our seats. During the night, the amount of snacks, food, drinks which were enough to satisfy our stomachs were selected and put from generous and high quality products. A body-powered watch, raincoat in case of rain, trash bag for waste disposal and a few cheering equipment. In short, all possible details were considered. The narratives, of course, were in Chinese, so you could feel what the servers were saying through their voice during the night because excitement was international. It was really very valuable that they appealed to this common sense of unity from our t-shirts to the details of the led lighted clocks that they distributed requiring me to talk about in just a moment. In addition, they had left us a simultaneous translation equipment in the seats that we as foreigners would sit in such a large space and an admirable infrastructure that worked smoothly in the crowd. We put lights on our arms like a huge clock. The 55,000 hours of burning led lights with the energy it received from the body stopped rattling throughout the stadium during the night, the Chinese carried what we do in the stadiums with cell phone lights to a much more visual dimension. ![Uzaktan kontrol edilen ışıklar](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/whatsapp-image-2019-09-12-at-14.45.58-1-1.jpeg) Moreover, by registering an application that you downloaded, the team that made the organization knew our location and could change the light color of the clocks instantly. Even from time to time in the stands, they were making Alibaba logo thanks to this clock lights. I can only say that even this detail is a magnificent example of work. . **Giving Future Messages by Breaking Clichés** I have had the opportunity to watch many musical events until today until today including musicals landing helicopters in the middle of the stage in London. But on this scale, I think no other activity in the world has ever been done. As I emphasized earlier, these shows have unique message content and detail. Instead of telling their vision of the future in the usual way through speeches, they aimed to express them in all these demonstrations in the most different and memorable way. Moreover, to make all of his stories feel alive by addressing the sense of unity. For example, from any demonstration and solos, you could have access to information that Alibaba will continue to invest in the cloud computing field. Therefore, I will refer to the shows below separately. **If not me, Who?** When the founder Jack Ma arrived during the parade, the earth moved in the stadium. Like everyone else, Jack Ma was wearing a custom-designed white t-shirt special to today. It is writing “If not now, When? If not me, Who?” on the back theme of this year’s t-shirts. These two sentences were the first time in 1999 that Jack Ma and 17 of his friends set out on the "Lakeside" coast to become the largest Internet company in the Chinese state. Six months later, I think it was a slogan a British newspaper heard from Jack Ma's mouth and made headlines. It has been a very important sentence since that day. An inspiring and motivating question that should be asked before actually starting a job: “If not now, When? If not me, Who?”. Many of us spend our productivity by making excuses by delaying our dreams and believing that we are not the right persons. We must also emphasize that all of Jack Ma's steps are a matter of daring. **Some Sections of Shows** 1. **Connect the world, shape the future**: Again we watched an Alibaba sentence and dance and stage show referring to this sentence.http://www.youtube.com/watch?v=Fcxg\_vuAhPk 2. **A chronological video show from past to present**: From the days of computers in 1999 to the Windows 98 screen, they described the development to this day in an impressive scenario. Ali Baba's first screenshot and so on was a complete nostalgia.http://www.youtube.com/watch?v=bFrnz\_FzCnM 3. **Senior Manager's Show**: He came up with a special film on the screen. He portrayed whatever he had gone through in 1999\. The doors closing on his face, nobody's reputation, telling about what they want to do from one company to another, but their getting the gates, having phone lines closed on their faces, in short, a film preparation that revives what they have experienced. He told us a story that he insisted on going on a job he believed in. Especially, AliPay was a film about the subject and the challenges. Looking at the world from a different point of view that started in those years with perspective, so the understanding of looking at with handstand position was a really important iconic movement.http://www.youtube.com/watch?v=t6-\_\_QQMdCk 4. **One of the songs composed for Alibaba**: There were also English translations underneath. It was like we were all lecturing, but we were fascinated and watching them. Faith, determination, respect for the customer, working hard to describe the success with songs is a good idea. Some of the Alibaba songs were known to the 80% of the audience, and the whole stadium was moaning. Even if I spilled blood I’ll keep running a proud dream chaser Life will salute me with a crown I’m ashamed to die until I have won some victory I’ll live out my dream I’m fight on no matter what. 1. **The first customer and first employee stories show**: The first customers and first employees selected from Ali Baba Group companies told their stories live on the stage. One of them caught my attention. Alipay's first client was a student at the university 16 years ago and wanted to buy him a digital camera. When he was not given enough descriptive information in the stores, he turned to the internet and found his product from Alibaba. He asked some overwhelming questions. He paid through Taobao using Alipay. This first Alipay user caught the attention of AliBaba. The next day they called the person to see if they felt their expertise in camera comparison and whether they would like to work for Alibaba. This university student began to work in Alibaba here on this occasion.http://www.youtube.com/watch?v=3lDx6MBxoxA **The Small One is Strong; The Small One is Beautiful** Firstly, video footages of Jack Ma’s various images and speeches were given. I share with you the Turkish of this sharing which will be in the nature of a lesson directly below: The video can be summarized as follows. Today, given the same conditions and opportunities to do it all again, it would not be the same. He left the conference hall 20 years ago and embraced the internet with his dream. It's okay to admit you don't understand anything. You can find people who help you with things you don't understand. The more successful you are, the more modest you must be. Especially for things we haven't achieved yet. People tell you how good you are. Actually, I'm not that smart. And then you really thought of yourself as a hero. Then you're everything but a hero. He has been a teacher for over 20 years. He never left class. If Chinese e-commerce does not work well, Alibaba takes responsibility. Our ideal is to realize the dreams of 10 million people. We can serve many people. If we can do this. This is a blessing, and we are very lucky. Real power doesn't come from power. More of love. Empowering others and helping others. We hope to serve this period. By doing something meaningful. This trend of our time shaped Alibaba. We should be grateful and respectful. The small one is strong, the small one is beautiful. **And the Expected Moment: Jack Ma on Stage** He himself must have been very impressed by the show that he first started by saying: “They will think we are a performance company. I don't think they can be performing like this in the world”. Emphasizing that making such a beautiful party is beyond every company’s depth, he underlined that the parties held in previous years were also very nice and it would not be a surprise that the thirtieth years would be wonderful with this vision and team. **10 Different Lessons From Jack Ma's Speeches** 1. **Formula is in the 102 Year Vision** We have 102 years of vision; We believe that we will achieve with our culture and system. We are different from many other companies. Some companies transfer their management to Generation 2, some to professionals. But we're different. We transferred innovation and proactivity to a culture that will create. We just thought about the future and raised many Allies. We have achieved sustainability through our culture, system and capabilities. 2\. **This is not a Farewell and Retirement, but a System Success** 1. **Being a Good Company is Harder Than Being a Strong Company** What we think and want is not to be a strong company. We just hope to be a good company in the hearts of society, the world, our users and the people around us. Being a strong company is not easy, but it is much more difficult to be a good company. You understand a strong company from its performance, but a good company from its sense of liability and responsibility and courtesy. The future of Alibaba is not how we can make enough money for the next 102 years, but how we can take responsibility for the next 102 years. Since 20 years ago, no important decision of Alibaba has been shaped by money. We weigh each decision, our technology, whether they serve to solve the problems of society before the product we produce, and how much they overlap with our mission, vision and values. 1. **Changes Will Change Even** Today is a day of change. Whatever you like, everything will change, it will continue to change. Technology will change. The transformations will change. The method of changing changes will also change. A new era is coming. In the next 30 years, there will be a great transformation. There will be a great revolution. The revolution and success of big data will come. The success of IoT (internet of things) will come. 1. **What Makes Success Itself is Sustainability** Technology is useless if we don't confront sustainability and become universal. If we don't produce benefits for a world, all of this is of no importance. 1. **Changes are Opportunities for Pioneers** There will be new opportunities in the next 30 years, just like in the past. But it depends on you. If you lead the changes, it can be successful. Everyone was young in the past. Many people say I sound like a philosopher. I believed what I knew and worked for them. The next generation after World War II is very lucky. We have seen the change of culture. We saw the triumph of industrialization, and we saw digitalization, and we were caught between the two. This transformation was very painful. You have to be strong. No matter what kind of company you are, big or small, be good and produce benefits. Everybody think about change. 1. **We were not Lucky, We Learned by Making Thousands of Mistakes** Everyone in my recent history told me you're very lucky. Alibaba made thousands of mistakes. We weren't that lucky. We had many choices, we had to make very important decisions. But we never gave up. 1. **Value Priority, Not Money** For 20 years, we have never focused only on money for all our important decisions. Surely, we had a social vision. We have created value with all our business decisions. We have created value that will encourage everyone more. That was our strength. Some of us, sometimes we chose the easy ones. But, we often chose the hardest decisions. Alibaba did not want to be an ordinary company to produce money. It was the case in the past, and it won't be a bigger company to make money in the future. 1. **Your Priorities are Your Facts** - To be the pioneer of new changes that are important to us. - We want to make everything different. - We wish to be a strong company to be a good company. - We want to be an exemplary company that produces favor to our country, the public and the whole world. 1. **Thanks to the Past for Hello to the Future** We would like to thank everyone who supported us to be a good and big company. However, we would like to thank all the companies that helped us to create opportunities for all humanity. I think the best thanks you can do in bad times. Combining capabilities and technology will make the world more sustainable. The Chinese opportunity was very strong for us. Living in such a large country is a great opportunity to serve over a billion people. Living in the Chinese country provided us a great opportunity. We thank China. **Giant Team of 17 People** This time, a picture of the 17 people at the Great Wall of China from 20 years ago, was brought to the screen. Then, the other 16 people were invited to the stage. They all embraced each other in a very warm way, while the giant screens displayed photos with a deep memory of the early years. The old legend COO (Chief Operating Officer) took the microphone and shared some important sentences. - The Customer comes first, then the employee and then our suppliers and then our shareholders. - The whole team is one and we all work for this purpose. - Today is our day to show our best performance, if it is to be a lower standard day, now is not the time. We must be the best today. - We would like to thank all Alibaba customers and Alibaba employees now. - We always had many opportunities for employees, but we couldn't leave, we were connected. Even after retirement, we did not break our ties and we were honored that we were invited to this party today. **Happy Birthday AliBaba** A representative 20th birthday cake came to the stage, with a big announcement the whole stadium started to sing Happy Birthday AliBaba, and the fireworks placed on the stadium were synchronously bursting one after the other. Meanwhile, a singer on the stage began to sing an Ali Baba song to be accompanied by everyone. It was a different experience for us. Alibaba, who was a “Love Mark” in itself, even had an “Alibaba” song that the whole stadium could accompany by heart. As far as I can tell, some of the words were as follows. One, two, three, four I never saw it, I heard about it We love Alibaba I’ll walk to talk. Why do you say it's hard? Don't be afraid, start walking Just stay young Keep your dream alive Brave out what's inside, be the best you can be. Extraordinary people, Modest hearts, Extraordinary works Imagine a wild dream, love deeply, never give up. Bring changes to the whole world. Let's do our part. Don't ask how far you must go to heaven Do not pray for the mountains to come to you. We cry, laugh, make friends. Stay cheerful, stay young. Dear Alibaba. Brave out what's inside, be the best you can be. Extraordinary people, Modest hearts, Extraordinary works Imagine a wild dream, love deeply, never give up. Alibaba, we love you. **Common Spirit of Success in Unique Organization** I can reiterate that there could not be another organization in the world where so many different performances could be exhibited on the same night with extraordinary stage decor methods. Because, this organization is not made for money, money is not enough to do. It can be put on stage with a common spirit by a team that believes and deserves to watch it. **Yes We Can/ Evet Yapabiliriz** The name of the new song that played in the show was “Yes we can”. I think it helps to internalize all the words with the repetition of the employees. It's exactly our faith. You know, we always say, but beware of what you say turns into prayer. “Yes we can” song and other Alibaba songs were made just for this purpose, I think. - Customer is always in the first place with us. - It is unthinkable that we do not improve the customer experience. - Change and simplify the concept, work seriously and work responsibly but work happily. - All employees of Alibaba must find happiness that encompasses the entire world. - Find new values that will carry us to the future. - Let us support each other in good and bad times” and **New President MR. Daniel Zhang**After this song the new president was invited to the stage. Mr. Daniel Zhang is one of the 17 people who have been working together again for 20 years.He gave a speech titled Shaping the Future.First of all, he thanked the customers, the founding team, Jack Ma and the employees and started his speech of which I shared by translating.“Thanks to you, we're here. You're the only reason we're applauding here. 20 years ago, we come from a period when the internet was very limited. Now, 20 years later, Technology has come to these days. Thanks to this speed of change, we will be in a different place after 20 years, business life and social life will take a different shape. After 20 years, if we can still survive, we have to be playmakers and shape the future.He concluded his words by saying that “We can overcome all difficulties”. **Satirical Karaoke Show** In addition to many shows in the performance, this satirical karaoke song also attracted my attention. A chorus of employees sang the song Alibaba again. But this time the lyrics were different. I share the translation below: My boss’s boss is still in the office For sure, he’ll talk behind my back Everyone has their own accounts Honesty is about to end Scheming people are just pretending Life is like walking on a tightrope They think I'm just slowing down They'll be sneaky about me getting started Come on! You're all paranoid helplessly Tell me what you think, so what? Without the time to take a shower I've crossed the mountains hills Business travel never ends My wife is protesting me Your world says I wasn't When will I be able to go back and get them back? When? This karaoke, which shares its emotions in the most realistic way, is another from the Alibaba Jiwai Choir: ? Between Shanghai's CBD and the suburbs of Hangzhou I went and stopped Business travel means being away from home for weeks Sometimes also a three-day round trip between Hangzhou and Paris I can only sleep on the plane Our snoring leads to turbulence on the plane Love is love I only say it once You know, I act like I talk Scout hunters My dream is all I think about If you cannot set priorities correctly 3.25 we have a common destiny You said I could trust you with technology You promised to meet all my criteria Now you tell me you have no resources Boss said we had to launch all the products on Q4 You keep hooking me, write your code first What is this last minute change now? Old demands, nothing changed Expression style outside Let's fix our differences Sometimes we squeeze each other's throats Ours is a love and hate relationship Let's fix our differences Let's make peace and eat crayfish At the end of the day we are a big family **Emphasis on Growing Together** This time, with a new choreography and stage arrangement, a musical work depicting the lives of the people working in the office was exhibited, of course both with singing and dance and theatrical performance. Towards the end of this session, real pictures were projected from the lives of the employees. The name of the song was very meaningful. “We’ll grow old together” **Final Scene: Jack Ma and His Team** We came to the finals. The last performance of the scene was “Jack Ma” and his companions. A big TIR stage was set up, Jack Ma with his unique crazy outfits gave a recital by performing the guitar and toured the whole field and greeted the field. It is another comfort to be able to dress up those clothes with great self-confidence and then be able to face the world as a guitarist. The demonstrations ended with a very spectacular fireworks show around 22:30. **If I summarize what remains in my mind from this celebration:** - Customer First - Try not to be a big company, but to be a company that produces goodness. - If you strive to be global, the big picture makes you more successful. - Keep “the spirit of continuous improvement” alive. - If not today, When? If not me, Who? - Without faith and great effort does not come to success. - Company culture, systems and talents must be together for success. - The vision of the company is not the formality, but the vision to be lived and sustained. - You can see 3 centuries in 102 years. - Size inanan bir ekiple büyük başarılara imza atabilirsiniz. - Şirketin gelişmesi için her zaman kendinizi geliştirmelisiniz. - Geleceği şekillendirirseniz hayatta kalırsınız. - Bazen yardım alarak amuda kalkın ve hayata başka bir noktadan bakın. - Geçmişe teşekkürler, geleceğe merhaba. - Geleceğin ilerisinde olmak için robotların yapamayacaklarına odaklanın. ### Açıl Susam Açıl (Open Sesame Open) URL: https://halilerdogmus.com/acil-susam-acil-open-sesame-open/ Last updated: 2026-07-04T17:37:39.000Z Bugünkü yazılarda, 460 Milyar Dolar piyasasında bulunarak dünyanın en değerli bağlantılarından bir haline gelen Alibaba'nın davetlisi olarak katıldığım etkinliklerdeki anılarım üzerine ulaşıldı. Kuruluş yılı dönümleri olan 10 Eylül'ün küresel önemi yalnızca şirketin 20\. Yıldönümü değildi. Bugün şirketin bütçesinde özel olarak seçilerek kurgulanmış güzel incelikler barındırılıyordu. Ayrıca Jack Ma'nın vedasının kişisel bir karardan çok şirketin sisteminin performansı ile ilgili bir kutlama olduğunu vurgulamak isterim. Çin'in Hangzhou şehrinde olimpiyat istasyonunda 55.000 kişinin gerçekleştiği bu devasa etkinlik; Çok sayıda solo, dans gösterisi, rock konseri, geleneksel Çin dinletileriyle görsel bir şölen olarak hafızamıza kazıdık. Bu etkinliğin bir amacı vardı elbette ki, tüm bu performans gösterileriyle vizyon, ekip, gelecek kurguya atıflar yaparak pek çok konuda en şaşırtıcı ve eğlenceli şekilde çoğunlukta kendi çalışanları olan, bir kez daha aktardılar. Gözlem ve deneyimlerini bu doğrultuda paylaşmayı faydalı buluyorum. **kısaca Alibaba Hikayesi** Bugün her şey Çinli bir öğretmen olan Jack Ma'nın 1999'da saklanması önemli bir fırsat görmemesiyle başladı. Çin'de çok sayıda üretici olmasına rağmen dünyada bu savaşçın habersiz yüz yaşında kişi vardı. Bunları internet üzerinden buluşturmanın hayalini kurarak kendisine inanan 16 kişi ile bir apartman dairesinde yola çıktı. Dünyadaki genişleyen küresel e-ticaret pazarının altyapısını bu ekiple başlattık. 1.4 Milyar nüfuslu ülke faaliyet göstermek ve ihtiyacı karşılamak hali hazırda pek çok sorun ve zorluklarla birlikte sunulan gibi bu ekip daha çok çalışmak için fırsat olarak değerlendirmeye odaklanmayı desek yanılmış olmalıyız. Zira hayatın tekrar göz önüne geçişte ihtiyaç, beklenti, zevk, trend gibi özetler kısaca anlamanın ötesinde talep-çözüm-tatmin mücadelesi belki de Ali Baba Grubunun karşılaştırmalarının birleştirilmiş en hızlı büyüyen şirket olma olaylarına de olmuş gibi görünüyor. **Alibaba İsmi Nereden Geliyor?** Hayalleri ilk aşamada Çin'in dünyaya açılan kapısının her insanın kolayca ve aynı şekilde söyleyebileceği bir isim olarak düşünüldüler. “Ali Baba ve Kırk Haramiler” hikâyesinden yola çıkarak açılıl susam açıl (açık susam açık) diyerek babasının kapısını dünyaya açtılar. Sahiden de bu ismin hikayesi onlara çok uygun mu? **20\. Yıldönümü Kutlamaları Neden 10 Eylül?** 1. Çin'de Öğretmeler Günü (Kurucuları Jack Ma'nın idealist bir öğretmen oluşu) 2. Jack Ma'nın doğum günü 3. Son olarak Alibaba şirketlerinin doğum günü. **Çin ve Ali b aba'nın Karşılıklı Gelişimi** Geçmişe bakıldığında Çin'in dış ticaret kapasitesinin önünde dil ve konum gibi engeller mevcuttu. Ancak dünyada yaşanan teknolojik gelişmelere hızlı uyum sağlamayı ve daha fazla dış ticaret yapmayı başarmayı başardı. Bu başarıda Alibaba Group'un birleşiminin büyük payı olduğunu söylemekten geçemiyoruz. Ülkedeki ucuz iş gücü ve hammadde maliyetleri bir fırsattı ancak ürün ve hizmet lojistikle anlamlıydı. Bu bölgedeki lojistik destekleriyle birlikte e-ticaret konusunda lider olmayı başardı. Hükümet ve firmalar arasındaki bu uyum ülkesi yeni bir gelecek inşa kampanyası de sağlamış oldu desek abartmış olmayız. Bu, gelişmekte olan ülkeler için muhtemelen çok ilham verici bir örnektir. **Ali b aba Yalnızca Bir E-Ticaret Şirketi Değil** Alibaba, kendisini bir e-ticaret şirketi olarak konumlamak yerine odaklarını, satıcıların iş işlemlerini kolay yollarını sunmasını, alıcılar için ise olumlu bir satın alma alma deneyimi kazanmalarını sağlayacak hizmet kalitesine verdi. Başta B2B'ye odaklanmışken, ana işin yanında, B2C, reklam, lojistik, online banka ve ödeme, bulut bilişim, mobil hizmetler, hatta yapay zekaya kadar daha pek çok alanı genişletti. Dikkatinizi çekerim, yerel sihir entegre ve bütünleşik ile ilgili. Ayrıca güçlü ve etkili yollardan yararlanmak adına günlük yaşamlarına dair verileri elde edebilmek için hava durumu, harita, müzik ve seyahat uygulaması gibi bir çok yazılım şirketi de satın alındı. **Ali b aba Grubu İçerisindeki Şirketlerden Birkaçı** 1. **Alibaba.com:** B2B odaklı küresel ithalat ve ihracat platformu. 2. **Aliexpress:** B2C odaklı e-ticaret faaliyetinin birlikte TaoBao'dan farklı dillerde olması. Zira TaoBao Çin pazarını hedef alırken AliExpress'te küresel olarak hedef alır. 3. **TaoBao:** Geleneksel hazine aramayı ifade eden gelen bu şirket, Ali Baba Group'un B2C ve C2C odaklı e-ticaret şirketidir. 4. **Tmall:** Çin'in büyüyen orta sınıfına yönelik geniş markalı ürün yelpazesi sunan şirket. Örneğin; Nike Apple gibi çok uluslu markaların satışının kaydedildiği platformdur. 5. **Ali baba Cloud:** Küresel bulut bilişim ve veri yönetimi şirketi. 6. **Alimama:** kısaca online bir pazarlama platformudur. Hali hazırda grup içerisinde yer alan şirketlerin kullanıcılarına hizmet vermek için olduğunu da eklemeliyiz. 7. **AliPay:** 3\. Taraf online ödeme platformudur. Yine grup şirketlerinin ihtiyaçlarından yola çıkarak hayata geçirilmiş olan bir Fintech'tir. Ali Micro Finance ile geleneksel bankalardan kredi almakta güçlük çekmek için küçük işletmelere mikro düzeyde mevduat ve kredi sağlamaktadır. Kendi bünyelerindeki platformlardan kişisel müşteri davranışlarıyla bireysel kredi derecelendirmelerini yaparak, sınıflandırır. 8. **Cainiao Network:** Çin'in lojistik dağıtımı en hızlı ve kaliteli şekilde karşılamak için belirlenmiş bir lojistik veri platformudur. 9. **Aliwangwang:** Alıcı ve satıcılar arasındaki gerçek zamanlı etkileşimler amacıyla anlık mesajlaşma servisidir. 10. **Juhuasuan:** Taobao ve Tmall faaliyetlerine odaklı satış ve pazarlama platformu. Bu kişilerin görev ve sorumluluk raporlaması raporlaması e-ticaretin küresel oyuncusu olmak adına bütünleşik bir yapıyı oluşturduklarını iyice genişletmiştir. İlginizi çektiyse, diğerleriyle görüşmek için ayrıca detaylı bir araştırma yapmanızdan faydalanmanız mümkündür. **Aliexpress ve e bebek İlişkisi** Alibaba Çin'deki bilgilere dünyanın açıklığını açan vaadini uygulamalarını gerçekleştirmekz odaklarını diğer dağılımlarını çevirerek Türkiye'de bir ofis kurdu. Bizlerin de oranları ve eski bunlarla birlikte ilk oyunculardan olmamıza neden olan Türkiye e-ticaret ekosistemini bizden de dinlemek ve olası iş birliği fırsatları için üst yönetimle birlikte ofisimizi ziyaret ettiler. E-ticaret olarak 2018 Eylül ayındaki odak noktamızı globale çevirmiş olsak da yeterli tanınırlığımız, sipariş sayılarımız heyecanımızla doğru değildi. Kısacası AliExpress işbirliği sonucunda 200'e yakın ülkede sipariş verebilir olmak bizi pek tabii heyecanlandırdı. Tablonun görünümleri ise Çin dışında farklı olan yer alan tedarikçileri yoktu. Bu nedenle ilk tecrübe günlerine ilgi ve değer vereceklerini daha o gün hissettirdiler. Bu olayla başlayan ilişkilerimiz 2019 yılının başlarında resmi AliExpress tedarikçisi yaptı. Bu süreçten gelen bir tanışmakla 20\. Kuruluş yıldönümü partisine ebebek olarak bizi davet ettiler. Önemli bir deneyim fırsatının devamı yüksekti. Bu nedenle ayrılmalı yolculuğun 3 gün içinde gidiş dönüşte 40 saatin yollarında geçmesinin dert edilmeden nazik davetlerini memnuniyetle kabul ettim. Oraya gittiğimizde gördük ki 20\. Yıl gösterilerine Türkiye'den tek katılıyor, dünyadan da sayılı yabancı misafirlerden oluşuyoruz. **Alipay Kullanmıyor musunuz?** İlk yolculuk günü İstanbul'dan Çin'e başlayan yolculuğum sona erdiğinde, AliExpress Global Büyüme Lideri ve Türkiye yöneticisi Yaman beni karşılayarak otelime yerleştirdi. Odamızda Hoşgeldiniz pankartlı 6 parça cupcake sunumumuz devam ediyor. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_085812-1-1.jpg?w=825) Oteldeki Cupcake'lerimiz Uyumadan önce kısa da olsa yürüyüş yapmaya karar verdim. Otelimin çevresini dolaşırken gece yarısı etrafta tek açık dükkan olarak bir bakkala rastladım. Alışveriş deneyimi yaşamak için bu küçük bakkala girerek şampuan almak istedim. Ancak üzerimde Çin parası RMB yoktu. Bakkal elimdeki doları kabul etmeyince kredi kartımı denedik ancak o da geçmedi. Tam bu esnada satıcı dönüp senin Alipay’in yok mu diyerek bana şaşkınlıkla bakmasın mı? İçimden bizde ne gezer AliPay, biz Türkiye’deki yenilikleri aşağı çekeriz hatta bu yüzden 9 Kasım’da BKM Ekspresi bile kapatma kararı almadık mı? diye dertleşmek geçse de bizim Çinli bu sitemlerimi anlamadı tabii. Zaten Çinli olmamamıza rağmen BKM Ekspresin bu kapatılma kararını bizler de anlayamadık. **Rehberimiz Kai ile Güne Başlıyoruz** Sabah kahvaltıdan sonra benimle birlikte 2 Rus, 1 İspanyol, 1 Çinli 5 VIP konuk ile ilgilenecek harika bir Alibaba çalışanı olan Kai ile buluştuk. İzlenimlerime göre yurtdışından çok davetli yoktu % 99 Çinlinin olduğu bir organizasyondu diyebiliriz. Çinlilerin de % 80’i Alibaba Group çalışanıydı. Kai bize 20.yıl anısına bir hediye takdim etti. İçinde Alibaba nın her yıl yaşadığını önemli bir olayın anısına bastırdığı hatıra paraları vardı. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_095111-1-1.jpg?w=768) Her bir yılı temsilen 20 adet hatıra para **AliBaba Group XiXi Kampüsü Deneyimlerim** Bir apartman dairesinde başlayan ve kimsenin inanmadığı bir iş modelinden gelinen noktada dev kampüslerinden birisinin bahçesine adım atmak için minibüsümüzle AlibabaGroup Xixi kampüsüne geldik. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_095359-1-1.jpg?w=768) Bize tahsis edilen VIP minibüsümüz ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_110614-1-1.jpg?w=825) AlibabaGroup Xixi Kampüsü Girişi 1. **Hizmet Yıldönümleri:** Şirketimizle birlikte 1 yıl geçirmiş çalışanlarımıza Alibaba’ya katkılarından dolayı ilk yıldönümü hediyeleri olarak bir “Gülen Yüz Rozeti” hediye ederiz. 3 yıl boyunca yola bizle devam etmiş olan çalışanlarımıza yıldönümü hediyesi olarak yeşim taşı kolye hediye ederiz. Alibaba’nın 2009’daki 10\. kuruluş yılı dönümü kutlaması anısına olan bardan türemiş bu kolye, ruhumuzun bir sembolü olarak görülür. Alibaba’da 5 yıl süresince çalışmış olan çalışanlara 5\. yıldönümü yüzüğü hediye edilir. Çalışanların yüzüğü kabul etmeleri de bütün bitmek bilmeyen zorluklarına ve yaşadıkları moral bozucu anlara rağmen kendilerine, güçlü kalacaklarına dair verdikleri sözü temsil eder. Ali’de 5 yılını tamamlamış arkadaşlarımıza “5 yılın sonunda olgun” olduklarını söyleriz. Kendi yıldızımızı parlatırken, başkalarını da kendinden geçiririz. Paylaşmanın en içten minnettarlığımızı temsil ettiğini düşünüyoruz **Alibaba Gelenekleri:** Bir başka duvarda 1, 3, ve 5 yılda çalışanlara verilen hatıralar anlatılıyordu. “1 yılın sonunda aromatik”, “3 yılın sonunda yıllanmış”, “5 yılın sonunda olgun” kalıplarını kullanıyoruz. Ali’de ilk yılını tamamlamış arkadaşlarımıza “1 yılın sonunda aromatik” olduklarını söyleriz. Yeni şişelenmiş bir şarap gibi, bir yılın sonunda onlar da kendi aromalarını kazanırlar. Niye bu yola atıldığınızı unutmayın, meraklı kalın ve azmetmeye devam edin. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112103-1-1.jpg?w=768) 1\. Hizmet Yılı ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112109-1-1.jpg?w=768) 3\. Hizmet Yılı ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112116-1-1.jpg?w=768) 5\. Hizmet Yılı **Alibaba Battle Uniform:** İçeride yine kocaman bir duvara Ali baba Tshirt unun anlamı yazıyordu. Her yıl bir tshirt tasarlıyorlar ve üzerinde o yıla özgü farkındalık cümle ve simgeleri oluyormuş. Alibaba’nın bu Thisrtü Battle Uniform diye anılıyormuş. Muharebe Üniforması; Anlamı ise şu şekildeymiş; büyük çaplı tüm Alibaba muharebelerinde ve festivallerinde, tüm katılımcılar tıpkı birer zırh gibi aynı muharebe üniformasını giyerler ve birlikte savaşırlar. Muharebe üniforması yalnızca bir T-shirt değildir, aynı zamanda bir ruhtur. Ortak bir vizyon için verilen savaş uğruna ortaya konan askeri arkadaşlığın ve müşteriler için savaşmaya olan bağlılığımızın bir sembolüdür. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111445-1-1.jpg?w=768) Alibaba Üniforması **Rakam Değil Anlam Oluşturmak:** Aliday 510: Danışmadan hemen sonraki duvarda, 510 Ali Day yazısı dikkatimi çekiyor. İlk etapta bakınca bunu ‘’beş yüz on’’ diye okumanız ve anlamlandıramamanız olası. Nedir bu 510’? E bir de 102’leri var. Meğer bu ‘’beş yüz on’’ değil, 10 Mayıs demekmiş. 10 Mayıs her yıl Ali Day olarak kutlanıyormuş. Alibaba çalışanları aileleri ile birlikte kampüse geliyor ve sabırsızlıkla bekledikleri bu özel günü kutluyorlarmış. Ayrıca o yıl evlenecekler Jack Ma nın sponsorluğunda toplu olarak evlendiriliyorlarmış. Masraflar tabii ki Jack Ma’dan. Büyük adam vesselam ? ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111343-1-1.jpg?w=825) 5 Mayıs anısına hazırlanan duvar **Dijital Abaküs:** Kampüsün bir bölümünde tıpkı ebebek girişinde olduğu gibi ama bu kez dijital bir abaküs vardı. Welcome to Alibaba” yazıyordu. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111702-1-1.jpg?w=825) ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111653-1-1.jpg?w=825) Elektronik Abaküs'ten kareler **“Thanks & Hello” slogan: Geçmişimize Teşekkür Ediyoruz ve Gelecek Biz Hazırız Sana da Merhaba Diyoruz.** Bu slogan ile burada tanıştım. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_110915-1-1.jpg?w=825) Thanks&Hello Harika bir vurgu olduğunu söylemeliyim. Zira geçmişine teşekkür edip geleceğe heyecanla merhaba diyebilmek bireyler olarak da kurum olarak da büyük maharet. 20.Yıl Kuruluş anısına kampüsün her yanında bu sloganları görüyoruz, bu özel günün iletişiminde bu söz ve logoyu en etkili şekilde kullanıyorlar. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_111122-1-1.jpg?w=825) Thanks&Hello Ana girişte dev binanın içine yerleştirilmiş bir TaoBao Heykeli var. TaoBao Alibaba’nın hem bir şirketinin adı hem de maskotları. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_110623-1-1.jpg?w=825) Bina girişindeki dev TaoBao maskotu **6.Hayata Başka Açıdan Bakma Geleneği:** Oldukça eğlenceli bu kampüste gezinirken bir başka köşe ilgimi çekiyor. Burası amuda kalkma köşesi! Hayata bir de başka açıdan bakın demek için bunu gelenek yapmışlar. Kampüse her gelen ziyaretçi deniyor, çalışanlar ise antrenmanlılar ve bunu yapmaktan çok zevk alıyorlar. İki kişinin yardımı ile biz de bu deneyimden eksik kalmadık tabii ki ? Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını Şems-i Tebrizi’nin felsefesiyle de eş değer midir bu hareket. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112315-1-1.jpg?w=576) Amuda kalkma deneyimimiz **7.Çöp Kovalarından Müzik Duvarı:** Bu köşede ise şirket ofis çöp kovalarından bir müzik duvarı tasarlamışlar. Tabi ki onun da bir anlamı var. Bu arada duvarda şöyle yazıyordu ; “Çöp kutularını davul gibi çalmak Taobao çalışanlarının ürettiği geleneksel bir kutlama. Her yeni bir satış rekoru kırdıklarında çalışanlar, büyük bir heyecanla çöp kutusu davullarını çalar ve birlikte bağırırlar. Zaman içerisinde, takım üyelerini takdir etme ve motive etme yolları bu olmuştur.” ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_112625-1-1.jpg?w=825) Çöp kovalarından hazırlanan müzik duvarı **8\. Bereket Kafeterya:** Kampüste çok sayıda kafe ve çeşitli çay içme noktaları bulunuyor. Bazı yerler paralı lakin para geçmiyor. Ama her yerde çok pratik şekilde Alipay ile ödeme yapabiliyorsunuz. Ölçek kendi ekosistemine hizmet etmeye yarıyor. **9\. Customer First:** Önce Müşteri sloganlarının olduğu bir bölüm vardı çok hoşuma gitti. Burada Müşteri hizmetlerine gelen ilgi çekici geri bildirimleri dinleyebiliyorsunuz. Sürekli heyecan verici ve yeni geri bildirimler ekleniyor. Bu sloganı göz önünde daimi bulundurmak çok değerli. Milyonlarca mutlu müşteri olunca bir dükkan açıp üzerinde Alibaba yazan bir çok üründen hediye dükkanı yapıyorsunuz ve insanlar kuyrukta hatıra almak için bekliyorlar. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_113221-1-1.jpg?w=825) Customer First ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_113821-1-1.jpg?w=825) Alibaba Hediye Dükkanı **10\. ALIREN:** Alibaba çalışanlarına, sevdalılarına ALIREN diyorlar (Aliır diye okunuyor). **11\. Kampüs Ortam ve Peyzajı:** Kampüs binasının içindeki yeşillikleri ve peyzajı çok sevdim, bunlarla birlikte içecek ikram köşeleri de bana ilham verdi. Ortam tam anlamıyla huzur ve heyecan verici. Her yer doğa, her yer ağaç. Şu an yeterli gelmediği için hemen yan tarafa daha büyük binalar inşa ediliyor. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_114807-1-1.jpg?w=825) Alibaba Kampüsünden kareler ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_114548-1-1.jpg?w=825) Alibaba Kampüsünden kareler **12\. 102 Vizyonu:** Kampüs içinde sıklıkla rastladığımız diğer bir rakam ise 102\. Bu şirket olarak vizyonlarını özetleyen bir şey aslında. 1999 da kuruluşta 3 yüzyılı yaşama vizyonu ile yola çıkarlar, büyük şirket olmak değil, yaşayan ve değer üretebilen bir şirket olmayı amaçlıyorlar. Yani Ali Baba en az 2101’e kadar yaşayacak diye böyle bir sloganları olmuş (2101-1999 =102, Yirminci, yirmi birinci ve yirmi ikinci yüzyılı yaşamayı hedefleyen bir şirket. Bunu anlatan 102 soru cevaptan oluşan 102 cevap diye bir kitap hediye ettiler Bu köşe bana ebebek olarak bizlerin Bebeveyn Sadakat Merkezini anımsattı. Aliren’lerin anlattıkları ilgi çekici canlı sıcak hikayeleri sürekli dinleyebiliyorsunuz. Her Müşteri temsilcisi ilgi çekici deneyimlerini seslendirip bu portala atıyor. Şirket içinde ilham oluyor ve anlamlı bir iş yapmanın hazzını yaşatıyor. Kısaca bunlar kültür inşasının önemli parçaları. **13.Mutluluk Aynası:** Kampüs içerisinde bir başka duvarda ise bir aynaya rastlıyoruz. Bu aynada istediğin figürleri seçiyorsun ardından ayna seni seçimlerine göre gösteriyor. **14.Ali Baba Bisikletleri:** Kampüs o kadar büyük ki kampüsün içinde Alibaba bisikletleri ile ulaşım sağlanıyor. Bisikleti istediğin yere bırakabiliyorsun, boşta bulduğun istediğin bisikleti alabiliyorsun. **15.Jack Ma’nın Evi:** Bir yerde Jack Ma nın kaldığı eve giden kapıyı gördük ancak kapalıydı. Kampüs Jack Ma’nın evi olmuş. Onun için kampüste yaşar diyorlar. Kendini adadığı bu hayalinin orta yerinde yaşaması şaşırtıcı olmasa gerek. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_114817-1-1.jpg?w=825) Jack Ma'nın ofisine giden yol **16.Şemsiye Kiralama Kutuları:** Çinliler hem yağmurda hem güneşte şemsiye kullanıyorlar bu yüzden şemsiye 12 ay kullanılan önemli bir araç onlar için. Bu ihtiyaç sebebiyle yeni bir sektör bile doğmuş. Şirketlerin kiralık şemsiye işlerini organize eden şirket var. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_122010-1-1.jpg?w=768) Kiralık şemsiye işi yapan şirket ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_121543-1-1.jpg?w=768) Alibaba çalışanları için kullanıma hazır şemsiyeler **17.** Kampüsün dev bahçesini ve birkaç noktasını daha gezdikten sonra minibüsümüze binip öğle yemeği yiyeceğimiz “Westlake” bölgesine geldik. Bir gölleri var lakin bu göl onlar için çok önemli ve değerli. Çin’in mutlaka gezilmesi gereken yeri diye belirtiyorlar. Benzetme yapmamız gerekirse Abant Gölü’nün Bursa’nın merkezinde olduğunu düşünün ne kadar muhteşem olurdu. Çin’in başkenti Pekin ile Hangzhou şehrini, Türkiye’deki İstanbul Bursa kıyaslamasına benzetebilirim sanırım. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_131638-1-1.jpg?w=825) Alibaba Kampüsünün bulunduğu göl çevresi Göl çevresinde muhtelif turistlik mekanlar var ve bir de otel. Göl çevresinde parkın bir kenarında “wending point” diyebileceğimiz adeta kapalı bir otobüs durağını andıran camlı kapalı bir bölümde, içeride otomatlardan alışveriş yapabileceğiniz insansız mini büfe vardı. Sıcak kahveden dondurmaya kadar çeşitli atıştırmalıklar satılıyor. Bununla birlikte lokanta ödemeleri dahi Alipay ile yapılıyordu. **20\. Yıl Kuruluş Yıl Dönümü’ne Doğru** Nihayet biletimizde yazan kutlamanın başlama saatine yaklaşıyoruz. Yanımda bu gece için şık bir takım elbise, rugan ayakkabı ve sevdiğim bir kravatımı getirmiştim. Ancak bu gece herkes ortak heyecanı hissetmek için aynı kıyafeti yani aynı tshirti giyeceğinden gelirken habersizdim. Tabii bu şekilde giyinmem biraz uyumsuz duracaktı. Ben de günün anısına bizlere armağan edilmiş son derece kaliteli “battle tshirt” umu giydim. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_164223-1-1.jpg?w=825) Sadece misafirlere özel basılan giriş biletleri. 55.000 kişinin büyük bir bölümü otobüslerle tek bir aksama olmadan Olimpiyat Stadyumu’na taşındı. Hiçbir kargaşa, bekleme, yaşamadan stadyuma vardık. Dışarıdan sesler duyuluyordu, içeride büyük bir heyecan haykırışı vardı. Allah herkese bu başarının liderlerinden olmayı nasip etsin diye dua etmek geldi içimden. Giriş kapılarında geçmiş 20 yılı anlatan uzun panolar vardı. Kai bize devasa kalabalıkta kaybolmamız durumunda nasıl buluşacağımız yönünde bilgiler verdi içeride cep telefonlarının yoğun kullanımı ile teknik sorun yaşanabilir diye düşünerek. Ancak hiçbir sorun yaşamadık çok şükür. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/09/img_20190910_172955-1-1.jpg?w=825) Kutlama için kurulan devasa sahne **Konuşmalar Çince Ama Heyecan Enternasyonal** Koltuklarımızda bizi bekleyen birer çanta vardı. İçinde gece boyunca karnımızı doyuracak miktarda atıştırmalık, yiyecek, içecek cömert ve kaliteli ürünlerden seçilerek konulmuştu. Vücuttan elektrik alan saat, yağmur yağma ihtimaline karşı yağmurluk, atıklarımızı atmamız için çöp torbası ve birkaç tezahürat ekipmanı. Kısacası olası tüm detaylar düşünülmüştü. Anlatımlar tabii ki Çinceydi, gece boyunca sunucuların neler söylediğini onların ses tonlarından hissedebiliyordunuz zira heyecan enternasyonaldi. T-shirtlerimizden, az sonra bahsedeceğim led ışıklı saatlerden dağıttıkları nice ayrıntıya kadar bu ortak birlik duygusuna hitap etmeleri gerçekten çok kıymetliydi. Ayrıca biz yabancıların oturacakları koltuklara simultane tercüme cihazları bırakmışlardı o kadar büyük bir mekan ve kalabalıkta sorunsuz çalışan bir alt yapı takdire şayandı. Kollarımıza kocaman saat gibi ışıklar taktık. Vücuttan aldığı enerji ile led ışıkları yanan 55.000 saat stadyumda gece boyunca sallandı durdu, bizim statlarda cep telefonu ışıkları ile yaptığımızı Çinliler çok başka bir görsel boyuta taşımışlar. ![Uzaktan kontrol edilen ışıklar](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/whatsapp-image-2019-09-12-at-14.45.58-1-1.jpeg) Üstelik download ettiğiniz bir uygulamaya kayıt ettirerek organizasyonu yapan ekip bulunduğumuz lokasyonu bildiği için saatlerin anlık olarak ışık rengini değiştirebiliyordu. Hatta zaman zaman tribünlerde Alibaba logosu yapıyorlardı bu saat ışıkları sayesinde.Yalnızca bu detayın bile muhteşem bir çalışma örneği olduğunu söyleyebilirim. **Gelecek Mesajlarını Klişeleri Kırarak Vermek** Londra’da sahnenin ortasına helikopter inen müzikaller dahil bugüne kadar birçok müzikal etkinlik izleme fırsatım oldu. Ancak bu ölçekte sanırım dünyada başka bir etkinlik şimdiye kadar yapılmamıştır. Daha önce vurguladığım gibi bu gösterilerin benzersiz mesaj içeriği ve detayı var. Alışagelmiş bir şekilde gelecek vizyonlarını konuşmalarla sıralı anlatmak yerine, en farklı ve akılda kalır şekilde tüm bu gösterilerle anlatmayı amaçladılar. Dahası tüm anlattıklarını birlik duygusuna hitap ederek yaşatarak hissettirmeyi. Örneğin herhangi bir gösteri ve solodan, Alibaba'nın bulut bilişim alanına yatırım yapmaya devam edeceği bilgisine ulaşabiliyordunuz. Bu nedenle gösterilere ayrı ayrı aşağıda değineceğim. **Eğer Ben Değilsem, Kim?** Geçit seremonisi sırasında kurucu Jack Ma geldiğinde statda yer yerinden oynadı. Jack Ma’da herkes gibi bugüne özel tasarlanan beyaz t-shirti giymişti. Bu yılın tshirtlerinin sırt temasında “If not now, When? If not me, Who?” Eğer şimdi değilse, Ne zaman? Eğer ben değilsem, Kim yazıyor? Bu iki cümle ilk kez 1999 yılında Jack Ma ve 17 arkadaşının “Lakeside” kıyısında Çin devletinin en büyük internet şirketi olacağız diye yola çıkmasından 6 ay sonra sanırım bir ingiliz gazetenin Jack Ma’nın ağzından duyup manşete taşıdığı bir sloganmış. O gün bugündür bu çok önemli bir cümle olmuş. Sahiden bir işe girişmeden önce sorulması gereken ilham verici ve harekete geçiren bir soru: ‘’Eğer şimdi değilse, ne zaman? Eğer ben değilsem, Kim? Zira birçoğumuz hayallerini erteleyerek, o kişinin kendileri olmadığına inanarak üretkenliklerini bahaneler üreterek harcıyor. Jack Ma’nın tüm bu adımlarının bir cüret meselesi olduğunun da altını çizmeliyiz. **Gösterilerden Bazı Kesitler** 1. **Connect the world, shape the future. Dünyayı birbirine birleştir ve geleceği şekillendir:** Yine bir Alibaba cümlesi ve bu cümleye atfen yapılan dans ve sahne showunu izledik.http://www.youtube.com/watch?v=Fcxg\_vuAhPk 2. **Geçmişten günümüze kronolojik bir video show gösterisi:** 1999 daki bilgisayarların olduğu günlerden windows 98 ekranından bugüne gelişimi etkileyici bir senaryo ile anlattılar. Alibabanın ilk ekran görüntüsü vs tam bir nostaljiydi.http://www.youtube.com/watch?v=bFrnz\_FzCnM 3. **Üst Düzey Yöneticinin Showu:** Ekranda özel bir filmle sahneye geldi. 1999 da neler yaşamışsa onu gösteriyle canlandırdı. Yüzüne kapanan kapılar, kimsenin itibar etmemesi, o şirketten, diğer şirkete gidip ne yapmak istediklerini ancak kapı dışarı edilişlerini, suratlarına kapanan telefon repliklerini kısaca neler yaşamışlarsa onu canlandıran bir film hazırlığı. O ise inandığı bir işin üzerine ısrarla gitmeyi bizlere hikayesiyle anlattı. Özellikle AliPay konusunun ve zorluklarının işlendiği bir filmdi. O yıllarda başlayan dünyaya başka bir açıdan bakın perspektifi ile yani amuda kalkarak bakın anlayışı gerçekten önemli bir ikonik hareket olmuş.http://www.youtube.com/watch?v=t6-\_\_QQMdCk 4. **Alibaba için bestelenen şarkılardan yalnızca biri:** Altında İngilizce tercümeleri de vardı. Sanki hepimiz ders niteliğinde ama büyülenerek onları izliyor gibiydik. İnanç, kararlılık, müşteriye duyulan saygı, çok çalışmak kısaca başarı tarifini şarkılarla yapmak güzel bir fikir. Bazı Alibaba şarkıları izleyicilerin % 80'ini oluşturan çalışanlar tarafından da bilindiği için tüm stadın inlediği seanslar oldu. Kan döksem bile Gururlu rüyalar peşinde koşmaya devam edeceğim Hayat bir taçla beni selamlayacak Zafer kazanmadan ölmekten utanıyorum Rüyamda yaşayacağım Ne olursa olsun savaşacağım. 1. **İlk müşteri ve ilk çalışanların hikayelerini içeren gösteri:** Ali Baba Group şirketlerinden seçilmiş ilk müşteri ve ilk çalışanlar kendi hikayelerini canlı olarak sahnede anlattılar. Bir tanesi oldukça dikkatimi çekti. Alipay'in ilk müşterisi 16 yıl önce üniversitede öğrenciymiş ve kendisine dijital bir kamera almak istemiş. Mağazalarda kendisine yeterince açıklayıcı bilgi verilmeyince internete yönelerek aradığı ürününü Alibaba'dan bulmuş. Biraz da bunaltıcı sorular sormuş. Ödemeyi Taobao üzerinden Alipay’i kullanarak yapmış. Bu ilk Alipay kullanıcısı AliBaba’nın dikkatini çekmiş. Ertesi gün bu kişiyi arayarak, kamera karşılaştırma konusundaki uzmanlığını hissettiklerini ve Alibaba’da çalışmak isteyip istemeyeceğini sormuşlar. Bu üniversite öğrencisi gençte bu vesile ile Alibaba’da çalışmaya başlamış.http://www.youtube.com/watch?v=3lDx6MBxoxA **Küçük Olan Güçlüdür, Küçük Olan Güzeldir** Önce Jack Ma’nın muhtelif görüntüleri ve konuşmalarından video kesitleri verildi. Ders niteliğinde olacak bu paylaşımın Türkçesini sizlerle aşağıda direkt olarak paylaşıyorum; Videoyu kısaca şöyle özetleyebiliriz. Bugün, hepsini tekrar yapmak için aynı şartlar ve fırsatlar verilirse, aynısı olmazdı. 20 yıl önce konferans salonunu terk etti ve hayaliyle interneti kucakladı. Aslında anlamadığım birçok şey var. Bir şey anlamadığını kabul etmek sorun değil. Anlamadığın şeyler için yardım eden insanları bulabilirsiniz. Ne kadar başarılı olursanız o kadar alçak gönüllü olmalısınız. Özellikle de henüz başaramadığımız şeyler için. İnsanlar sana ne kadar iyi olduğunu söyler. Aslında o kadar akıllı değilim. Ve sonra kendini gerçekten bir kahraman olarak düşünmeye başladın. O zaman sen bir kahramandan başka her şeysindir. 20 yıldan fazla bir süredir öğretmendi. Asla sınıftan ayrılmadı. Çin e-ticaretinin iyi sonuç vermemesi durumunda, Alibaba sorumluluk üstlenir. İdealimiz 10 milyon insanın hayallerini gerçekleştirmektir. Birçok insana hizmet verebiliyoruz. Eğer bunları yapabiliyorsak. Bu bir nimet, biz çok şanslıyız. Gerçek güç, güçten gelmiyor. Daha çok sevgiden. Başkalarını güçlendirmekten ve başkalarına yardım etmekten. Bu döneme hizmet etmeyi umuyoruz. Anlamlı bir şey yaparak. Zamanımızın bu trendi Alibaba'yı şekillendirdi. Minnettar ve saygılı olmalıyız. Küçük olan güçlüdür, küçük olan güzeldir. **Ve Beklenen An: Sahnede Jack Ma** Kendisi de gösteriden çok etkilenmiş olacak ki sözlerine ilk olarak: “Bizi performans şirketi sanacaklar. Sanmıyorum ki, dünyada böyle bizim kadar güzel performansları yapıyor olabilsinler” diyerek başladı. Böyle güzel bir partiyi yapabilmenin her firmanın harcı olmadığını vurgulayarak; daha önceki senelerde yapılan partilerin de çok güzel olduğunu bu vizyon ve ekiple otuzuncu yıllarının da muhteşem olacağının sürpriz olmayacağının altını çizdi. **Jack Ma’nın Konuşmalarından Alınabilecek 10 Ayrı Ders** 1. **Formül 102 Yıllık Vizyonda** Biz 102 yıllık vizyonumuzu; kültürümüzle, sistemimizle başaracağımıza inanıyoruz. Bizim diğer birçok şirketten farkımız var. Bazı şirketler yönetimlerini 2\. Kuşaklara, bazıları profesyonellere devrediyorlar. Fakat biz farklıyız. Biz inovasyonu ve yenilikçiliği oluşturacak bir kültüre devrettik. Biz sadece geleceği düşündük ve bir çok Alier’lar yetiştirdik Kültürümüz, sistemimiz ve yeteneklerimiz sayesinde sürdürülebilirlik sağladık. 1. **Bu Bir Veda ve Emeklilik Değil, Sistem Başarısıdır** Bugün Jack Ma'nın emekliliğe ayrılmasıyla ilgili değil. Bugün bir başarı mirasının başlangıcının tarihidir. Bugün bir bireyin bir kararıyla ilgili değildir, bir sistemin başarısıyla ilgilidir. 1. **İyi Bir Şirket Olmak, Güçlü Bir Şirket Olmaktan Daha Zordur** Bizim düşündüğümüz ve istediğimiz güçlü bir şirket olmak değildir. Biz sadece toplumun, dünyanın, kullanıcılarımızın ve etrafımızdaki insanların kalplerinde iyi bir şirket olmayı umuyoruz. Güçlü bir şirket olmak hiç kolay değil, ama iyi bir şirket olmak çok daha zordur. Güçlü bir şirketi performansından anlarsınız, ama iyi bir şirketi sorumluluk ve mesuliyet bilincinden ve nezaketinden anlarsınız. Alibaba'nın geleceği nasıl önümüzdeki 102 yıla yetecek kadar para kazanacağımız değil, nasıl önümüzdeki 102 yılın sorumluluğunu alabileceğimizdir. 20 yıl öncesinden bugüne kadar Alibaba'nın hiçbir önemli kararı para odaklı şekillenmemiştir. Her kararımız, teknolojimiz, ürettiğimiz üründen önce toplumun sorunlarını çözmeye hizmet edip etmediklerini, misyonumuz, vizyonumuz ve değerlerimizle ne kadar örtüştüklerini tartarız. 1. **Değişimler Bile Değişecek** Bugün bir değişim günüdür. Neyi severseniz sevin, her şey değişecek, değişmeye devam edecek. Teknoloji değişecek. Dönüşümler değişecek. Değişimleri değiştirmenin yöntemi de değişecek. Yeni bir çağ geliyor. Gelecek 30 yılda çok büyük bir transformasyon olacak. Çok büyük bir ihtilal yaşanacak. Büyük datanın ihtilali ve başarısı gelecek. IoT nin başarısı gelecek. 1. **Başarıyı Başarı Yapan Sürdürülebilir Olmasıdır** Eğer sürdürülebilirliğin üstüne gitmezsek ve evrensel olmazsak teknoloji de hiçbir işe yaramaz. Eğer bir dünya için de fayda üretmezsek tüm bu anlattıklarımın hiçbir önemi olmaz. 1. **Değişimler Öncülük Edecekler İçin Birer Fırsattır** Gelecekteki 30 yılda yeni fırsatlar çıkacak tıpkı geçmiş zamanda olduğu gibi. Ama bu size bağlı. Eğer değişimlere sizde öncülük ederseniz, bu başarılı olabilir. Herkes geçmişte gençti. Bir çok kişi benim filozof gibi konuştuğumu söylüyor. Ben bildiklerime inandım ve onlar için çalıştım. 2\. Dünya savaşından sonraki nesil çok şanslı. Biz kültür değişimini gördük. Biz endüstrileşmenin zaferini gördük ve dijitalizasyonu gördük ve ikisinin arasında kaldık. Bu transformasyonda çok başımız ağrıdı. Güçlü olmak zorundasınız. Hangi tür şirket olursanız olun, büyük ya da küçük, iyi olun, fayda üretin. Herkes değişimi düşünsün. 1. **Şanslı Değildik, Binlerce Hata Yaparak Öğrendik** Yakın geçmişinde herkes bana çok şanslısın dedi. Alibaba binlerce hata yaptı. O kadar da şanslı değildik. Çok seçeneğimiz vardı, çok önemli kararlar vermek durumundaydık. Ama hiçbir zaman vazgeçmedik. 8. **Para Değil Değer Önceliği** 20 yıldır bütün önemli kararlarımız odağımızı hiçbir zaman yalnızca paraya vermedik. Mutlaka sosyal bir vizyonumuz vardı. Bütün iş kararlarımızla değer ürettik. Herkesi daha fazla teşvik edecek değer ürettik. Bizim güçlü tarafımız buydu. Bazılarımız, bazen kolay olanları seçtik. Ama biz çoğu zaman en zor kararları seçtik. Alibaba, para üretmek için sıradan bir şirket olmak istemedi. Geçmişte böyleydi gelecekte de para üretmek için daha büyük bir şirket olmayacak. 1. **Öncelikleriniz, Gerçeklerinizdir** - Bizim için önemli olan yeni değişimlerin öncüsü olabilmek. - Biz her şeyi farklı yapmak istiyoruz. - Biz iyi bir şirket olmak için güçlü bir şirket olmak istiyoruz. - Kendi ülkemize, halka ve bütün dünyaya iyilik üreten örnek, bir şirket olmak istiyoruz. 1. **Geleceğe Merhaba İçin Geçmişe Teşekkür** İyi ve büyük bir şirket olmak için bizi destekleyen herkese teşekkür ediyoruz. Bununla beraber, bizimle birlikte bütün insanlık için fırsatlar üretmemize yardımcı olan bütün şirketlere daha fazla teşekkür ediyoruz. Sanırım en güzel teşekkürü, kötü dönemlerde yaptıklarınıza edebilirsiniz. Yetenekler ve teknoloji birleştiğinde dünyayı daha sürdürülebilir hale getirecektir. Çin fırsatı bizim için çok güçlüydü. Bu kadar büyük bir ülkede yaşamak milyarın üstündeki insana hizmet etmek büyük bir fırsat. Çin ülkesinde yaşamak bize büyük bir fırsat sağladı. Çin’e teşekkür ediyoruz. **17 Kişilik Dev Ekip** Bu kez ekrana bundan tam 20 yıl önce Çin Seddi'nde 17 kişilik ekip olarak çekildikleri fotoğraf ekrana getirildi. Sonra diğer 16 kişi sahneye davet edildi. Hepsi sırayla çok sıcak bir şekilde birbirlerine sarıldılar, bu sırada dev ekranlarda ilk yıllarda çekilmiş eski anısı derin olan fotoğraflar gösterildi. Eski efsane COO mikrofonu eline aldı ve önemli bazı cümleleri paylaştı. - Önce Müşteri gelir, sonra çalışan ve sonra tedarikçilerimiz ve sonra da sermayedarlarımız gelir. - Tüm ekip birdir ve hepimiz bu amaç için çalışırız - En iyi performansımızı göstermek için gün bu gündür, eğer daha düşük standartlı bir günümüz olacaksa şimdi onun zamanı değil. Bugün en iyisi olmalıyız - Şu an bütün Alibaba müşterilerine ve ali baba çalışanlarına teşekkür ediyoruz. - Biz çalışanlar için her zaman birçok fırsat çıktı ama biz ayrılamadık, bağlıydık. Emekli olduktan sonra bile bağımız kopmadı bugün bu partiye davet aldığımıza onur duyduk. **Happy Birthday AliBaba** Sahneye temsili 20\. Yaş günü pastası geldi, büyük bir anonsla tüm stadyum Happy Birthday AliBaba diye doğum günü şarkısı söylemeye başladı, eş zamanlı stadyumun üzerine yerleştirilmiş havai fişekler ardı ardına patlıyordu. Bu arada sahnede bir şarkıcı herkesin eşlik edeceği bir Ali Baba şarkısını söylemeye başladı. Bambaşka bir deneyimdi bizler için. Başlı başına bir “Love Mark” olan AliBaba’nın tüm stadyumun ezbere eşlik edebileceği bir “AliBaba” şarkısı dahi vardı. Anlayabildiğim kadarı ile sözlerin bir kısmı şu şekildeydi. Bir, iki, üç , dört Hiç görmedim hakkında duydum Biz Alibaba'yı severiz Konuşmak için yürüyeceğim. Neden zor olduğunu söylüyorsun? Korkma, yürümeye başla Sadece genç kal Hayalini canlı tut İçindekini cesurca çıkart, Olabildiğinin en iyisi ol. Olağanüstü insanlar, Mütevazi kalpler, Sıra dışı işler Vahşi bir rüya hayal et, derinden sev, asla pes etme. Tüm Dünya’ya değişiklik getir. Hadi bize düşeni yapalım. Cennete ne kadar ileri gitmen gerektiğini sorma Dağların size gelmesi için dua etmeyin. Ağlıyoruz, gülüyoruz, arkadaşlar ediniyoruz. Neşeli kalın, genç kalın. Sevgili Alibaba. İçindekini cesurca çıkart, Olabildiğinin en iyisi ol. Olağanüstü insanlar, Mütevazi kalpler, Sıra dışı işler Vahşi bir rüya hayal et, derinden sev, asla pes etme. Ali baba seni seviyoruz **Eşsiz Organizasyondaki Başarı Ortak Ruh** Dünyada daha önce aynı gecede bu kadar farklı performansın olağanüstü sahne dekor yöntemleriyle sergilenebildiği bir başka organizasyon olamayacağını tekrar edebilirim. Çünkü bu organizasyon para için yapılmaz, yapmaya ise para yetmez. İnanan ve bunu izlemeyi hak eden bir ekip tarafından ortak bir ruh ile sahneye konabilir. **Yes We Can/ Evet Yapabiliriz** Gösteride çalan yeni şarkının ismi ise “ Yes we can” “evet yapabiliriz” idi. Tüm sözleri sanırım çalışanların tekrarı ile içselleştirmeye yarıyor. Tam da bizim inancımız. Hani hep söyleriz ya, aman söylediklerinize dikkat edin duaya dönüşür diye. Yes We Can şarkısı ve diğer Alibaba şarkıları tam da bu amaçla yapılmışlar bence. **Yeni Başkan MR. Daniel Zhang** Bu şarkıdan sonra sahneye yeni başkan davet edildi. Yine 20 yıldır birlikte çalışan 17 kişiden birisi olan Mr Daniel Zhang. Kendiside Geleceği şekillendirmek başlıklı bir konuşma yaptı. Öncelikle müşterilere, kurucu ekip, Jack Ma ve çalışanlara teşekkür ederek çevirini yaparak paylaştığım konuşmasına başladı. “Sizlerin sayesinde biz buradayız. Burada alkışlanıyor olabilmemizin tek sebebi sizlersiniz. 20 yıl önce internetin çok kısıtlı olduğu bir dönemden geliyoruz. Şimdi 20 yıl sonra Teknoloji bambaşka bir değişle bugünlere geldi. Bu değişim hızı sayesinde 20 yıl sonra ise bambaşka bir yerde olacağız, iş yaşamı, sosyal yaşam bambaşka şekillere girecek, 20 yıl sonra biz hala ayakta kalabileceksek oyun kurucu olmak zorundayız ve geleceği biz şekillendirmeliyiz. - Bizde her zaman Müşteri ilk sıradadır. •Müşteri deneyimini iyileştirmememiz düşünülemez - Konsepti değiştir ve basitleştir, ciddi çalış ve sorumlu çalış ama mutlu çalış, •Alibaba’nın bütün çalışanları, tüm dünyayı kapsayacak mutluluk bulmalı. bizi geleceğe taşıyacak yeni değerler bulalım. - İyi zamanda da kötü zamanda da birbirimizi destekleyelim. Bu sayede tüm güçlükleri aşabiliriz diyerek sözlerini tamamladı.http://www.youtube.com/watch?v=oIufspogKhA **Hiciv Niteliğindeki Karaoke Gösterisi** Gösterideki birçok showun yanı sıra hiciv niteliğindeki bu karaoke şarkısı ayrıca ilgimi çekti. Çalışanlardan oluşan bir koro yine Alibaba şarkısı seslendirdi. Ancak bu kez şarkı sözleri başkaydı. Aşağıda çevirisini sizlerle paylaşıyorum: Patronumun patronu hala ofiste Kesin arkamdan konuşacaktır Herkesin kendi içlerinde hesapları var Dürüstlüğün nesli tükenmek üzere Entrikacı insanlar sadece rol yapıyorlar Hayat bir ip üstünde yürümek gibidir Benim sadece yavaşlattığımı düşünüyorlar Benim işe başlamam hakkında sinsice sevinecekler Hadi Hepiniz çaresizce paranoyaksınız Aklına geleni söyle ee nolmuş Dağları tepeleri aştım duş alacak vaktim olmadan İş seyahatleri hiç bitmedi Karım beni protesto ediyor Senin dünyan ben değil miydim diyor Ne zaman geri dönüp bunların telafisini alabileceğim Ne zaman? En gerçekçi şekilde duygularını paylaşan bu karaokeye benzer diğeri ise Alibaba Jıwai Korosundan şöyle ? Şanghay'ın CBD'si ve Hangzhou’nun banliyöleri arasında Gidip gelip durdum İş seyahatleri haftalarca evden uzak olmak demek Bazen de Hangzhou ve Paris arasında üç günlük gidiş dönüş Uykumu sadece uçakta tamamlayabiliyorum Horlamamız uçakta türbülansa yol açar Aşk aşktır bunu sadece bir kez söylerim Bilirsin ben konuştuğum gibi davranırım Yetenek avcıları beni Benim hayalim tek düşündüğüm şeydir Önceliklerini doğru belirleyemezsen 3.25 ortak kaderimiz olur Sana teknoloji konusunda güvenebileceğimi söyledin Bütün kriterlerime uyacağına söz verdin Şimdi bana hiç kaynağın olmadığını söylüyorsun Patron Q4'te bütün ürünleri piyasaya sürmemiz gerektiğini söylemişti Beni kancalayıp duruyorsun, önce kodunu yaz Nedir bu son dakika değişikliği şimdi Eski talepler, hiçbir şey değişmedi İfade tarzı dışında Hadi farklılıklarımızı onaralım Bazen birbirimizin gırtlağını sıkarız Bizimkisi bir aşk ve nefret ilişkisi Hadi farklılıklarımızı onaralım Hadi barışıp kerevit yiyelim Günün sonunda biz büyük bir aileyiz **Birlikte Büyüyeceğiz Vurgusu** Bu kez yeni bir koreografi ve sahne düzenlemesi ile ofiste çalışan insanların hayatlarını anlatan bir müzikal eser sergilendi, tabii ki hem şarkı ile hem de dans ve tiyatral performans ile. Bu seansın sonuna doğru ekrana çalışanların hayatlarından gerçek resimler yansıtıldı. Şarkının ismi ise son derece anlamlıydı. “We’ll grow old together / birlikte büyüyeceğiz” **Final Sahnesi Jack Ma ve Ekibi** We finale geldik. Sahnenin son gösterisi “Jack Ma” ve saz arkadaşlarıydı. Büyük bir TIR’a sahne kurulmuş, Kendine özgü çılgın kıyafetleri ile Jack Ma sahne aldı gitarı ile resital yaparken, tırda tüm sahayı turladı ve sahayı selamladı. Müthiş bir özgüven ile o kıyafetleri giyinip sonrasında tüm dünyanın karşısına bir gitarist olarak çıkabilmek başka bir rahatlık. Gösteriler 22:30 civarı yine çok muhteşem bir havai fişek gösterisi ile sonlandı. **Bu kutlamadan aklımda kalanları özetleyecek olursam;** - Önce Müşteri - Büyük şirket olmak için değil, iyilikler üreten bir şirket olmak için çalışın. - Global olmak için çabalarsanız büyük resim sizi daha kolay başarılı kılar. - "Sürekli gelişim ruhu"nu hep diri tutun. - Bu gün değilse ne zaman, Ben değilsem kim? - İnanç ve büyük çaba olmadan başarı gelmiyor. - Başarı için şirket kültürü, sistem ve yetenekler hep bir arada olmalı. - Şirketin vizyonu formaliteden değil gerçekten yaşanacak ve yaşatılacak vizyon olmalı. - 3 yüzyılı 102 yılda görebilirsiniz. - Size inanan bir ekiple büyük başarılara imza atabilirsiniz. - Daima kendinizi geliştiriyorsunuz, bu sayede gelişimte gelişiyor. - Geleceğiniz şekillendirirseniz hayatta kalırsınız. - Ara sıra yardımla da olsa amuda kalkın ve hayata başka bir yerden bakın. - Teşekkürler geçmiş, merhaba gelecek. - Gelecekte robotlardan daha ileride olmaları için onların yapamayacaklarına odaklanın. ### Columbia Günlüğü, Son Paylaşım URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-son-paylasim/ Last updated: 2026-07-04T17:37:37.000Z **13 Mayıs Pazartesi** Merhaba Sevgili Dostlarım; Artık sizlerle paylaştığım “Columbia Günlüğüm” ün son kısmına geldik. 15 gün memleketten, sevdiklerimizden, işlerimizden uzakta, üzerimizdeki sorumluluklar ile ilgili almamız gereken önemli günlük kararlar olmasına rağmen öğrenme tutkumuz için uzaklarda derslerde dikkatle notlar alıyor, ödevler yetiştiriyor, vakaları çözümlüyorduk. Bu sürede hem gördüklerimizden ilham almaya hem de yeni fikirlere karşı beynimizi daima açık tutmaya çalıştık. Peki nedeni hakkında biraz kafa yormaya ne dersiniz? 8.065 km uzakta, yeni bir şeyler öğrenme gayretini fedakarlık olarak tanımlamamız sanırım yanıltıcı olmaz. Yaşımız, konumumuz, deneyimlerimiz, yaptığımız ufakta olsa başarılı işler ben bilirimci tavırlara sebebiyet vermemeli. Aksine yeni şeyler öğrendikçe, cahilliğimizi ve hamlığımızı hissetmeliyiz. Belirli seviyelere geldiğimizde yerimizi koruyabilmemizi sağlayacak hatta daha da ilerletecek yeni bilgiler oturduğumuz yerden, çaba sarf etmeden, yalnızca akıllı telefonlarımıza bakarak veyahut ara sıra birkaç kitap okuyarak ayaklarımıza gelmiyor maalesef. Bu kolaya kaçma meselesinden bir vazgeçelim. Tam da burada Hz. Mevlana’nınşu sözü yerinde olabilir. “Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerekir.” Bahsettiğimiz çaba için öyle kilometrelerce yol yapmaya tabii ki gerek yok :) bu sadece eğitimimizin bir parçasıydı.Tüm bunlar bir yana öğrenme; her anımızda, her yerde, bazen kitaplarla dolu sessiz bir kütüphanede, bazen yürüyüş yaparken doğanın eşsiz uyumunda, sincapların davranışında, ziyaretçilerine ücretsiz deneyim sunarak reklam yapan AVM’nin içerisinde, Soho’daki kuyruklu sıralarda, bisikletçiyle yapılan pazarlıklarda, bazen Belçikalı arkadaşımız Heiko’nun okulumuza giden Metro için kısa yolu gösterdiği anlarda, bazen kuş eksperliği yapan grubun spesifik konulara olan müthiş merağında, bazen bir marketin kasa sisteminde. Yani öğrenme; gözümüzü açarsak, hayatın her anında. Ne dersiniz, belki de hayatın ta kendisidir. Her daim öğrenme arayışında olanların önünde saygıyla eğilirim. Bu yazı dizisinde zaman zaman altını çizdiğimiz üzere NY’da mukayese etme pratiğimiz epey arttı. Buradan Türk toplumuna baktığımızda, büyük bir kısmında öğrenilmiş çaresizliği hatırladık biraz. Belki de yeni görüşleri yeterince açık yüreklilikle dinlemememizin, zamanla merakımızı kaybetmenin ve öğrenmeye karşı olan direncimizin getirdiği bir davranıştır bu. Lütfen öğrenme konusunda beslenmekten kendinizi alıkoymayalım. Lütfen size bir şeyler söyleyen insanları, sizlere bir şeyler öğretmeye çalışan öğretmenleriniz olarak görüp bildiğiniz konular dahi olsa ilk cümlenizi “biliyorum” diye kurup, heveslerini zedelemeyin. Nasıl ki vücutlarımıza kaliteli besinler vererek, daha iyi ve zinde çalışmalarını sağlıyoruz, beynimizi de bu benzetmeyle yaşam boyu öğrenme eşliğinde kaliteli ve güncel bilgilerle besleyelim ki, etkin çalışmaya yeni sentezlere devam edebilsin. İşte biz de bu vesileyle her zaman olduğu gibi bu 2 haftalık yolculukta öğrenmeyle yenilenmeye, canlanmaya çalıştık. Hatırlarsanız Columbia’da bulunduğum süreyi bir çeşit detoks olarak gördüğümü yazmıştım. Her ne kadar bunu beyin detoksu olarak görsem de, buradaki yoğun eğitim takvimiyle birlikte işlerimizi ve sorumluluklarımızı takip edebilmek, ekstra çaba ve çalışma gerektirdi. Tabii aynı anda iki yerde bulunduğumuz zamanlar da çok oldu! Ama bunu yaparken odağımızı kaybetmemeyi başardığımıza inanıyorum. Bununla birlikte vücutlarımıza aldığımız hızlı besinler gibi yaşamlarımız da aynı oranda hıza maruz kalıyor. Peki bu hız her zaman verimlilik getirir mi? Bu tehlikeli sorunun cevabı sizde kalsın. Karar alış hızımız, bilgi edinme hızımız, iletişim hızımız, sevme hızımız, özlemlerimiz, kavuşmalarımız, vazgeçme hızımız, hatta paylaşma hızımız tıpkı arabalarımız ve bilgisayarlarımız gibi sürekli hızlanıyor. Bazen maraton misali koştuğumuz hayatlarımızda yavaşlamanın tadına varmalı, gözlemleyerek, içinde yaşayarak, dokunarak, hissederek yavaşlığın içerisinde kısık ateşte öğrenmeye zaman ayırabilmeliyiz. Bu detoksumuz sayesinde canlanan ve yenilenen bakış açımız ve tabii değerlendirme sistemimiz döndükten sonra sistemli bir şekilde hazır olacak inşaAllah. Güncelleme 50.1 diyebilirsiniz. Son olarak Columbia Günlüğüm’ü yazarken burada öğrendiklerimizden hoşuma giden ve akılda kalan bazı jenerik cümleleri paylaşmak istiyorum; - İnsanların da tıpkı ürünler veya şirketlerde olduğu gibi bir yaşam eğrisi olduğu varsayımıyla, çıktığımız yerlerden düşmemek ya da oralarda kalabilmek için her dönem kendimize yatırım yapmaya devam etmemiz gerektiğini; - Dönüşüm yönetiminde, paydaşlara detaylı ön bilgi verme ve dönüşüm liderlerine bilinçli misyonlar yüklemenin önemini; - Siyasetçilerin söylemlerini çok amatörce yaptıklarını, bu söylemlerin strateji içermesi gerektiğinin önemini; - Tanıyabildiğimiz kadar birbirinden bağımsız insanı tanımanın ve bu tanışıklığı diri tutmak için ilişkide fayda üreten ilk taraf olmanın önemini; - Farklılıkların güzelliğini, zıt fikirlerin uyuşmazlık ve hatayı değil aksine daha kaliteli bir sentez için birer fırsat olduğu konusunun önemini; - Karar alırken tatmin olmaya eğilimli olduğumuzu, oysa elimizdeki verileri optimize etmeye eğilimli olmanın önemini; - Amazon’un gelecek için önemli hamlelerde bulunarak hayatlarımızı amazonlaştırmaya başladığını deneyimleyerek, önden giden adımların önemini; - Karar verirken beynimizde her zaman yeterince ön bilgi olmayabiliyor. Dolayısıyla karar alma konumuzda boşluklar oluşuyor. Beyin elindeki mevcut bilgilerle bu boşlukları birbiri ile kendi sistematiğine göre ilişiklendiriyor ve dolduruyor. Bunu yaparken de çoğu zaman saniyeden bile hızlı bu süreçte bazen bu boşlukları doldurmak için yetersiz bilgiyle yanlış yorumlamalar yapabilir. Bu nedenle karar sürecimizin kalitesi için bu boşlukları mümkün olduğunca doğru ve gerekli bilgiyle doldurmalıyız. Tıpkı uygulamalı vaka çalışmamızda bizlere verdikleri bir dolu bilgi gibi. Yani karar almadan önce boşlukları doldurmak için daha fazla bilgi edinmenin önemini; - Dünyanın en zeki insanı da olsanız, bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi bile koruma imkanınız yoktur. Hepimiz beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalaması olduğumuzu dikkate almamız gerektiğini; - Liderlerin, birer aktör ve mimar olduğunu; - Seçim yapmanın, doğru karar verebilme sanatı, müzakerenin ise ikna sanatı olduğunu; ÖĞRENDİK. Kısaca; Columbia Üniversitesi’nde yaşam sanatına dair bakış açımızın yenilenerek genişlediğini söyleyebiliriz. Şüphesiz sizlerle paylaştığımız bu günlük sayfaları haricinde 2 hafta boyunca derslerde aldığımız 100 sayfanın üzerinde notumuz var. Bu notlarda spesifik yöntemlerle birlikte farkındalığımızı arttıran bilgiler de var. İnşaAllah onları da zaman içinde bizzat yapacağımız uygulamalarla etki alanımızdaki herkesle paylaşmaya başlıyor olur ve böylelikle birlikte öğrenme sürecimizi de devam ettiririz. Eğer bu 16 günlük yazı serisinde bir kişiye dahi ilham olabilmişsek ne mutlu bize. **En derin sevgi ve saygılarımla** **Halil Erdoğmuş** **BİR ÖĞRENCİNİN KALEMİNDEN** Gayretlere aşığız biz Çabalara sevdalı. “Zor” motivasyondur bize “İmkansız”a hiç inanmadık. Çelikten insan değildik elbet, Ayaklarımız da sızladı, Gözlerimiz de kanlandı, Elimiz de uyuştu, Elbet bizim de uykumuz geldi. Lakin yorgunluk nedir bilmedik O kelimeyi defterden sildik Bizim de içimiz yandı Bizim de hüznümüz oldu Kederlendiğimiz de, üzüldüğümüz de oldu, Lakin hep attık içimize Derin acılar bile kavruldu kül oldu. Sessiz kalmayı da öğrendik sabretmeyi de. En zor şeyleri en zor zamanlarda dinlemeyi de öğrendik Ağır geldiyse duyduklarımız, Derin bir nefes aldık Yanan yüreğimize serinlik oldu. Bizim de kızgınlıklarımız oldu Bizim de köpürdüğümüz zamanlar. Sakinleşmeyi öğrendik, Tıpkı güçlü dalgaların kumsala vurduğu gibi Kulaklarımız neler işitti neler. Açmadık dudaklarımızı sustuk Dinleyebildikçe olgunlaştık, Öğreneceklerimizin hiç bitmeyeceğini öğrendik, Kalbimizdeki sevgi rehberimiz oldu. ### Columbia Günlüğü, 15.Gün, 11 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-15-gun-11-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:37.000Z **11 Mayıs 2019 Cumartesi** Nihayet dönüş günü geldi. Gecenin ilerleyen saatlerinde uçağımız var ve ben üyelere ayrılabilmek için gece küçük bir mesai harcadım. Ancak uğraştım sonuç ve tam uyumak üzereydim ki, Türkiye'den ekip arkadaşım bir mesaj yolladı ve yerlerimizin ayarlandığı haberini paylaştı. Ayaklarımızı uzatarak daha konforlu bir seyahat sağlayabilecek rahatlama ile yatmış ve sabah ortalamasından biraz daha fazla uyuyabilmiştim. Oda arkadaşım bugün niyetli değildi. Kahvaltıya gittiğinizde ben günlüğüme ekleyebileceğim daha fazla notla ilgilendim. Oteldeki check-out saatimiz 12:00 olduğu için onlardan kahvaltıdan sonra farklı bilgiler verildiler ancak ben daha aheste davrandım. Duşumu aldım son hazırlıklar sırasında odadan ayrılarak bavullarımızı otelimize teslim ettik. 8 saat için kişi başı herkesten 10 usd bavul bekletme ücreti aldılar. Yıllardır birçok seyahatimde belkide 100 den fazla konaklamıştım ancak bu hizmet için ilk defa paranın alındığını gördüm. Ardından otelden özgür Central Park'ta gezinmek için bisiklet kiraladık. Oldukça keyifli bir deneyimdi. 1 sürekli uzun bir süre hızlı ve tempolu olmadan keyifle bisiklete bindik, aslında benim için biraz riskliydi ancak arkadaşım çok sadıktı ve ben de onun motivasyonunu bozmak istemedim. Havanın güneşli olduğu için insanların geniş parka yayılarak onun tarafı doldurmuştu. Güzel fotoğraflar çekildik. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/bisiklet-1.jpg?w=825) Central Park Bisiklet Keyfi Süremizin sonunda bisikletleri dönüş yaparak Rockefeller Center'a geldik biraz gezinip oradan metro ile WTC'ye gittik. Amacımız Amazon Go boyunca bir deneyim yaşamaktı. Bir saat kadar orada oyalandık, aslında küçücük mağaza lakin bir konsept mağazası. Asıl ilginç olan şey, tüm sistem kameralarındaki görüntüleri analiz eden yapay zeka üzerine kurmuşlar. Veria indirdiğiniz amazon go aplikasyonu ile kapıda “QR” barkod ile giriş yapabiliyorsunuz. Burada amaç, aplikasyonu indirirken sizden kredi kartınızı almanızı sağlamaktır. Aynı telefon ile bir den fazla kişi içeri girilebiliyor, aslında girdiğimiz telefon “ID” sine bir çeşit adisyon olabiliyor. İçeride dolaşırken raflardan bir ürün ürünleri sistem sizi kameralar etiketleniyor. Eğer siz ürün mağazasının herhangi bir yerine bırakırsanız görüntü analizinden sizin alışveriş yapmadığınız hükme varıyor. Eğer ürünle çıkarsanız hatta başkasının telefonu ile girip ürünle çıkarsanız sistem, aplikasyonu indiren kişiyi borçlandırıyor. Çıktınız ve aklınıza tekrar bir şey geldi ve biraz önce aldığınız ürünü tekrar geri aldınız, sistem o ürünü tekrar hesaplamıyor. Kısmet olursa proje grubuyla biraz daha ilkel ve basit olsada bizim de ebebekgo'yu çok hızlı şekilde kiralayabileceğimize. Hatta bu satırları okumaya başladığınızda ofiste bir demo mağaza kurulmuş bile olabilir. Uygun şekilde doğru bir lokasyonda açılacak olan ebebekgo mağazalarında ilk etapta mama, bebek bezi, ince mendiller vb hızlı tüketim ürünlerinden oluşan 200 SKU bulunabilir. Ayrıca buluştuğumuz diğer 3 arkadaşımızla birlikte geri döndük, ben koltukta biraz beklemeye başladım, sonra otobüsler geldi ve bavulları yükleyip eğlence eşliğinde havaalanına gittik. O sırada kulaklığımı koltukta unuttuğumu hatırladım hemen orada kalan bir arkadaşımıza tarif ettik ve çok şükür adımıza aldı. Star Aliance Lounge'da bir arkadaşımız Amerika'daki Yahudi toplumunun inançlarından ve yaşamlarından bahsetti. Bunların karşı Amerika'da ilişkiler ve yaklaşımlar Türkiye'de Müslümanların Müslümanlara karşı gösterilememesi gerçekten düşündürücü. Bunun sonundaki işlem ve vakayı incelemek gerekir. Uçakta iki kez bir sınıf arkadaşımızla bir araya gelerek Columbia Günlüğü'nün dersler bölümüne katkılar yaptık. Tamamlandığında 100 sayfa üzerinde ders notu ile bu iki haftayı çok basit bir şekilde özetlemiş inşaAllah. Ertesi gün İlk defa yeni havaalanına inmiştik ve gerçekten güzel bir deneyim oldu. İndikten sonra öyle abartıldı ki 25 dakika pistte beklemedik. 10 dakikayı aralıksız bu süre de normal bir süreydi. New York JFK havaalanında daha uzun bir süre beklemiştik üstte 10 saat önce kalkıştan kalkarken havalimanının köhne görüntüsü ile karşılaştırılamaz bir ferahlık var. Ne kadar olumsuz görmek istediğinizde mutlaka bir şeyler buluyorsunuz. Uçak körüğüne yanaştı ve sonrasında kullanılan uzunca bir yürüyüş ile bavulları alma mekanımıza geldik. Bavullarımızı alma işlemimiz de bunları gerçekleştiriyoruz. Böylece Columbia Serüvenini 12 Mayıs 2019 saat 18:30'da tamamlamış olduk. Bu gün yatağımızda uyuyacak olmanızı sağlayacak bile bir başka. Columbia Günlüğü boyunca 15 günde öğrendiklerimizden kısa bir final notu ile tamamlanıyor inşaAllah… ### Columbia Günlüğü, 14.Gün, 10 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-14-gun-10-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:36.000Z **10 Mayıs 2019 Cuma** New York’ta son zamanlar sahur için yatağımdan kalkmasam da gece birkaç kere uyanıp birkaç yudum su içebiliyorum. Fakat dün gece kesintisiz uyuduğumdan, su içemeden niyetlenmiş oldum. Uzmanların ezberlediğimiz su hatırlatmalarını, kendi ağrılı deneyimlerimle bir kez daha anlıyorum. Yeterince su almadığımızda baş ağrısı çekilmez boyutta olabiliyor. Erken uyanmama rağmen bu baş ağrısı ile ödevleri yapmaya konsantre olamadım. Bu süreyi otelde baş ağrısı ve yapılmamış ödevle geçirmek yerine okula erken gitmeyi tercih ettim. Sızlanmak yerine harekete geçin felsefesi diyebiliriz :) Sanırım bu davranışımla, yani otel odamda oturmak yerine okula gelerek, neden burada olduğumu aslında unutmasam da kendi kendimi uyarmış oldum. Böylelikle vakit daraldıkça 15 dakika gibi kısa bir süre kendi adıma başarılı bir çalışma yapıp tam zamanında sisteme yükleyebildim. Baş ağrısı, ödevimizi yapmamıza engel olamadı.. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/son-cuma-sabahc4b1-1.jpg?w=768) Son Ödevimiz **ŞİMDİ DERS ZAMANI** Okulumuzun son gününde bizi farklı bir kampüse aldılar. Sanırım programın bitişinde anons ederek verecekleri sertifikalarımız için daha büyük bir salon olduğundan burayı tercih etmişler. Mr. Low bu kez sabah konuşmasını yaparken iki haftayı değerlendirerek sözü Profesör Malia’ya verdi. Hocamız gerçekten enerjisi müthiş bir insan. Hatta o kadar enerjik ki bazı arkadaşlarımız bu durumu bir çeşit uyuşturucu kullanımına bağlıyor. Bence bu, iyi niyet ve güzellik içermeyen bir yorum. Belki de bu benzetme, gizli kalmış haset duygusundan kaynaklıdır. Son bir yıldır bu konuda yazmak istediğim bir makale/linkedin yazısı var artık daha fazla ertelememeliyim. İnşaAllah dönüş yolunda kaleme alayım. Bende yok, sende de olmasın duygusunun cümlelere yansımasını haset olarak tanımlıyorum. Neyse biz dersimize dönelim. Bugün çok taraflı müzakerelere yönelik iki ayrı vaka çalışmamız vardı. İlk vakamız bir aileye ait satılık bir emlak alanı ile ilgiliydi ve 4 taraf vardı. Taraflar şu şekilde; 1. Bu alanın aile tarafındaki temsilcisi, mülk sahibi diyebiliriz. 2. O aile adına müzakereyi yürüten ofisin temsilcisi var, mülk sahibinin temsilcisi 3. Diğer tarafta bu emlak alanını almak isteyen bir kurum var. Alıcı diyebiliriz. (İsminin deşifre olup fiyatın artmasını istemiyor.) 4. Alıcının temsilcisi. Alıcı adına müzakereyi yürüten ofisin temsilcisi. Önemli noktadaki bu görevi ise grubum adına ben üstleniyorum. Yoğun baş ağrısına rağmen kurumu iyi temsil ederek görevimi layıkıyla yaptığımı düşünüyorum. Öğlene doğru müzakereler bittiğinde gruplar içinde bu emlağı en düşük bedelle alan kişinin kim olduğunu rahatlıkla tahmin edebilirsiniz. Öğlen arası herkes yemek molasına çıktığında, bu sessizlikten faydalanarak sınıfta yarım saat şekerleme yaptım. Böylelikle baş ağrım neredeyse yarı yarıya hafifledi. Bir de ebebek’te bir zamanlar bizimle çalışan iş arkadaşımın baş ağrısını hafifletmek için olan masaj tarifini uygulayınca öğleden sonraki vaka oturumumuzda dinç ve enerjik olabildim. Bu kez bir sanayi bölgesine büyük bir liman yatırımı yapılacaktı. Farklı ve diğer vakaya göre çok taraflı menfaat gruplarının bu anlaşmada savundukları konuların optimize edilmesi gerekiyordu. Bu kez görüşmelerin 6 tarafı vardı. 1. Yatırımcı kuruluş 2. Bölgedeki sendikanın temsilcisi 3. Çevreci STK temsilcisi 4. Kredi Kuruluşu 5. Yakın noktada bulunan diğer rakip limanların temsilcisi 6. Bölge Valisi Yatırımcı kuruluşun, yatırım iznini alabilmesi için 5 tarafın en az 4’ünden onay alması gerekiyordu. Ancak tarafların onay vermesi için yatırımcıdan birbirinden farklı talepleri vardı. Eğitim dökümanında hepimize farklı dosyalar verilmişti ve bu dosyalarda bizlere savunmamız istenilen konular hakkında ön bilgiler vardı. Yatırımın hangi şartlarda onaylanacağına göre bizlerin puanları bulunuyordu lakin hiçbirimiz diğer tarafların puanları hakkında fikir sahibi değildik. Üstelik menfaatlerimiz birbiriyle çelişiyordu. Amaç çoklu müzakerede ortak paydayı yakalayabilmek ve sonuç odaklı şekilde birbirimizi ikna edebilmekti. Oldukça önemli bir vaka çalışması olduğunu söyleyebilirim. Tüm dökümanları detayı ile anlamaya gayret ettim. Bizim grubumuz daha ilk turda anlaşabilen nadir gruplardan oldu. Aslında bu iki haftada edindiğim önemli bir farkındalık, müzakerelere katılan kişilerin yetkinlikleri ve kişilik özellikleri çok önemli. Eğer yapıcı ve matematiği kuvvetli kişilerle konuşuyorsanız işiniz kolay ancak egosu ile müzakereye katılanlarla bir noktaya gelebilmek gerçekten çok zor. Uygulamalı öğreten ve oyunlaştırılmış vaka çalışmalarımızdan sonra Profesör Malia bize son üç günün özetini sunmaya çalıştı. Ardından sertifika töreni ile bizlere kurs bitirme belgelerimizi verdiler. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/sertifika-1-1.jpg?w=768) Sertifika Toplu fotoğrafın ardından kutlama için kokteyl mekanından bahsedildi, biz de çoğunlukla beraber mekana gittik. Ancak mekanımız bir bardı. Çoğunluk sanki okulu bitirmenin değil, içkiye kavuşmanın kutlamasını yaptı adeta. Açıkçası oruçlu olarak orada bulunmanın hem kendi açımdan hem de oradaki arkadaşlarımızın rahatlığı açısından pek huzurlu bir duygusu olmayacağından, biz 3 arkadaş mekandan ayrıldık. 2 arkadaşım müze ziyaretine ben ise otele dönerek istirahat ettim. Saat 20:00 civarında iftar mekanımız WF’de buluştuk. Susuzluk nedeniyle çektiğim baş ağrısını, ekstra dikkat ve ilgi gerektiren uygulamalı vakaları ve eğitimimizin son günü olmasını baz alarak karnımızı kaliteli ve doğal gıdalarla bir güzel doyurduk, hamdolsun. Sonrasında kısa bir yürüyüşün ardından odalarımıza çekildik yarın memlekete dönüş günümüz ve şimdi uyku vakti…. ### Columbia Günlüğü, 13.Gün, 9 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-13-gun-9-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:35.000Z **09 Mayıs 2019 Perşembe** Dönüşe 2 gün kal artık geceleri kesintisiz uyumaya başladık. Sabah 05.00’te uyanıp simülasyon ödevimizi tamamladık. Sanırım sınıftaki en çok yaş almış öğrenci olsam da diğer arkadaşlardan en genci de üniversiteyi bitireli en az 10 yıl olmuş. Burada vurgulamak istediğim, bizler geçen bunca zamana rağmen hala zamana dayalı ev ödevleri yetiştirmeye çalışıyoruz :) Tüm öğrenci arkadaşlarıma helal olsun. Artık kahvaltı yapmadığımız için o süreyi daha da verimli kullanabilmeye başladık. Sabah ödevlerimizin ve işlerimizin ardından çıkış hazırlığımızı yaparak öğrenme yolculuğumuza koyulduk. Bugün de hamdolsun tam zamanında sınıftaydım. Dün söylediğim gibi sınıfın disiplini ve dikkati sanırım son günlerimiz olduğundan iyice dağıldı. Bu durumu karne günlerine doğru yaşanan rehavete benzetebiliriz :) Yine de Türkiye’deki derslerimize kıyasla daha aktif ilgili ve iyiyiz. Hocalar derse geç katılanlara herhangi bir tepki göstermese de anlayana hafif bir soğukluk hissettiriyorlar. **ŞİMDİ DERS ZAMANI:** Bu sabahki dersimize yine en başta Mr. Low geldi ve dünün tekrar egzersizi ile başladı. Konularımız şöyleydi; müzakere dersinde neler öğrendik, zaman baskısı kimin lehine, müzakereyi pozisyon bazlı mı yoksa ilgi bazlı mı yapıyoruz, müzakerede kendi tarafının hedef başarı eşliğinin tarifi ve BATNA. BATNA’dan çok kısa bahsedeyim; açılımı Best Alternative to a Negotiated Agreement. Yani karşınızdaki kişi ya da kurum ile bir anlaşma olmadığı zaman tercih edeceğiniz elinizdeki en eş değer diğer alternatif nedirin cevabı. Kısacası müzakerede /pazarlıkta anlaşmaya varamazsanız ne yapacağınız veya neler olacağının bilincinde olmak demek. Müzakerede tıkandığımız anda yeni başlıklar ekleyebilmek diğer önemli konulardan. Bu arada bir de ZOPA’nın ne olduğunu öğrendik. Açılımı Zone of Possible Agreement, yani anlaşmaya varmanın mümkün olduğu bölge diyebiliriz. Bugünkü kazanımlarımdan bazılarının alt başlıkları ise şunlar; birlikte anlaşmanın üreteceği değeri bulma, değeri tanımlama, geliştirmeye çalışma, niçin sorusunun ardındaki neden sorusunun cevabını verme. Konsantrasyonlar biraz azalsa da son 3 gün bu eğitimin bence en önemli bölümü. Bu nedenle aklımda bu öğrendiklerimi bir sistem dahilinde nasıl daha verimli kullanabilirim sorusunun cevabı dönüp duruyor. Derslerimiz bittikten sonra dinlenmek için otelimize dönüyoruz. Ardından iftar vakti yaklaşınca tercihimizi artık sizin de tahmin edeceğiniz üzere Whole Foods’tan yana kullanıyoruz. Sanırım memlekette iftar yapmayı özlediğimi de hissediyorum. Aslında burada yiyebileceğimiz en az 4-5 çeşit sıcak çorba var, iftarımızı açarken bu detay çok güzel hissettiriyor. Bu akşam bize okuldan oruçlu 2 arkadaşımız daha katıldı. Sanırım 67 kişide 6 kişiyiz. Kendimize özel seçimlerimizi yapıp, afiyetle iftarımızı yaptıktan sonra çok az yürüyüş yaparak otele dönüyoruz. Yarın çok taraflı müzakere için önemli iki vaka çalışması ve bunlardan bir tanesi için ön hazırlık ödevimiz var. Ancak sabah erken kalkıp yapmak üzere bugünlük bizden bu kadar, şimdi mışıl mışıl uyku vakti. ### Columbia Günlüğü, 12.Gün, 8 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-12-gun-8-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:35.000Z **8 Mayıs 2019 Çarşamba** Dün gece saat 02:00 gibi uyanıp su içtikten sonra bir şey yemeden uyumayı tercih ettim. Uyandığımda iyi hissediyor, güne çevik bir şekilde başlıyorum. Diğer taraftan Türkiye’de beni bekleyen bir dünya karar var. Sanırım eğitim günlerimizin sonuna geldiğimi fark ettiğim için beynim bu konularla ister istemez meşgul oluyor. Bilgi işlem tabiriyle söylersek bizim “işlemci kasıyor” Bu sabah beyaz gömlek giymeyi tercih ederek otelden çıktım. 08:30'da trene bindik ve yine tam zamanında okuldaydık. Bazı arkadaşlarımız dersin 09:00'da başlayacağını bilmelerine rağmen, belki de orada bulunma nedenlerine yeteri saygı ve önemi göstermediklerinden kaynaklı son 2 gündür birkaç dakika sapma yaşıyoruz. İşin kötü tarafı pek çok kişi bunun farkında değil veyahut bu durumu önemli bir detay olarak görmediklerinden umursamıyor. Oysa bu küçük detay kişinin; derse, hocaya, orada olma sebebine, arkadaşlarına ve tabii en çokta kendine duyduğu saygının karşılığıdır diye düşünüyorum. Dönüş zamanı yaklaştıkça en çok konuşulan konu, ne nereden en ucuza alınır tavsiyeleri oluyor. Bu sabah işleyeceğimiz “İlgi Bazlı Pazarlık” dersi son derece önemli ancak okuma parçasını yeni verdikleri için hazırlanmak konusunda yeterli zaman bulamadık. Dersimize başlamadan, ilk olarak tabii ki Mr. Low geldi, bu sefer önceki günün tekrarını kendisinin yapmayacağını, biraz sonra gelecek olan hocamızın dünkü öğrendiklerimiz üzerine ekleme yapacağından ilgili soruları onun soracağını söyledi. Bugünkü hocalarımızdan Profesör Malia ise ''iyi müzakereciden'' ''mükemmel müzakereci'' ye nasıl dönüşebileceğimiz konusunda paylaşımlarda bulunacağını söyleyerek dersimize başladı. Bu arada ekleme yapmak isterim. Hatırlayacağınız üzere bir önceki gün sabah dersimize, görme engelli profesör girmişti. Sınıf arkadaşım Murat Tavşancı'nın Linkedin'da bu dersle ilgili olarak paylaştığı özeti sizlerle paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum. 1. Hayat sana seçemediğin fiziki zorlukları seçimleri verse de, hayatını değiştirebilecek seçimler senin elinde. Bırakmak, devam etmek bile bir seçim. Sonunda eline ne geçecek? 2. Daha fazla inan, bilişsel ve sezgisel nedenleri ve motivasyonları iyi bul, araştır. Neye göre seçim yaptığını anla ve seçim yapmadan önce iyi düşün. 3. Bilimsel testler gösteriyor ki çoğunlukla ilk düşünme anlarında yeterince alternatif çıkmayabilir. İkinci veya 3\. kez düşünme ile her seferinde daha az ek seçenek sayısı çıksa da toplam seçeneğimiz artacağı için alternatif seçeneklerimiz artar ve bu durum bizi daha iyi bir seçime götürebilir. 4. İyi lider seçimleri daha planlı yapar. Hem sezgisel hem de bilişsel deneyimleri kullanmalıdır. Okul çıkışı odamıza dönüp 1.5 saat kadar uyuduktan sonra iftara kalitesi ve tarzı dışında sanırım sistemlerine olan beğenim nedeniyle alışkanlık edindiğimiz Whole Foods’a gitmeye karar verdik. Ancak bu kez daha erken gittiğimiz için iftarımızı, market çıkışına koydukları food court alanında yaptık. Yine değer odaklı pratik yaklaşımları dikkatimi çekiyor. WC'ye gitmek yerine elllerinizi hemen yıkayabileceğiniz bir yer bile vardı, düşünsenize Migros vara Macro Center kasa çıkışında kocaman bir oturma alanı, masalar, sandelyeler, içeriden aldığınız bazı hazır yemekleri ısıtabileceğimiz microdalga fırın, tek kullanık, çatal bıçak, kaşık, tuz karabiber, peçete var. Böylelikle marketi kendinize özel lokantaya dönüştürmüşsünüz. Bu seyahat boyunca farklı saatlerde bu bölüme baktığımda hep insanlar vardı. Demekki talep ile arz örtüşmüş. Ardından otelimize dönüp yarın için enerji depolama hazırlığına başladık yani kafamızı yastığa koyduk ve gerisini siz tahmin edebilirsiniz… ### Columbia Günlüğü, 11.Gün, 7 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-11-gun-7-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:35.000Z **07 Mayıs 2019 Salı** Dün gece sahura kadar uyumadığımdan günlüğüme verimli bir zaman ayırabildim ve eklemeler yaptım. Bu arada seçimlerin yenilenecek olmasının gereksizliğiyle ilgili bir dünya haber okudum. Zaten biraz motivasyonumuz da kaçmıştı. Bunun bir çeşit işletme körlüğü olduğunu bizler görebiliyorken, karar alıcılar nasıl göremiyor anlamıyorum. Bir taraftan anlamıyorum diye yazıyorum lakin burada aldığımız derslerde de geçtiği üzere, bu tarz kararları alırken ekibin önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. İşle yatan iş kokuyor, misle yatan mis kokuyor diyelim kapatalım bu konuyu? Saat 03:00'te duşumu aldıktan sonra sahur için yiyeceklerimizi hazırlayıp oda arkadaşımı uyandırdım. Sahurumuzu yapar yapmaz hemen uykuya daldım. Toplamda 2 saat uyuduktan sonra kalktım buna rağmen hem kalktığımda hem de gün içerisinde Allah’a çok şükür uyku ihtiyacı hissetmedim. Bu arada Everest yolcularının güncel raporları gelmişti. Everest yolculuğu bizim ebebek’te başlattığımız “yetenek kazandırma” programımızın ismi. Temel amacımız, gelecekte bizimle çalışacak olan öğrencilerin üniversitelerini okurken eş zamanlı olarak bizim şirketimizde de bir iş deneyimlerinin olması. Bir başka deyişle bizi daha şimdiden tanımış, ilkelerimizi içselleştirmiş üniversite öğrencilerinin gelecekte ebebek kadrolarını hazır şekilde dolduruyor olmaları. Bu konuda umut verici geri bildirimler var inşaAllah güzel sonuçlara ulaşacağız. Otelden çıkıp aşağıda karşılaştığımız küçük grupla okula doğru yol aldık. Kampüsümüzün kapısında görme engelli birisi ile karşılaştık ve kampüse girmesine hatta asansöre binmesine yardımcı olduk. Tesadüfe bakın bu kişinin de bizimle beraber 3\. kata çıkacağını öğrendik. Aman Allah’ım meğer bu kişi bizim sabah dersimize girecek olan profesörmüş. Kısacası hoş bir tevafuk ve karşılaşma oldu. Sabah 09:00'da alıştığımız üzere Mr. Low geldi ve dün neler öğrendik egzersizini yanımızdaki arkadaşımızla tartışmamızı istedi. Dünkü derste hocamız Bontempo karar anlarımızın özünü, bir nevi grup olmak kötüdür ironisine bağlamıştı. Bu önemli konunun tekrar üzerinden geçmek gerekirse, hocamız grup ortalaması ile grup içindeki kişilerin bireysel başarıları arasındaki farkların, grup kararlarının kalitesini düşürebileceği konusuna dikkat çekmişti. Bu bakış açısı, hangi tür kararlar geniş gruplarda alınmalı, hangi tür kararlar daha dar gruplarda alınmalı konusunda bizlere fikir verdi. Fakat öğleden sonra gelen hocamız ise grup olmanın faydalarının ve öneminin altını çizdi. Dersimize başlamadan önce Mr. Low'da bu diyalektiği tüm gece düşündüm, Columbia gibi bir üniversitede öğleden sonra söylenenlerle, sabah söylenenler birbirinin tam tersi. Sizin de buna şahit olduğunuzu görünce gece uykularım kaçtı diye şakayla karışık bizlerin dikkatini çekti. Bu durumda eğitim aldığımız yerin kalite derecesinin, farklı bakış açılarıyla ne kadar yüksek seviyede olduğunu söyleyebiliriz. Zira kaliteli bir zihin yapısının da bu zıtlıkları özünde barındırdığını söylemek yanlış olmaz diye düşünüyorum. Zıtlıklar da iyi bir öğrenme metodolojisi. Bu konuyu Alman felsefeci Hegel'in tez-antitez-sentez mantığı ile de örneklendirebiliriz. İnernetten bunun için bulduğum yazıda Hegel bunu kısaca şöyle anlatıyor; genel kabul görmekte olan fikre ”tez” denilir. “Antitez” ise genel kabul gören fikre karşı çıkan, onu olumsuzlayan fikirdir. Hem tez hem de anti-tez bu noktada bilindiği ve çarpıştırıldığı için ortaya çıkan yeni fikir bunları bağdaştıran daha sağlıklı, daha bilinçli bir fikirdir; bu üst yeni fikre de “sentez” denilir. İyice pekiştirebilmek için basit örnek bir cümle**:** **Tez:** bardağın yarısı boş **Anti-tez:** bardağın yarısı dolu **Sentez:** bardağı oluşturan hacmin yarısı su ile diğer yarısı ise hava ile dolu. Bizim aynı konuda farklı görüş sergileyen bugünkü derslerimizden öğrendiklerimizin ya da farkındalığımızın artığı konuların özü ise şudur: Önemli konuların tek doğru cevabı yoktur. Bu yüzden proses edilmeli ve kararlar kolektif şekilde verilmelidir. Böylelikle tüm detayları farklı bakış açılarıyla görüp değerlendirme şansımız olacak ve hata yapma riskimiz azalacaktır. Ancak küçük konularda kolektif karar almak zaman kaybına sebep olacağından şirketimizi verimsizleştirir diye düşünmemiz bildiğiniz üzere hatalı olmayacaktır. Bu akşam WholeFoods yerine Türk restoranına iftara gittik. Burada da protein, karbonhidrat ve sağlıklı yağ açısından iyi sayılabilecek bir öğün tercih ettik. Mercimek çorbası, kebap ve ayran ile iftarımızı yaptık. Karnımız doydu hamdolsun, lakin ortamın bar görünümlü olmasından manevi olarak biraz rahatsız oldum. Yemekten sonra yürüyüş olsun diye yolumuzu uzatıp Starbucks’tan akşam kahvemizi aldık ve sohbet eşliğinde otelimize döndük. Şimdi mışıl mışıl uyku zamanı. ### Columbia Günlüğü, 10.Gün, 6 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-10-gun-6-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:34.000Z **6 Mayıs 2019Pazartesi** Saat 03:30'da sahura uyanarak WholeFoods'dan aldığımız (yumurta salatası ve tatlı) karnımızı doyurup tekrar uyuduk. Oruçlu olduğumuz için kahvaltıya yetişme sorunumuz olacağından normalden yarım saat daha fazla uyuyabildik. Bu geçiş ile okulumuzun yolunu sürdürdük. Hafta başı herkes farklı oturmak istenenden sınıf düzenine sahip olmayanlarki kişiye arkadan ama tahtayı tam cepheden gören bir yer yaşadı. **Şimdi Ders Zamanı:** Sabah 09:00'da bizim için klasik hale gelen, “Mr. Düşük ile bir önceki dersten aklımızda kalanlar” hatırlama egzersizimizi yaptık. Ardından Prof. Bop Bontempo ile derse başladı. Bu dersimizde hocamız karar alırken risklerden ve tuzaklardan bahsetti. Özetlersek, kararları grupla beraberlik almamızın dezavantajları paylaşılıyor. Bu bölümlerin, dağınıklığın homojen olmaması nedeniyle ikna gücü, yüksek kişilerin bağımsız olarak parçalara yönlendirebilmesi ve diğerlerinin cevaplarını verebilecek durumda olmasıyla temellendirildi. Tevafuk tam da bugün konuyla ilgili paralel bir yazı gelmişti. ***Dünyanın en zeki insanı da olsanız, sunumu ortam vasat ve vasatın altında kimselerden ibaret ise, düzeyinizi bile koruma imkanınız yoktur. Hepimiz beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişiden uzaktayız. (Jim Rohn; Amerikalı, Girişimci, yazar)*** Yani bu derste, karar alacağız zaman, birlikte elimizdeki kişinin yetkisinin, karar kalitemizi önemli derecede korumanın altı çizildi. Ramazan'ın ilk günü olduğu için bu sefer okul çıkışından direkt olarak dönerek biraz dinlendirilmek istedim. Yorulmuş olacağınız ki uyandığımızda iftar vaktini 1 saat geçmişti. Hemen bir yudum su içerek iftar için Whole Foods'a gittik. Kendimize çorba, pizza, taze sıkılmış portakal suyundan oluşan bir ziyafet çektik. Hamdolsun doymuştuk. Kasaya gittiğimizde çok vardı, bizim iftarımız üzerinden sıra 90 dakika geçmek için uzunca bekleyecek halimiz kalmamıştı. Allah yazı yazmayı aldıklarımızı beklerken beklemek yerine pazar içinde bar şeklinde bir masada yemiş şeklinde yapılmış. Bu durum bize biraz garip gelse de boş paketlerimizin ödemesini an itibariyle bir nebze azalmış kasalarımıza yaptık. Ayrıca kahvemizi içip tekrarmışıl dağıtıldık daldık. ### Columbia Günlüğü, 9.Gün, 5 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-9-gun-5-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:33.000Z **5 Mayıs 2019 Pazar** Sabah 06.00’da kaliteli bir uyku alarak güne dinç başladım. Oda arkadaşımla beraber birkaç arkadaş saat 07:30’da bisiklete kiralamayı düşünmüşler. Eda’ya bisiklet sürme teklifimizin ardından biz de onlara katıldık. Ancak bugün de yağmur yağıyordu dolayısıyla grubun büyük çoğunluğu kararından vazgeçti. Biz, Eda ve oda arkadaşım ile devam kararı aldık. Central Park’ın başlangıç köşelerinden Columbus Circus’a kadar uzanan bazı yollar trafiğe kapanarak polislerle çevrilmişti. Sanırım Başkan Trump geliyor diye şakalaştık. Zira hemen orada birde Trump Tower binası bulunuyor. Yağmurlu havada bisiklet kirasında daha büyük indirim alabileceğimizi düşünerek pazarlık ettik ancak firma sahibi olmadığı için teklifimiz kabul görmedi. Biz de diğer güzel alternatifimiz olan, parktaki büyük göle doğru yürüyüşümüze başlamaya karar verdik. Biz Türk’lerin klasik sohbetidir, burası çok güzel bizde neden yok, bizde şu var, bu yok derken büyük göle geldik bu gölün çevresinde fotoğraflar çekilerek güzel anlarımızı birer anıya dönüştürmek istedik. Yağmur hafif hafif yağmaya devam ederken, orada bulunan bir köprüden geçiyorduk ki tam bu anda ileride bulunan kalabalık grup dikkatimizi çekti. Zira davranışları biraz tuhaftı, ne olduğunu anlamadık ama bir konuda inceleme yapar gibiydiler. Sonrasında bizi biraz gürültü yapar bulmuş olmalılar garip bir sessizlik uyarısı yaptılar. Bize sordukları sorulardan ve kuş sesi taklidi yapmalarından yola çıkarak, kuş cinsleri üzerine gözlemler yapan bir grup olduklarına karar verdik. Türk olduğumuzu söyleyince onlar bizim başkanımıza biz de onların başkanlarına espri ortamında karşılıklı laf yetiştirdik. Ekip liderinin bizim İstanbul’dan geldiğimizi öğrenince bahsettiklerinden yola çıkarak, Büyük Çamlıca Tepesi’ndeki kuşları incelediğini de anlamış olduk. Biz nasıl gittiğimiz her ülkede perakende ve yeni konsept eksperliği yapıyorsak, bu kişi de bir çeşit kuş eksperi :) Park gezintimiz esnasında bir su birikintisinden atlarken tedbirsiz ve cesur davranan arkadaşımız ufak bir düşme kazası yaşadı. Hamdolsun, çok ucuz atlattık. Bu güzel ortamda farklı perspektiften fotoğraflar çekilmeye devam ettik ve sonra dönüş yolumuza koyulduk. Ancak yolumuzun bir kısmındabir den kalabalık bir bisiklet grubu olduğunu gördüğümüz an ile adeta akın akın bize doğru geldikleri anı fark etmemiz bir oldu. Böylelikle parkın girişindeki polislerin bazı yolları neden kapattığını da anlamış olduk. Bu pazar parkın etrafında büyük bisiklet turu varmış. Islanmış bir şekilde otelimize dönerek üzerimizi değiştirip kahvaltıya indik. Bir grup arkadaşımız Jersey Garden AVM’ye yola çıktı ben ise Eda ile kalıp otelde Perşembe ve Cuma gününe ait ders notlarımın üzerinden geçtim ve tabii Eda’nın da desteğiyle notlarımı daha hızlı şekilde Türkçeleştirebildim. Çevirileri yaptıktan sonra bir süre omzumda uyuyakaldı benim küçük kızım. Sonra Hudson Park diye bir AVM’ye gittik, New York’ta yeni açılan olan bu alışveriş merkezini merak etmiştik. Giderken akşam üzeri Eda’yı otobüse bindireceğimiz güzergaha nasıl gidileceğini de planladık. AVM’den bahsetmek gerekirse, dış kısmında yaklaşık 6 kat yüksekliğe tekabül edebilecek bir merdiven zinciri var. İnsanlar para vererek bu merdivenlerden inip çıkıyor, belki tepesinde ufak bir manzara vardır ancak garip bir yapı olduğunu söyleyebilirim. Gezip incelemeler yaptıkça, bu alışveriş merkezinin yapısından içinde yer alan markalarına kadar farklı bir deneyim mekanı olduğunun kararını veriyoruz. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/garipmerdiven-1.jpg?w=768) garip merdiven En çok ilgimizi çeken ise pulcuklarla kaplı bir duvar oluyor. Yarın başlayacak Ramazan ayı için duvara “Hayırlı Ramazanlar” yazdığımız videomuzu da çektik. Bu anlamlı çalışmayı mübarek Ramazan ayının başlangıcını kutlamak amacıyla arkadaşlarımızla paylaştık. Birbirinden farklı boyuttaki dörtgen çift yüzlü pullu kumaşların üzerine yazılar yazıp fotoğraf çekiyorsunuz, neye benzediğini merak edenler [instagram hesabım üzerinden paylaştığım bu gönderiye](https://www.instagram.com/p/BxFyV5CB4Bb/?ref=halilerdogmus.com) bakabilir. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/deneyim-duvarc4b1-1.jpg?w=825) Deneyim Duvarı ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/hayrc4b1lc4b1-ramazanlar-2.jpg?w=825) Hayırlı Ramazanlar Aslında bu tarz deneyimler sosyal medyada sıklıkla paylaşıldığından, AVM yönetimi böylelikle ekstra para harcamadan reklam fırsatını yakalıyor. Bu deneyimimizden esinlenerek Türkiye’de benzer bir çalışma yapmaya niyetlendik ve döner dönmez numune kumaş siparişi verdik bile. İlgimi çeken diğer duvarda ise tarakla tablolara yerleştirilmiş tüyleri tarıyorsunuz, diğer yerde ise birbirinden farklı ilgi çekici resimler vardı. Bir mağazadaki deneyim ise ayrıca ilginç, yakın zamanda geliştirilen icatların sınırlı sayıdaki ürüne döndürülmüş halleri satılmak üzere sergileniyordu. Yürüyüşümüze devam ederken vegan dondurma satılan yer gözümüze çarptı yani içinde hiçbir şekilde hayvansal süt olmayan tamamen bitkisel sütlerden yapılan bir dondurma. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/vegan-dondurma-1.jpg?w=825) Vegan Dondurmacı Sanırım bu ilginç deneyimler sunan AVM’ye kendimizi kaptırdığımızdan yemek yemediğimizi fark etmemiştik. Böylelikle önce karnımızı doyuralım istedik, bir kafede ton balıklı sandviç yedikten sonra ellerimizi yıkamak üzere kendisi gibi ilginç olan WC sine girdik. Sensörlü sabunluk, sensörlü musluk ve her musluğun yanında ayrı ayrı sensörlü küçük el kurutucu vardı. İlk kez gördüğüm bu uygulama, modern mekanlar için pratik sayılabilir. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/ucc88ccca7lucc88-musluk-1.jpg?w=768) Fonksiyonel Musluk Sonrasında vegan dondurmayı da tadarak AVM turumuzu tamamladık. Bu arada dondurmanın pek lezzetli olduğunu söyleyemeyeceğim, damak tadıma pek uygun değildi. Özellikle perakende sektöründe tüketiciye deneyim yaşatmanın önemini yeterince vurguladığımı düşünüyorum. Bu bahsettiklerime ek olarak, MUJİ Japon departman store, her ay konsepti değişen gir ve kaybol labirenti, kendi mayonuzu kişiselleştirebileceğiniz yaz ürünleri mağazası, üzerinde isminizin yazılı olduğu deri kaplı kolonyayı de eklemeliyim. Deneyimi yaşatma ve kişiselleştirme sanırım bizim ülkemizdeki markalar için de gitgide artan bir trend haline gelecek. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/kiscca7iselletirilmiscca7-mayo-1.jpg?w=768) Kişiselleştirilmiş Mayo Mağazası Alışveriş merkezini yeterince gezdikten sonra Efe’ye oyuncak bulmak için 4-5 yıl önce kapanıp geçtiğimiz yıl yeniden açılan New York’un150 yıllık efsane oyuncak mağazası F.A.O Schwarz’a (Frederick August Otto Schwarz) göz gezdiriyoruz. Efe’ye doğum günü hediyesini seçtik ve tabii olmazsa olmazımız uzun bir yürüyüşle otelimize döndük. Son bir kez eşya kontrolü yaparak Eda’yı otobüs durağına bıraktım. Dönüş yolunda New York’ta hemen hemen her caddede birkaç tane bulunan karavan büfelerden aldığım HALAL Jayro tadımını yaparak trene bindim. Jayroyu bir çeşit dönerli dürüme benzetebiliriz. Beyaz sosu, ile birlikte memleketten uzakta olunca daha bir lezzetli geliyor insana. Ancak ilk günlerimizde bahsettiğim gibi, New York’un metro ağı yenilendiği için kendi durağıma giden hat aktif değildi. Bu nedenle soğuk ve şiddetli yağmurda otele yürüdüm. Döndüğümde tek kelimeyle bir kez daha tepeden tırnağa sırılsıklam olmuştum. Fakat İstanbul’da yağmurda şemsiyesiz yürümenin tadına sıklıkla varamadığımdan, buranın yağmurunda ıslanmanın iyi geldiğini söyleyebilirim. Sanırım New York eğitim seyahatim, öğrendiğim birçok bilginin, edindiğim deneyimlerin yanı sıra, kendime vakit ayırmak için keyifli bir fırsat oldu. Her anlamda detoks ? 20:30 gibi oda arkadaşımla WholeFoods’ta buluşup sahur alışverişimizi yaptık. Yurt dışında yüksek tempo gerektiren üniversitemiz ve New York’un aktif yaşantısında Ramazan ayının bize nasıl bir etkide bulunacağını şimdilik bilemiyoruz. Yumurtası bol salata ile tok tutacak ekmek arası sahur menümüzü tercih ettik. Hem protein hem de karbonhidrat açısından dengeli bu öğünle, önceki günler gibi güne dinç başlayıp zamanı verimli kullanabilmeyi amaçlıyoruz. Günün hatırlatma notlarından sonra artık mışıl mışıl uyku vakti…. ### Columbia Günlüğü, 8.Gün, 4 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-8-gun-4-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:33.000Z **04 Mayıs 2019 Cumartesi** Sabah 06.00'ya kadar uyuyarak rekor kırdım bu sefer. Ancak bu fazla uyku rekoru değil. Bu benim Amerika'daki ilk kez geç kalkma rekorumdu. Kahvaltı öncesi maillerle ilgilendikten sonra onlinedan gazeteyi okudum. 08:30'da kahvaltımızı yapıyoruz. Eda kendi ders notlarının bense kendi ders notlarımın üzerinden geçmek üzere ekran başındaydı. Sürümü yakalamak için bu çaba çok önemliydi. Yürüyüş yapmak üzere parka giderken karar yolunda teklif kapısında yürüyüşe giden arkadaş grubumuzla karşılaştık. Dışarı çıktığımızda yağmur yağıyordu. Bir süre devam ettik ancak birkaç yüz metre gittikten sonra grup daha fazla ıslanmayalım diyerek geri döndüler. Biz ise en yakın AVM'de vakit harcıyoruz. Bu AVM'de Amazon'a ait iki tane fiziki mağaza var. “Amazon Kitap Mağazası; tahmin edilebilecekler üzere bir kitap mağazası. Amazon.com'da popüler olan 100-150 çeşit kitap içeren bir mağaza. İkincisi ise daha ucuzda kurtarırım, Amazon'un satın aldığı Whole Foods. Bu pazara girerek özellikle kasa incelemesinde bulunduk. Zira yurt içi kasa-sıra yönteminin birkaç versiyonuna dikkatimizi çekiyoruz. Renkler ve sıra sayıları dağıtan sistemlerle, nasıl bir ek verim elde etmeyi çözmeye çalışıyoruz. Hemen bir kağıt kalem alıp kasa organizasyonunu kara kalem ile krokiye dönüştürdüm. Memlekete gittiğimizde çizimimiz sağ olsun binbir hüner Semih daha anlaşılır hale getirildi. Sizinle de bu ilgi çekici sistemi paylaşmak istiyorum. ![](https://storage.ghost.io/c/7f/3b/7f3bb9dd-6808-4a62-9e1e-be6139f1ba13/content/images/2026/06/slayt1-1-2.png) Krokiden anılacak şekilde yan yana 12 adet sıra ve onun sıralamasına ait bir renk var. Ve yine onun sırasının önünde 3 ayrı ayrı ekranlar var. Her renk üzerindeki numaratör kendi rengindeki insanları yansıtarak kasaya davet ediyor. Her bir üçlü sıralı gruba ait ekran ile önce maviye bir hak tanıyor ve davet ediyor, sonra griyi davet ediyor, en son yeşili davet ediyor ve başa dönen tekrar maviye davet sırası geliyor. Anonsu bilgisayar yapıyor. “Register 13”, “Register 4” vs. aslında insanların ekranlarından kendi renklerindeki parçacıkları takip ederek ilgili kasaya gidiyorlar. Kasalarda görevliler iç içe geçmiş iki adet kağıt torbaya, aldıklarılarınızı yerleştiriyorlar. Burada nasıl verimlilik elde ediyorlar; - İlk olarak bu market İçerenköy Carrefour'daki gibi yan yana 50 kasa koyabilecek bir geometrik ayrılıklara sahip değil. Kasa **politikası fiziki şartları ve verimli şekilde kullanmayı gözeterek mekandan tasarruf ederler. Ancak bu Tasarruf yaparken** sayıca daha büyük bir kitleye hızlı ve verimli hizmet deneyimi temel yer alıyorlar. - İkinci olarak, 4 adet 3'erli grup çalıştırılmış ve çalıştırılan düzenlenmiş Prime istemci **ayrıcalıklı** Bir güvenlik ise ekspres kasa bırakılmış bu sayede 10 ürün altında alışverişlerin **ödemesini diğerleri kadar bekletmeden kalırlar.** - Üçüncüsü, küçük gruplarda bekletmek maksadıyla muhtemelen mağaza müdürü yoğunluğa göre karar vererek daha **esnek** bir açık kasa programını dahil edebiliyor. - Son olarak kasiyerlerin ergonomik **konforları** düşünülerek ek bir verim sağlanıyordur diye gözlemlerde bulunuyorum. Plastik torba, marketin temel konseptlerinden biri olan doğal yaşama saygı ve sağlıklı yaşam ilkeleri nedeniyle elbette ki kullanılmıyor. Kullanılan ambalaj malzemelerinin tamamı geri dönüşüme uygun ürünler. Ardından Eda’nın Columbia Üniversitesi’nde randevu aldığı kimya alanında doktor olan ve üniversitenin laboratuvarında çalışan Türk kızımızla buluşmak için yola çıktık. Bütçeleri varsa belki Eda’yı da yanına alabilirler. Bizim istasyon bugün çalışmadığı için başka bir metro hattı ile daha uzak bir durağa express seferle giderek oradan üniversiteye yürüdük. Okulumuzun arka sokağında eğlence yapılan yer ilgimi çekti. Okulumuzda buluştuktan sonra kahvemi alarak onları yalnız bıraktım. Çimlere uzanarak gözlem yapıp sonra da okulun etrafını dolaştım. Sokak eğlencesinin bulunduğu alanı izledim. 4 tane büyük şişme oyun alanı kurmuşlar. O civarda oturan insanlar da çocuklarını getirmiş hep birlikte eğleniyorlardı. Kimisi eski oyuncaklarını, kimisi evden pasta, pizza vs gibi yiyecekler getirerek standlarda satıyordu. Bu sırada Eda’nın görüşmesi bitmişti ve tekrar yola çıkıp New York’un en ünlü sokak pizzacısına gittik. Dışarıda ciddi kuyruk vardı. 50-60 metrekarelik bir pizzacıyı meşhur edip bu kadar kolay para kazanır hale getirmek nasıl olur diye düşünüyorum. Bence buna dair vaka çalışması hazırlamak çok öğretici ve ilham verici olabilir. Ancak itiraf etmeliyim sanırım pizzanın hamuruna alttan sürülen ekstra yağ sayesinde özel bir çıtırlık vardı. İçerideki tabelada biz her türlü malzemenin en kalitelisini kullanırız yazıyordu. Bu kadar meşhur olmasını, ürünlerin lezzetinin ve malzeme kalitesinin uyumu ile açıklayabiliriz. Küçük bir mekanda daha hızlı ve daha verimli satış yapabilmek ve tabii ek servis maliyetleri ile uğraşmamak için içeride oturacak yer tasarlanmamıştı sadece aynı anda 3 kişinin ayakta yiyebileceği küçük bir bar çıkıntısı yapılmıştı. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/pizzasokak-1.jpg?w=768) Sokak Pizzacısı ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/pizza-sokak1-1.jpg?w=768) Sokak Pizzacısı Bu sokakta gözlemlediğim ilginç üç deneyimi daha sizlerle paylaşmak isterim. İlki, bir mağazanın önünde işportada muhtemelen taklit “airpods” satılıyordu. Tezgahın önündeki bazı insanlar ise ''aaa çok ucuzmuş hemen alayım'' diyerek alışveriş yapıyorlardı ki bu insanlar avlanacak diğer müşteri adaylarının tezgaha güven duymasını sağlıyordu. İkincisi deneyimimizde ise az ileride bir ayakkabı mağazası vardı, markası meşhur değildi hatta aklımda dahi kalmadı ancak içerisi tıklım tıklım doluydu. Meraklanıp gözlem yapmak için içeri girdim. Zira meşhur olmayan bu markanın sıradan bir mekanda bu kadar fazla ziyaretçiyi çekmesi bana garip gelmişti. Acaba içerideki kişilerin bir kısmı kiralık kalabalık mı ya da bunlar da işportadaki “airpods” satıcısının önünde insanlara güven vermeye çalışan diğer insanlar gibi mi? sorularını düşünmeden edemedim. Üçüncü deneyimimiz ise, yine pizzacının çapraz karşısındaki butiğin kuyruğuydu. Butik o kadar kalabalık ki, içeriye insanları sayarak alan bir görevlisi bile vardı. Bu dükkanda da designerların ürünleri satılıyormuş. Tabii kuyruk sayesinde ortamın cazibesi arttırılıyordu. Kısacası SOHO'daki bu caddenin, kuyrukta bekletme stratejisi ile hizmet sağlayıcılarınapopülerlik kazandırma deneyimleri veren bir cadde olduğunu söyleyebiliriz. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/icatlar-ducc88kkanc4b1-1.jpg1_-1.jpg?w=768) Tasarımcıların ürünlerin satıldığı dükkan ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/icatlar-ducc88kkanc4b1-1.jpg?w=768) Tasarımcıların ürünlerinden bazıları Amerikalıların perakende konusundaki deneyimleri gerçekten çok değerli, burada olmamı mümkün olduğunca ilham alma fırsatı olarak gördüğümden her türlü satış ve hizmet noktasını detayla değerlendirmeye çalışıyorum. Bu değerlendirme çabam beni, 1999-2000 yıllarında Sultanhamam’da 16 ay kadar yaptığım toptan ve perakende pamuklu eşarp satıcılığına götürdü. Mağazanın önünden her gün on binlerce insan geçerdi. Tezgahtar arkadaşların yarısının, müşteri olmadığı zamanlarda tezgah önünde durmasını isterdim. Böylelikle dışarıdan geçen birisi içeride alışveriş yapan birileri olduğunu düşünecekti. Yeterince müşteri olunca da tekrar tezgahın arkasına geçerlerdi. O zamanlar yeni müşteri kazanımı stratejileri yoktu tabii. Bu uygulamamızdan çok fayda aldık. Yürüyüşümüzün ardından konsept ürünlerle sunulan bir mağazaya girdik. İçerisinde bulunan her şey yeni konsept ve orijinal olarak mevcuttur. Saatlerden çıkmak istemeyeceğiniz bir mağazanın eksik olduğu. Tam çaprazında ise bomba bir mağaza vardı. “Amazon 4 Yıldızlı” mağazası. İnternette birçok kategoride en çok satışa sunulan bir mağaza yapmışlar. 2003'te bizim başladığımız noktayı iyi düşünmemiz gerekiyor. Dünya'da ilk kez internetten yararlanmaya başladıktan sonra mağazalar açılmış bir şirket olarak bizim çıkış noktamızda tam olarak ayrıldı. İnternet sitesinde en çok satılan ürünler aynı zamanda bu fiziki mağazada da satıştaydı. Bu sayede hem bizden alışveriş yapanlar hem de sürekli bize daha fazla güven duymaya başladılar. Bugün ise ilginç bazı ürünlerde mağazaya gelip dokunmak ya da yüz yüze bilgi alma deneyimi yaşamak istiyor. Bence Amazon'da bunu fark etti, üstelik Amerika'da dokunma deneyimiyle duyusal markalaşmaya önem veriyor. Elbette buna sadece deneyim olarak bakmak lazım. Gıda kısmının küresel bilinirlik miktarını artırmakta, ürün ulaştırmakta daha güçlü bir lojistik deneyim sağlamaktadır. Diğer dünyadaki sokaklarda gezen dünyanın önünde bir Amazon mağazasının çıkması, bana göre günlük gazete okuyan birinin afiş reklamını görmesinden farklı değil. Banner ingilizce afiş anlamı, banner reklam ise ve kısaca genellemek gerekirse, sağda solda köşede farklı biçimlerde bulunmayan internet reklamlarıdır. Sokak mağazasının tabelası da aslında çevrimdışı bannerdır. Online reklama tıklarsan ebebek.com'a girersiniz, AVM'de mağaza tabelamızı gördüğünüzde ise bu kez tıklamakla benzer davranışla mağaza kapımızdan içeri girersiniz. Bizim bakış açımız budur, bence Amazon'da farklıydı. Daha sonra yürüyüşe çıkmadığımıza devam ettik. Eda beni SOHO'da bulunan “Eileen” isimli cheesecake kafesine götürdü. Bu kez pizzacıdan da küçük bir yer olan bu mekanda hakikaten çok lezzetli kekler ve tabii ki alıştığımız kuyruklu sıramız da vardı. Mekanınızın ihtiyacından büyük yaptığınızda sıra ve ilgi algısını geliştirmeniz çok özel bir tercih olsa gerek. Biz de seçimlerimizi kahve eşliğinde üç küçük parça cheesecake tadımızı gerçekleştirdik. Hafif bir yağmurda uzunca bir yürüyüş yaparak otelimize geri döndük. Sabah kahvaltıdan önce Central Park yürüyüşümüzü yapmak üzere odalarımıza çekildik ve artık dinlenme zamanıydı, çünkü ayaklarımızın altında sızlama baş göstermişti. ? ### Columbia Günlüğü, 7.Gün, 3 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-7-gun-3-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:32.000Z **3 Mayıs 2019 Cuma** Her zaman olduğu gibi saat 03:00'te çalışıyorduk ve Türkiye'de mesai başladı, hem memleketteki işlerle ilgilendik hem de postalarımızı yanıtladık hem sunduklarımızı yaptık. Bu sabah anketimiz vardı, ayrıca bir HBR makalesinin okunup gelinmesi istenmişti. Biraz da bunu bahane ederek bugün sabah park yürüyüşümüze gitmedik. Biz okula gitmeden whatsapp'tan Efe'nin sunum videosu geldi. Babasından daha başarılı bir İngilizce sunumundan kesin. Sabah kahvaltısında gruplardan biri geçen hafta sonu Jersey Garden'dan aldığı ödül aylık fiyatının daha da düştüğünü gösterdiği tepkiyi anlattı. Bunu duyunca onlara 3 yıl önce “TUMİ” ile yaşadığım müşteri deneyimimizi anlattım. Genel merkezlere son derece profesyonel bir şekilde gerçekleşen bir gözlemsel yaşantımı, çözüm önerilerimlerle birlikte tespitlerimi anlatan bir sunum sunmuştum. Sonrasında benim bu şekilde bir beklentim turistye rağmen firma bana 549 USD'lik çantayı bedelsiz hediye olarak göndermişti. Bana gönderilen hediyenin benzerine nasıl sahip olabileceğine dair onlara tüyo verdim, sonrasında emek harcayıp harcamadıklarını bilmiyorlar. Bu arada sabahtan otel ile yazışarak ziyaretime gelecek olan Eda için tanıtım yapıldı. 600 USD ücreti zar zor 460 USD ye indirebildik. Tabii nerede olursa olsun, bizim işlemimiz? Aklımızın aynı anda iki ülkede olması kapasitesinin daha verimli kullanılmasına olanak sağlanması beni oldukça keyifli hissettiriyor. Belki de şu an içinde geçen tempoyu başkaları çok zor, çok yoruluyorum diye yorumlarken biz bu güne ilişkin keyif ve verim perspektifinden bakıyoruz ve doğal bu da süreci daha kolay sahiplenmemize kriz. Ancak bir genel anlamda bu sürdürülebilir bir şey olup olmadığını düşünürken düşünürken daha uzun süre deneme imkanımız olmadan bunu anlayabilmek pek mümkün değil. Uzun seyahatler belirli bir tempo gerektiriyorsa, bu olayla ilgili radikal maceraları alıp, yaşamımı daha verimli hale getirmek için yolu da düşünüyorum. İnsan, kendisi çepeçevre saran parazit sayılabilecek tüm etmenler ve parçaların parçalarının parçalarından hızlı şekilde kurtulabilmeli, kararm işte tam da bununla ilgili. Bu kararın radikal memleket dönüşünde uygulama amacındayım. Bahane parçalarının yaşamımızdaki detoks parçaları hangi kıtada olursa olsun devamı inşaAllah ŞİMDİ DERS SAATİ; Saat 09:00'da derse her sabah olduğu gibi Mr. Low ile bir önceki günkü öğrendiklerimizi hatırlama egzersiziyle başladık. Ardından Profesör Joel Brockner ile “Yönetimsel Karar Alma ve Değişim Yönetimi” dersimizi işledik. Her ne kadar yabancı dilim yetersiz gelir gibi görünüyorsa bu yüzden bu çağın başında birçok arkadaşa göre biraz daha fazla aktif dinleyici modülle anlatımları yapmaya çalışmamaya çalıştım. Öğrenme talebinde bulunmak için fena bir masal olmadığını düşünüyorum. Zira masalın kökeni de talepten gelmekteydi. Sizlere de tavsiyem, daha fazla bilgi ve kurulum için kurulum için hayatta kalabilmek için daima talepkar bir masal konumunda kalmamanızdır. Bugün derste öğrendiğimiz önemli bir haftalık cümlesini de paylaşmak istiyorum; Kararın tatmin edici olmaya başlamasıdır, bozulmasına optimize etmeye uygun olmalı ve kolayımıza gelen seçimlerle değil verilerle karar almayı önemsemeliyiz.. Akşam üzeri derslerimiz sonrasında geceye gittik, bir saat kadar daha çalıştıktan sonra 18:30'da Eda'yı karşılamak üzere ayrıldım. Bir miktar gecikmeli geldi, değiştirildikten sonra okul dönüş rezervasyon şekli otelimize yakın lokasyondaki SUSHI merkezlerine gittik. Kendimize göre seçimlerimizi yaptık Amerika'ya geldiğimden beri hafif sayılabilecek ilk akşam yemeğimi yemiş oldum. Aslında Eda yokken 5 gün boyunca akşam yemeğine vakit ayırmamıştım. Yemeğimizin ardından Eda ile birlikte yürüyüşe çıktık. NYC'nin ünlü ve uzak meydanı Times Square'e kadar yürüdük. Filmlerde fotoğraflarda özellikle kullanılan renkli tabelaların, bilboardların meşhur meydanıydı. Neredeyse günün 20 saati yoğun kalabalık, burada insanlar koşuşturduğu, birçok film ve çizgi film karakterinin kostümünü giyerek paranın karşılığını fotoğraflayan bir yer. Biraz hafif yağmurla dönmeye karar verdik. Otelimize genel kahve için ikimizin de dikkat çekici Maison Kayser deneyimi yaşandı. Ekonomik ancak pahalı sayılabilecek bu cafe makarnası, cheesecake yiyip kahvelerimizi içtik. Hamd olsun bugün de faydalı bilgiler edindiğim, çoğaldığı Eda'ya kavuştuğum Türkiye'deki işlerde stressiz bir şekilde takip edilebildiğim için şimdi keyifle analizlere geçebiliyorum….. ### Columbia Günlüğü, 6.Gün, 2 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-6-gun-2-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:31.000Z ***2 Mayıs 2019 Perşembe*** Burada erken yatıp erken kalkmayı rutinimiz haline getirmek harika hissettiriyor. Muhtemelen hangi kıtayasek gider, hamd olsun yayılmamızı hızla adapte olabiliyoruz. Bu sayede hem Türkiye'deki işlerimizden uzak kalmayı başarabiliyoruz, hem de erken kalktığımız için ders çalışabiliyoruz ve sabahın tüm enerjisini yüksek depolama miktarıyla daha verimli hale getirebiliyoruz. Bu sabah saat 03:00'te uyanıp hem maillerimi temizledim hem de tekrar dağıtım notlarının üzerinden günlük kaydını kaydetmeye devam ettim. Diğer sınıftan bir arkadaşımı saat 06:00'da Central Park'a keyifli bir yürüyüşe davet ettim. Günün erken saatlerinde, yatakta uyuyor olmak ya da burada vakit geçirmek yerine burada olmayı tercih etmemden çok ihtiyacım zira bu başlangıç ​​günü içinde bana dinginlik kazandırıyor. . Doğa her zamanki gibi çok ilham verici, sıradan insanlar gibi dinlenmeye devam ederler da yok! :) her gün yenileniyorlar. Bu sayede biz de yenileniyoruz. Parkın içinden geçerek memleketim Uşak için büyük hayaller kurdum. Daha sonra odamıza hazırlanacağız ve okulumuzdaki kahvaltıya yetiştik. Bu arada bahsetmek istediğim bir konu var.Benim yaşım 50 iken benimle birlikte eğitim alan kardeşlerin 2 kişi hariç yaşları oldukça düşük Ve bence hepsinden daha eğitimli ve donanımlılar. Hepsinin çevre bilincinin oldukça yüksek oldukları halde eksik olan bir şey dikkatimi çekiyor. O da şu; geri dönüşüm oranlarının hepsini kesin olarak bildikleri bir çok şey olmasına rağmen, söylenilenlerdense yapılanlar daha önemli değil midir? Birlikte kullandığımız kahvaltılarda gözlemlediğim kadarıyla tabaklarımıza tüketebileceğimizden fazla yer alıyoruz, kalanını ise hiçbir gıda rahatsızlığı hissetmeden tüketmiyoruz. Dünyanın her günü, gün geçtikçe azalıp hızla gelişen yaşamlarımızda bu davranış düzeyinde biraz bilinçsizlik değil midir? Her türlü yiyecek içeceğe, kârlı malzemelere karşı tüketimimizin özellikle eğitimli kitlede daha fazla olması gereken kanındayım. Bu konuda ülkelerini artırıcı cümleler kurduklarında ise beni biraz koruyabiliyorlar. Columbia'da ticaret müzakere ve geri bildirim derslerinde bu konuda nasıl konuşabildiğimi öğrenebilirim, yeni davranış ve cevapların kapsanabileceğine ilham alabilirsem, fazladan bir şey öğrenmiş olmayı düşünüyorum diye düşünüyorum. **ŞİMDİ DERS ZAMANI** Her kalan olduğu gibi saat 09:00'da seyreltilmiştik Murray Low geldi, daha sonra dünkü derslerde aklımızda insanlarla ilgili beyin fırtınası yaptık. Muhtemelen burada algılarımızın öğrenme durumunu bir kez daha görüyoruz. Kendi deneyimlerimiz ve bakış açımızla öğrendiklerimizi farklı bilgilerle sentezliyoruz. Neriman Ülsever'in Sabancı'da yaptığı konuşmada dikkatimizi çekerek yüksek lisans eğitiminin geçmiş akademik bilgilerimiz ve iş hayatındaki deneyimlerimiz ile ilgili özet yaklaşım yaklaşımı geldi. Bu mantıksal beynimizin çalışma metodolojisini anlatan Gizli gizli algı ve beyin iş birliği ayrıntılı olarak anlatılmaya başlandı. Yeri gelmişken bu kitabı okumayı da tavsiye etmek isterim. Beyin fırtınamızın ardından bu kez derse Profesör Robert Bontempo geldi. 6 kardeşin 5.si olduğunu belirtti derse başladı. Ailede ilk çocukluk dönemi, ikinci çocuk dönemi ve tek çocuk dönemi bazı davranış stillerinde benzer tutumlar gösterebilme yeteneğimiz konusunda farkındalığımızı arttırdı. Dersimizin ana konularını “ikna ve Etkileme” üzerineydi. Akşam çıkış ders çıkışımızda ise ayarlamaya giderek ders çalıştık. Ortamdan bahsetmem gerekirse çok etkileyici ve sakin. Sabancı Üniversitesi Kütüphanesini tenzih ederim, acaba Türkiye'de kütüphanelerimizde fısır konuşmalar ve bazı güçler hakim olabilirken burada dikkatimizi dağıtacak tek bir şey olmadı. Bundan dolayı odaklanmamız artıyor ve bakış açımız çalışma konusunda daha bir güdü hissediyoruz. Hatta sessizlikten o kadar etkilenmiş olacak ki, bilgisayarın şarjı bitmişti ve orada olup, mevcut prize uymayan şarj kablosu vardı. Masamda bulunan Japon arkadaş, uzun süre takılı olan adaptörü bana verebileceğini düşündüm. Lakin ortam o kadar sessizdi sessizliği bozup hatalı adaptör istemeye bile utandım. Ancak ya bu keyifli bir arada çalışmayı sonlandıracaktım ya da şarj problemimi çözeceğimti. Karşımda oturan bu Japon gence bana 15 dakika adaptörünü verebilir diye yanlış yazdığım kağıdı uzatırım. İkimizde de hoş bir gülümseme oldu ve özgürlük içinde bozulmak, her şeyi rahatsız etmemiş olan huzurunu kaybedenler. Anlatmaya büyük önem veriyorum; belleğin içinde işte tam da bu kadar hassas olmaya yönlendirilen bir sessizlik vardı. Nezaket gereği ödülü iade ederken “arrigato” demeyi ihmal etmedik. Bugün, sonraki birçok çipi fazla kaçırmış olmam için pek iyi olmadı ve bana küçük bir uyarıda bulundu :) 1,5 saat kütüphanede saklandıktan sonra döndürüldükten sonra erkenden kaydedilebildik. ### Columbia Günlüğü, 5.Gün, 1 Mayıs URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-5-gun-1-mayis/ Last updated: 2026-07-04T17:37:31.000Z ***1 Mayıs 2019 Çarşamba*** Sanırım bünyemiz alışmış olacak ki bu kez hiç uyanmadan 5,5 saatlik kesintisiz bir uyku ile enerji kazandım. Ancak dün fazla yürüyüş ve spor yapmış olmanın sorumluluğu ile bu sabah tekrar parka gitmedim. Üstelik dünden aldığımız bazı ödevlerin tamamlanması gerekiyordu ve yine sabah 03:00'e doğru uyanınca verimli şekilde ders çalışabildim ve ödevlerimizi tamamladım. Bugün Türkiye’de 1 Mayıs resmi tatil olduğu için birkaç günlük rapora bakmanın ötesinde yapılacak bir iş yoktu. Otelin kapısında 3 arkadaşımızla buluşup okulun yolunu tuttuk. Gerçekten bu yaşta okul temposu bana çok eğlenceli geliyor. İstanbul’da içinde bulunduğumuz yaşamın bir parçası olarak soluduğumuz hava,içtiğimiz su, yediğimiz gıdalar bizim maruz kaldığımız günlük stresle birleşince vucüdumuza biz farkına varmadan toksin denen zehirli yükler bindiriyormuş. Belirli yeme içme programları ile bu zehirlerin atılmasına da detoks deniyor sanırım. Ben de burada memleketten ayrı olarak bir eğitim programını bir arınma programı niteliğindeki beyin detoksuna benzetmeye başladım. Metro ile 8 duraklık seyahatimizden sonra okulda kahvaltımızı yaparak sınıfa girdik. Masalarımızda bu kez yeni bir hediye olarak gün boyu ders işleyeceğimiz Profesör Adam Galinsky’nin “Arkadaş ve Düşman” Kitabı vardı. Ekip içindeki kişiler ne zaman arkadaşındır, ne zaman iş birliği yapacağın kişilerdir, ne zaman düşmanındır ve bu ilişkiyi nasıl dengelersin konularını içeren bir kitap. Her gün olduğu gibi dersin başında fakülte direktörü Prof. Low geldi dün öğrendiklerimize dair sorular sorarak önce bizim kendi aramızda 5 dakika düşünüp tartışmamızı istedi ve sonra kısa farkındalık cümleleri ile konunun üstünden geçti. Daha kaliteli ve verimli bir eğitim süreci geçirmemiz için her sabah bir de anket formu doldurmamızı rica ediyorlar. Belki her gün yazıyorum ama bu eğitim kalitesine ve geri bildirimlere verilen önemin çok hoşuma gittiğini söylemeliyim. Profesör Galinsky ise ilk dersinde bize liderlerin hem “Aktörlük” yanlarını hem de “Mimarlık” yanlarını aktarmaya çalıştı. Açıkçası bu konuda önemli farkındalıklarımız oluştu. Çok kısaca özetlersek; Liderlerin Rolleri var ve bunları sahnede oynamaları gerekiyor. Liderlerin ilk rolü aktör olmalarıdır. Gözlemler, değerlendirir ve hareketleri ile davranışlarla liderlik eder, bu onların aktörlük yanlarıdır. Diğer taraftan onlar bir tasarımcıdır mimardır, politikalarla, yapıları belirlerler başkalarını motive ederler, etkinleştirirler, bir araya getirirler, başkalarına ilham verirler ve ideal ortamlar tasarlar diye anlatmaya çalıştı. Tüm bunların kendi içinde bir hesabı bir dengesi vardır, bu yüzden liderler aynı zamanda mimardır. Lider, amaca yönelik mesajlarını açık ve anlaşılır iletmeli ve bu mesajların anlaşıldığından ve içselleştirildiğinden emin olana kadar tekrar etmelidir. Tıpkı her sabah bize dün neler öğrendik alışkanlığının tekrarı gibi. Ders sırasında hocanın “ MY FATHER BELIVED IN ME” yazısı geçen slaytını Efe’ye gönderdim. Amerikan basketbol tarihine geçmiş bir insanın duygularını anlatan bu yazı beni küçüklüğüme götürdü. Babamız her ne kadar bizim kendi ayaklarımızda durabilmemizi sağlayacak öz güvenimizi geliştirecek adımlar atmış olsa da açıkçası bana inandığını hissettiğim bir dönemim olmamıştı. Ancak bundan hiç şikayetçi olmadım hatta bu durumun beni daima diri tuttuğunu ifade edebilirim. Bazen hayatımızda tersine motivasyonlar alabiliyoruz. Ders arasında bu slaytla ilgili Efe ile duygusal bir yazışmamız oldu. Bu arada günlerdir yazmak aklıma gelmedi lakin benim ingilizce seviyem normal şartlarda bu eğitimi daha verimli alabilecek düzeyde değil maalesef. Bu yüzden dersi daha dikkatli dinleyip gerektiğinde “google translate” uygulamasından destek alıyorum. Sonra kendime göre anladıklarımı yazıp ders aralarında ya da fırsat bulduğum anlarda arkadaşlarıma sorular yönelterek notlarımı daha detaylı şekilde ders günlüğüme kaydediyorum. Akşam ya da bir sonraki sabah ise okulun önceki güne ait işlenen derslerin sunumlarını sisteme yükledikleri alanı ziyaret ederek tuttuğum notların üzerinden geçmeye çalışıyorum. Bu sayede inşaAllah 14 günün sonunda güzel bir özetim olacak gibi görünüyor. Düne ait bir detayı daha atladığım aklıma geldi. Öğlen arasında Columbia Üniversitesi ana kampüsünde sınıf olarak özel bir fotoğraf çekildik. Sanırım bu fotoğraf bu eğitimin çok özel bir geleneği ve tabii bizler için de güzel bir hatıra. Bugün meşhur kırmızı pantolonumu giymiştim, ders bitiminde herkes hoca ile fotoğraf çekilirken bakışlarında gel seninle de çekilelim imasını görünce pantolonlarımızı karşılaştırdığımız bir fotoğraf çektirdik. Diğer taraftan okula kravat takarak gelen tek öğrenci benim. Dün fotoğraf çekimi gününde dahi 3-4 kişi hariç erkeklerden resmi giyinen olmadı. Bu konuda kendimi sorguluyorum, zira yanlış anlaşılmak istemem, ben kravat takmayı çok seviyorum. Memlekette de tatil günleri hariç beni neredeyse orta okuldan sonra kravatsız hatırlayan olmaz sanırım. Bunu aslında asgari düzeyde de olsa bulunduğum ortamlara karşı bir saygı unsuru olarak kabul ediyorum. Bu cümlemden kravat takmayan insanlar saygı göstermiyorlardır anlamı çıkmamalı lakin herkesin bulunduğu ortama ve kendinisine duyduğu saygıyı ifade etme, sergileme tutum ve davranışı farklı olabilir. Bu yüzden Amerika seyahatimin mesai günleri kravatlı giyim kombinasyonlarını tercih ettim. Okul çıkışında bu kez yarının ödevleri için kütüphaneye gittik. Ancak bazı arkadaşlarımız giriş kartlarını almadıkları için onları almadılar, biz de onlardan ayrılmak ayıp olmasın diye bu deneyimi yarına erteledik. Ve otelimize doğru yola çıktık. Yaklaşık 70 kişiyiz ve hepimizin New York’ta vakit geçirmek ile ilgili farklı seçimleri var. Benimkisi biraz önce yazdığım gibi “beyin detoksu”. Otele dönünce biraz ders notlarının üzerinden geçtim ve günlüğüme hatırlatma notları aldım sonra erkenden uykuya….. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/kc4b1rc4b1mc4b1zc4b1-pantolon-1.jpg?w=768) Meşhur kırmızı pantolonumuz :-) ### Columbia Günlüğü, 4.Gün, 30 Nisan URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-4-gun-30-nisan/ Last updated: 2026-07-04T17:37:30.000Z ***30 Nisan 2019 Salı;*** Geceden yemek yemeden erkenden yatınca bir önceki gün olduğu gibi saat 03:00'te zımba gibi ayaktaydım. Uyanır uyanmaz Türkiye ile irtibatlı işleri aradan çıkararak gün içi ders konularına göz gezdirme fırsatı yakalıyorum. Ardından bir gün öncesinden aklımda kalanları yazıya dökmeye başlıyorum. Böylelikle inşaAllah Türkiye’ye döndüğümde anılarımın bir kaydı olmuş olacak. Bu arada yurt dışında eğitimde olduğum bilindiği için hem maillerle hem de telefonla sıklıkla meşgul edilmediğimi de itiraf etmeliyim. Saat 06:00 civarı telefonuma gelen bir Central Park yürüyüş daveti ile 5 dk içinde parka ulaştım. Sabancı'dan iki arkadaşımızla yaklaşık 7 km yürüyüp otele döndük, şu ana kadar parkın keşfetmediğimiz mekanlarına da bu sayede ulaştık, içinde iki tane göl ve bir hayvanat bahçesi olduğunu da görmüş olduk. Çok güzel resim çekilecek mekanlar vardı. Otelimize dönüp duşumuzu aldıktan sonra hızla hazırlanıp okulun yolunu tuttuk. Metroya kadar Belçikalı arkadaşımız Heiko ile yürürken onun trene bizden daha pratik bir yoldan bindiğini keşfetmiş olmak bu sabahın önemli bir kazancı oldu. Bu kez daha hızlı şekilde okula varmıştık. Sanırım yavaş yavaş adapte oluyoruz :) Kahvaltımızı tamamlayarak 09:00'da sıramıza geçtik. Masamızda bize hediye edilen bir kitap vardı ve derse başladık. Bu arada Amerika’ya geldiğimden bu yana geri dönüşüm konusundaki hassasiyetim biraz daha arttı ve kahvaltıda kullandığım tek kullanımlık tabakları içlerinde bulaşık kirleri olmadığı sürece en az iki kez kullanmaya gayret ettim. Bu konuyu geliştirmek için diğer taraftan Türkiye’deki “ecording” takımı ile de yazışmalara başladım. Ecording üniversiteli gençlerin kurduğu ve sürdürülebilirlik için bir çeşit sosyal sorumluluk projeleri geliştiren bir takım. Onlarla geri dönüşüm ve ağaç dikme konuları üzerine konuşuyoruz. Geri dönüşüm önümüzdeki dönemde daha fazla hassasiyet ve önem gösterilen bir konu haline gelecek bunu görebiliyorum. Dersin başında fakülte Direktörümüz Profesör Murray Low gelerek ilk gün yani dün öğrendiklerimizin üzerinden geçti hatta bir de anket formu doldurduk. Fakülte Direktörünün her gün tüm derslere girip bizimle dersleri dinlemesi zaman zaman katılım göstermesi çok değerli bir davranış bence. Bu tekrar anlayışının çok önemli bir disiplin ve öğrenme metodolojisi olduğunu düşünüyorum. Bunu güncel süreçlerimizde daha fazla uygulayabilmeliyiz. İlk cümleye “Net working & Not working” şakası ile başladı. Density yani networkümüzün içinde bulunan insanların tanışıklık derecelerine bakış açısının altını çizdi. Grubun birbirini daha fazla tanımasının avantajını ve dezavantajını tekrar hatırlattı. Birbirini tanımayan kişilerden oluşan network inovasyon ve yepyeni fikirlerin çıkması için önemli bir fırsat olabiliyor. Bu bilgiden edindiğim farkındalık ile kendi networkümü gözden geçirdiğimde görüyorum ki ne kadar alakasız insanlardan oluşan bir çevreniz varsa onlar da sizi bambaşka birbiri ile alakası olmayan insanlarla tanıştırabiliyor. Daha sonra aralarında verimli ilişkiler bağı kurmak bize kalmış. Bu bilgiden sonra benim de bu konuda tavsiyem şudur ki farklı düşünce, inanç yapısı, bilgi, kültür aklınıza gelebilecek farklı tüm katmanlardan insanlarla tanışmak çok değerli. Ardından hocamız bizim de çok ilgili olduğumuz girişimcilik dersine giriş yaptı. Tüm gün boyunca vaka çalışmaları yaptık uzun notlar aldık. Öğlen arasında yine giriş katında bizler için getirtilen yemeklerle öğlen yemeğimizi yedik. Her gün mutlaka bir çeşit balık veya vejetaryen yemek bulunduruyorlar. Ban göre ikram konusunda yeteri kadar tatmin edici bir servisleri var. İkindi arasında ise en az on çeşit cips geliyor ve tabiri caizse cips partisi yapıyoruz. Bunun çok sağlıklı olduğunu söyleyemeyeceğim. Öğleden sonra yine dersimize Prof. Low girdi ve bize Angel Investor ve Venture Capital konularında derin bilgiler verdi. Dersten sonra otele dönüş yaparak bir saat kadar dinlendik. Ardından bir arkadaşımız Broadway köprüsünü görmek istediğini söylediği için yürüyerek yola koyulduk. Bir süre sonra en azından yolumuzu kısaltmak için 3 durak metro kullandık. İndiğimiz yerden 11 Eylül saldırısının olduğu Dünya Ticaret Merkezi’ne gelip birkaç fotoğraf çektik. O üzücü günü çok net hatırlıyorum. Altıyolda bulunan sigorta acentemde oturuyordum. 5 gün sonra yani 16 Eylül'de ebebek.com’u canlıya alacaktık. Birden internetten haberler gelmeye başladı. Bir uçak ikiz kulelere dalmıştı. O kulelerin bir saate varmayan süre içinde yıkılışına şaşkınlıkla şahit olmuştuk. Sonraki günlerde aylarca o görüntüleri tekrar tekrar yayınlamışlardı belki de bu yüzden bu üzücü olay milyarlanca insanın olduğu gibi benim de zihnime çok derin şekilde kayıtlı kaldı. Şimdi bu ikiz kulelerin olduğu yere çok büyük bir anıt yapılmış, bir kulenin ise temeline inilerek dev bir havuz inşa edilmiş. Bu havuzun yan duvarlarının üzerinde orada ölen insanların isimleri yazıyor. Bu saldırının ardından kalan parçalar ve o güne ait çekilmiş resimler ise bahsettiğim bu müzede sergileniyor. WTC ziyaretimizden sonra biraz daha yürüyerek Broadway köprüsüne ulaştık. 100 yaşından büyük bu demir yığını New York’un sembollerinden birisi olmuş vaziyette. Yeteri kadar fotoğraf çektikten sonra dönüş yolculuğumuz başladı. Sabahı yürüyüş, akşamı yürüyüş olan aktif bir günü tamamlayıp otele geldik. Diğer iki arkadaşım yerel saat ile 21.00'de akşam yemeğine çıkarken, ben Türkiye mesaisini kaçırmamak için hemen uykuya daldım. ### Columbia Günlüğü, 3.Gün, 29 Nisan URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-3-gun-29-nisan/ Last updated: 2026-07-04T17:37:29.000Z ***29 Nisan ve 2019 Pazartesi*** Bir önceki gece saat 23:00'te yatmış olmasına rağmen tüm gece konuşlanmış haldeydim. En son 03.20'te oturduğumda ise uykumda olan bilgisayardan tekrar uyumadım. Sanırım bir yanım Türkiye'deki işlerin sorumluluğunda kalma oranının mesai saatiyle işlere yoğunlaştık. Diğer program sabah başlayacak olan derslerimizle ilgili hazırlıklarımızı gerçekleştirdik. Bu kadar erken kalkınca günün daha bereketli geçebileceğini hissedebiliyorsunuz. Central Park'ta yalnız yürüyüş, yarım saat bir yürüyüş yaptım. Ne gariptir ki ne zaman yurt hedefi çıksam çok hızlı bir mukayese süreci beynimde başlıyor. muhtemelen bu mukayese durumu sizde de oluyordur. Parkı, mağazaları, trafik kuralları gibi daha birçok konuda aklınıza geldiğimizden itibaren kontrolden çıkan bir karşılaştırma prosesine giren beynimiz. Yürüyüş yaparken benim gibi daha verimli kullanarak çalışan onlarca insanla karşılaşıyorum. Koşan, yürüyen bisiklet antrenmanını yapan bu insanların muayenesi sırasında yine mukayese işlemleri başlıyor. Son yıllarda Türkiye'de spor ve sağlıkta artan bir trend haline gelen şehirlerimizin alt yapılarının da buna uygun hale getirilmesi gerekiyor. Park koşusu ve yürüyüşün ardından toplanıp hazırlanmaya başlandı. 50 Yaşındaki küçük çocuk okula gittiği ilk gün heyecanıyla ütülü pantolonu ve gömleğini giyip seçkin seçilmiş kravatını seçilmiş takarak, yeterince olmayan saçlarına aynada bakmayı ihmal etmeden ayrılma odasından. Sanırım gençliğe kadar insan, heyecan duyabiliyor. Sınıf aralarındaki lobide buluşarak okul için doğru yola çıktık. Metro istasyonumuzda 3-4 yürüyüşle 8 durak ötemizdeki okulumuzda mevcuttu. Kimileri daha metroya gelmeden yolumuz üzerinde Starbucks'a uğrayıp sabah kahvelerini almışlardı. Ben o grup ''starkeş'' lakabını taktım. Aslında onlarda bir sorun olduğundan bahsedilmiyordu değil, Starbucks'ın bu bağlılığı oluşturan pazarlama başarısınaydı bu atıfım J Columbia Üniversitesi'ne 4 yıl önce Eda'nın ''Üniversite Turu'' etkinliği için geldiğimde bu gösterişli kapısından öğrenci olarak geçeceğim aklıma gelmemişti. Ağaçların ve değişikliklerin soğukluğunu örten en güzel varlıklar. Bu giriş kapısı bana İstanbul Üniversitesi'nin Beyazıt Öncüsündeki kapasitesi ve çınarların altından yürüyüş yolu anımsatıyor. Aklımız hep memlekettedir belki de J Bizim Dönücü ana dışında yer alıyor, giriş çıkışlarımız için hazırlanmış bol çeşitli kahvaltımızla karnımızı bir güzel doyuruyoruz. Sevdamız için iyi beslenmek ve enerjik olmak öğrenmenin şartıdır. 70 kişinin bu giyindiği yemek benim kadar beğenmeyip, yetersiz bulan kişiler de çıkabiliyor. Kahvemizi içerek, 3\. Kattaki sınıfımıza çıkıyoruz. Her birimizin sıradaki yerleri isimliklerle belirlenmiş yanlarına ise dosyalarımız, Columbia kulaklığımız ve seçilmiş seçilmiş bir üniversite öğrencisi için son derece kullanışlı çantamız konulmuştu. İlk dersten önce Fakülte Direktörü Murray Low kendisini sergiledi. 1974 yılında iki haftalığına İstanbul'a geldiğini ve 5 vakit ezan sesi ile Ayasofya Camii'ni ve o yıllardaki Amerikan otomobillerinden oluşan taksileri unutmadığını söyledi. Okulumuz 1754 yılında Kings College ismiyle kuruldu. 1897 yılında Columbia Üniversitesi'nin adını almıştı. 30.000 öğrenci ve 8000 çalışanından bahsetti. Okulun en ünlü mezunları arasında Obama, Waren Buffet, Madeline Allbright gibi Amerika'nın önemli isimleri bulunuyor. İlk dersimiz İnovasyon konusu idi. Profesör Clifford Schorer Rolls Royce örneğini anlattı. New York'ta bir bankanın önünde duran son model Rolls Royce otomobilden inen adam, hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi. Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam, çok acele bir şey için Avrupa'ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beş dolar krediye bağlı olduğunu söyledi. Müşteri bilgileri kısa bir araştırma sonrasında. "Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Bu krediyi aşmak için bir engeliniz yok" dedi ve ekledi: Ama bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmi olarak tanımlıyoruz. Bu nedenle, söz konusu krediyi verebilmemiz için karşılığını tam olarak bir teminat almak zorundayız". Adam cebinden Rolls Royce'un anahtarını çıkardı, bankanın müşteri temsilcisine esnek hale getirdi: "Çok acelem var, uçağa yetişeceğim." dedi. "kapıdaki Rolls Royce' umu kesme olarak alabilirsiniz." ". Kredi işlemleri çok hızlı bir bicimde tamamlandı. Banka Rolls Royce otomobili bankanın garajına çektiler, adama da beş bin dolar krediyi verdiler. Müşteri yöneticisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca özel bir araştırma yaptı ve bankalarının bu yeni müşterinin çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servet sahibi olduğunu bilmek. Bir hafta sonra adamın yeniden gelip, borçlarının anaparası beş bin dolarla, bir haftalık faizi dokuz buket doları ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir türlü yenemediği merakının amacısüyle sordu: "Sizin, çok büyük bir iş adamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunu öğrendim" dedi. "Yalnızca kişisel merakımdan soruyorum. Lütfen diyorsunuz, sizin için çok küçük bir miktarda olan beş bin çalışma kredisine neden ihtiyacınız duydunuz?" Adam hafifçe gülümsedi: "Siz de bana lütfen söyler misiniz?" dedi. "Böyle lüks bir araba, New York'ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca dokuz böcek içinde bırakabilirsiniz? (para kazanmak sadece çalışma ve hırsla olmaz,zeka da gerekir..) Açıkçası çok ufuk açıcı bir ders olduğunu söyleyemeyeceğim. Yine de çok şey öğrendik. Ders sonrası birçok arkadaşımız aynı geri bildirimi vermişti. Ancak verdiği birkaç örneği iyi düşünmemiz lazım. Klasik olarak Kodak neden battı bunun kısa bir analizini yaptık. Çünkü dijital fotoğraf makinesinin mucidi olan Kodak’ın o zamanın makinelerinin içinde kullanılan kaset filmlerden çok para kazanıyor olması onun yeni trende hızlı şekilde uyumuna engel oldu. Belki de dijital fotoğraf makinesinin piyasaya girme hızını kontrol etmek istiyordu ancak tüketicinin hızlı talebi ve adaptasyonu Kodak’ın geç kalmasına ve iflasına yol açtı. Piyasada bunun gibi birçok örnek olduğunu da unutmamalıyız. İnovasyonlar çoğu zaman hızlı ve yıkıcı oluyorlar. Benim farkındalığımı arttıran bir başka bakış açısı ise şöyleydi; IBM yazılım konusunda Microsoft’u dinlemedi ve onun yapacağı işi yapabilecekken, göz ardı etti. Microsoft ise Google’ın yapacağı işi göz ardı etti ve arama motoru konusunu dikkate almadı. Aynı şekilde Google ise Facebook’u göremedi ve buradaki fırsatı kaçırdı. Belki de bu bakış açısı ile Facebook Twitter'ı kaçırmış olsa da İnstagram'ı kaçırmadı. Ancak dikkate almamız gereken bir nokta var. O da bu firmalar kendi işlerine o kadar odaklanmış oluyorlar ki, hatta bazen kendi süreçlerindeki yıkıcı hukuk davaları, telif süreçleri gibi küçük gibi görünen ancak işletmelerin vakitlerini alan ayrıntılar nedeniyle yeni ve büyük potansiyel olabilecek konulara başta insan ve konsantrasyon kaynaklarını ayırmakta zorlanabiliyorlar. Yıkıcı inovasyon örneklerini çoğaltmak mümkün: Facit, Ericsson, Nokia vs. Bize ironik bir tavsiyesi de “her sabah yatağınızdan kalkmadan Fortune 400 listesine bakın ve kendi isminizi henüz orada göremiyorsanız, kalkar kalkmaz çalışmaya başlayın” oldu. Amerika'da anlatılan bir konuşan köpek hikayesi de şu şekilde. Bir gün adamın birisi caddeden geçerken bir dükkanın önünde köpeğin boynuna asılı şekilde “satılık konuşan köpek 10 USD” yazısı görür. Merak eder ve köpeğe sorar senin ne özelliğin var der. Köpek dile gelir ve konuşarak anlatmaya başlar; kendisinin doğumundan itibaren çok iyi bir eğitim aldığını kısa süre içinde CIA tarafından keşfedildiğini birçok operasyona katılıp başarı ile görevlerini yerine getirdiğini, yakalanmasında katkısı olan suçluluları ve anlatır durur. Adam bundan çok etkilenir ve hemen içeri girip dükkan sahibine bu kadar yetenekli bir köpeğin neden 10 USD gibi düşük bir paraya satılık olduğunu sorar. Dükkan sahibi de, müşteri adayına; efendim bu köpek çok yalan söylüyor, o size anlattıklarının hiç birisini aslında yapmadı der. Adam köpeği hemen satın alır. Köpek sahibine göre köpeğin yalan konuşması onu değersizleştiriyor. Oysa asıl konu ve değerli olan köpeğin konuşmasıdır. Lakin dükkan sahibi adam köpeğin yalan söylemesine takılı kaldığından bunun farkında değildir. Bazen fikirlerimiz, inanışlarımız, ön yargılarımız sahip olabileceğiniz yenilikçi değerlerin bozulmasına varmamıza engel olabiliyor. Öğleden önce yenilik dersimiz bitince kahvaltı yaptığımız yerde bu kez bizi sağlıklı ve beni bolluk tatmin eden bir öğle yemeği ağırlıyoruz. Sabah derslerimiz tam 09:00 da başlıyor 12:00'de öğlen arası verilen dersler biraz blok olarak geçiyor (işleniyor) bu üç saat içinde yaklaşık 15 dk bir mola veriyoruz. Son derece disiplinli bir şekilde başladı. Öğleden sonra ise konusuna son derece hakim olan Profesör Jerry Kim bize “İş Hayatında Ağ Oluşumunun Gücü”nü anlattı. İlk mahgüneş saat 16:00'da bir yetkilinin çıkışı, “J1” eğitim vizesinin amaçlanan şartlarını ve uyulması gereken kuralları aktardı. Okul sonrasında doğru yere gittik. Ders notlarımı gözden geçirip ayrı ayrı özetledim, diğer tarafta bu paylaşım günlüklerimden bazı kısa notlar aldım. Artık akşam olmuştu ve kimi kontrolleri çıktılar ben ise direk yatağa yattım ve yerel saatle gece boyunca devam etmek Türkiye mesai saatine ayak uydurabilmek için hemen uyudum. ### Columbia Günlüğü, 2.Gün, 28 Nisan URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-2-gun-28-nisan/ Last updated: 2026-07-04T17:37:28.000Z ***28 Nisan 2019, Pazar*** Sabah 02:30 da uyandık, Türkiye saati ile 9:30\. Şimdi biraz yarım kalmış işlerimizi tamamladık, internetten gazeteleri okuyup biraz da maillerimizi cevapladık. Bu arada ebebek çalışanları ile start up bir şirkette çalışmak üzerine bir anket formu hazırlamıştım, onu tamamladım. Bu anketin sonuçlarını bir makaleye dönüştürmek için anketi şirkete Pazartesi atmayı planlıyorum. Birkaç kere uyuma denemesi yapmamıza rağmen toplam 3,5 saat uyku ile güne devam ettik. Ardından son kalan maillerimizi temizleyip kahvaltıya indik. Türkiye’den gelirken yanımızda Eda’ya bir kutu börek getirmiştik. Planımız hafta sonuna kadar odadaki buzdolabında saklamak ve ona teslim etmekti. Ancak odamızda mini bar bile olmadığını görünce elimizdeki kutuyu aşağıda kahvaltı mekanının dolabında saklayıp saklayamayacağımızı sorduk. Misafir ilişkilerindeki genç arkadaş bunun üzerine odamıza portatif bir mini bar gönderdi ve sorunumuz çözülmüş oldu. Okulumuz burada kalacağımız odaları ayarlarken tek kişi kalmak isteyenlerden otelin fahiş bir fark istediğini belirtmişti, sadece bu yüzden değil aynı zamanda yalnız kalmanın can sıkıcı olacağını da düşünerek iki kişilik oda tercih etmiştik. İyi ki de öyle yapmışız zira çift kişi kalanların odası tek kişi kalanların odasından tam üç kat daha büyük. Bu sayede 14 günümüz daha konforlu geçecek gibi gözüküyor. Otelimiz çok eski bir binanın restorasyonu ile dönüştürülmüş gibi duruyor, oldukça büyük bir bina. 200 oda civarında bir kapasitesi olduğunu tahmin ediyorum. İlginç bir kahvaltı modelleri var, kahvaltı fişinizi gösterdiğinizde size kahve bardağınızın da olduğu bir tepsi veriyorlar. Buralarda kahve olmadan güne başlayamayan insanlar olduğu için fişinizi gösterdiğinizde size tepsi, kahve bardağı ve portakal suyu veriyorlar. Bunları almadan da açık büfeden yararlanabilirsiniz ancak kahve bardağı olmadan (bu arada karton bardak) kahvaltıya başlanmıyor anlayacağınız. Karnımızı bir güzel doyurup Central Park’a yürüyüşe çıktık. Girişte bisiklete binmek için Dominikli bir genç ile pazarlık yaptık, kişi başı saati 15 usd olan bisikletlerin iki tanesine bir saat için 10 USD teklif ettik. Biraz daha emek verseydik kabul edilebilirdi, kısmet başka güne diyerek yürüyüşümüzü tamamladık. Parkta okuldan arkadaşlarımızla karşılaştık, kuş cıvıltıları ve koşuşturan sincapları da unutmamamız lazım. Amerika’da bir çok mekanda bulundum lakin burası özel bir mekan. Devasa gökdelenlerin tam ortasında yer edinmiş olan yemyeşil bir cennet Central Park; irili ufaklı gölleri çeşit çeşit ağaç türlerini ve pek çok canlıyı içinde barındırıyor ve tabii sincapların buraya çok yakıştığını söyleyebilirim. ![](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/gocc88l-manzarasc4b1-1.jpg?w=825) Central Park Ardından perakende keşfi için konakladığımız yere 200 metre mesafedeki Amazon’un birkaç yıl önce satın aldığı WholeFoods isimli markete girip incelemelerde bulunarak otelimize dönüş yaptık. Bu market özellikle sağlıklı gıdalar satmayı kendisine model edinmiş bir konsepte sahip. Mesela Whole Foods Coca-Cola ve Pepsi satmıyor. Birçok organik gıdayı aynı anda alabilirsiniz. (Aşağıda böyle bir cümle var bence bundan da feragat edilebilir) Fiyat seviyesi normalden daha yüksek. Türkiye’deki Macro Center marketlere benziyor. Aklınıza gelebilecek pek çok yiyeceği açık büfeden alabiliyorsunuz. Yaklaşık 600 gramın 10 usd olduğu bir fiyatlama ile kağıt kutuların içine aldığınız, hemen tüketilmeye hazır sebzeden, basit yemeklere kadar ne alırsanız bu fiyat mantığı ile hızlı bir şekilde karnınızı doyurmak mümkün. İçinde küçük bir bar dahi var. Aslında bir e-ticaret perakendecisinin bu işi yapıyor olması başkaları tarafından garip karşılanabilir ancak biz 2003 yılında ilk 50 metrekarelik mağazamızı açtığımız günden bu yana yıllardır perakendede online ve offline yapının kardeşliğine, sinerjisine dikkat çekmeye çalışıyoruz. Markette dolaşırken bazı görevliler internetten gelmiş olan siparişlerin teslimatı için ürün topluyorlardı. Ufak bir alışveriş yaptıktan sonra ödeme için kasa noktasına geldik, numaratörlü ve üç renkten oluşan ilginç bir sıra sistemi var. Daha küçük bir alanda daha fazla kişiye hızlı şekilde hizmet edebilmek üzere tasarlanmış gözüküyor. Sonra otelimize döndük ve marketten satın aldığımız suları odamıza bıraktıktan sonra gruplar halinde Jersey Garden AVM’ye doğru yola çıktık. Sağ olsun bu eğitim seyahatimizin organizatörü Sabancı Üniversitesi her şeyi düşünmüş, dün geldiğimizde odalarımıza çıkarken bize verilen zarfların içinde 2 haftalık sınırsız şehir içi ulaşım kartı koymuşlar. Metro ve otobüs kullanarak 45 dk içinde gideceğimiz mekana ulaştık. New York metrosunun dünyanın en eski ve şehir içinde en yaygın metro istasyonlarından birisi olduğunu öğrendim. Numara ile ayrılmış birbirini kesen caddeler üzerine kurulu bu şehirde aslında çok güzel bir düzen var. Bu sayede metro kullanımı da çok verimli ve kolay hale geliyor. Metroda sürekli yenileme çalışmaları olmasına rağmen ulaşım aksaması yaşanmadan bu renovasyonu yapabiliyorlar. Şehir içindeki otobüs terminali ise çok katlı işlevsel bir dizayna sahip. Katlı olduğu için her kat ve güzergah, indirme, yolcu alma fonksiyonlarına intizamlı bir şekilde paylaştırılmış. Harem otobüs terminalinin katlı bir şekilde Kozyatağı’nda olduğunu ve trafiği aksatmayacak bir dağılımı olduğunu hayal ederek bunu anlatmak daha kolay olabilir. Şehirler arası otobüs taşımacılığı Amerika’da yaygın bir şekilde kullanılabiliyor. Ancak otobüslerde orta kapı diye bir bölüm yok, ayrıca biletlerde koltuk numarası da bulunmuyor. Ayrıca gözlemlediğim kadarı ile kısa mesafe sayılabilecek güzergahlarda (30 -90 dakika) gidiş dönüş bilet aldığınızda biletinizde dönüş saati diye bir ibare de bulunmuyor. Dönüş saatlerinde sırada bulunan kişiler otobüsü doldurduğunda otobüs hareket ediyor. Ancak otobüs dolmasa da kalkış saatinde yine otobüs kalkıyor. Biz bunları anlatana kadar otobüsümüz Jersey Garden’a ulaştı. Daha önceden buraya 4-5 kez gelmiş birisi olarak akşama kadar bazı arkadaşlarımıza mihmandarlık yaptık. Malum bizim Türk’lerde para bitmez, herkes önce bavul sonra ise içini dolduracak kadar bir şeyler aldı. Ben de klasik kravat takviyesi yaptım kendime. Öğlenden sonra karnımızı vejeteryan gıdalar ile doyurduk. Yurt dışına çıktığımda Yahudi cemaatinin Koşer sertifikası veya müslümanların Helal sertifikası bulunmayan gıdaları tercih etmememiz nedeniyle seçimlerimi balık ve sebze üzerine yapmaya özen gösteririm. AVM’de herkes alışveriş sevdası ile dolaşırken biz ise bir nevi perakende safari turu yaptık. Arkadaşlarımız ürünlerle ilgilenirken biz raf sistemleri, ürün dizaynları, farklı kampanya ve promosyon seçenekleri, sergileme şekilleri gibi detayları not etmeye ve fotoğraf çekmeye çalıştık. Birkaç tane Türk markası dahi vardı AVM’de. Dönüş vakti gelmişti, akşam üzeri durakta otobüs beklerken sıra tam önümüzdeki gruba geldi ve otobüs doldu ancak önümüzdeki grup 7 kişiydi biz ise 4 kişiydik, ancak otobüste sadece 4 koltuk boş yer kalmış. Grup ayrı binmeyi kabul etmeyince sıra bize geldi ve otobüs bizi alıp onları bir sonraki saate bıraktı. Sanırım buna kısmet deniyor. Akşam otele gelip biraz dinlendikten sonra oda arkadaşım diğer öğrencilerden bazıları ile yemeğe çıktı ben ise Türkiye’den tanıdığım bir aile dostumuz ile buluştum. Kendisi ile Starbucks’ta 2 saat sohbet ettik. İlginçtir yanımıza oturan birisi çaktırmadan onun resmini çizdi sonra biz de sorduk ve çizdiği resmin fotoğrafını çektik. Bunu niye yaptığını anlamadık, zira para beklentisi olan birisi değildi, sanırım ileri yaşa geldiği için canı sıkılan ve bu şekilde vakit geçiren birisiydi. Starbucks bizi saat 22:00 de dışarı davet etti ve bu kez caddeye dizilmiş en az 20 tane spor arabanın showuna şahit olduk. Ardından otele döndüm ve odama çıkıp 23:00 da uykuya daldım. ### Columbia Günlüğü, 1.Gün, 27 Nisan URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugu-1-gun-27-nisan-istanbul/ Last updated: 2026-07-04T17:37:27.000Z ***27 Nisan 2019, İstanbul*** Sabah 05:40'da gelmem, günün rutinlerini tamamlayıp çekirdek aile kahvaltısı saklandıktan sonra bavulumu hazırladım. 14 günlük uzun bir süreç ortaya çıkıyor olsa da, seyahatlerde panik yapmaya hazır olan birisi olarak evden çıkmadan sadece 2 saat önce bavulumu hazırladım. Uzun bir sürecin başlayacağı aylar öncesinden bilsem de bu bende bir panik hali oluşturulmuyor. Gittiğimde de uzun bir süreçte çıkacağım aylar öncesinden bilsem tde bunu da eksiklerim eksikleri bir şey olmadı. Daha sonra genel olarak onun sabah olayları gibi mihmandarlıklarını üstlendiğim arkadaşlarının bana gönderdikleri günlükleri okudular. İçlerinden iki tanesi normal günlüklerinden ayrı ayrı okudukları kitapların özetlerini paylaşmışlardı. Ben de onları okuyarak güne başladık. Kitaplardan birisi Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan John Steinbeck'in “Fareler ve insanlar” adlı eseriydi. Diğer kitabı ise Elon Musk idi. Özetleyen bilgilerin oluşturduğu itinalı cümleler sayesinde kitaplar okumuş kadar oldum. Hatta hemen bu özetleri okumanın faydalı bir şekilde artması kişilerle paylaşılıyor. İkinci kitapta iyileştirme bir konu anında bilgilendirmemi arttırdı. Elon Musk sıra dışı bir adam. Ben onu uzaktan izlediğimde Amerika'nın daha büyük dağılımı, ona dağılımı dışında, onun de farklı bir özelliği olduğunu düşünürdüm. Bu özet sayesinde aslında daha önceden yayınlanmış bu özetlenmiş cümle ile kafadan ayrılan arasındaki fark tahmin edildi. Elon Musk'ın çok kitabı okuduğunda çizilir lakin eğitimin çok aşamalarında depoun kütüphanesindeki kitapları bitirip komşu okul kütüphanelerine kitap okuduğunuzu görmek olağandışı bir adamın açık hale getirilmesi önemli bir fark olsa gerek. Bu bölümü aktardığım bazı kardeşler bunu abartılmış bir tanımlama olarak bulsalar da ben bir insanın sıradan bir yükünün yüzde biri dahi okumuş olması ile birlikte böyle bir bilgiyi hak edebileceğini düşünüyorum. Benim çevremde kitap okuyanlar var hatta kitap okumaları için zorladığım birçok genç arkadaşımız var lakin genç yaşta bu tanımlamalardaki kadar çok kitabı önemseyen arkadaşım bulunmuyor. Şimdi ortaokulda olmak ve bu konuda birimimin artması için biraz baskı almak istediğimi fark ediyorum. Bu nedenle hemen Oğlum ve Kızım ile bu özetleri paylaştım. Efe henüz 12 yaşında ve belki bunda bir etki bırakabilir. Bu çağda insanların dijital dünyalarının içinde kitap okumak ne kadar zamanları var ya da parlaklıklarının ne kadarını buna verirler bunu ertelemek çok kolay değil. Ancak etkimiz daha fazla insana daha fazla kitap okuma konusunda özendirici çabalar onların sonsuza dek çabalamasını fena durumda göstermeyebilir. Bunun üzerine şirket arabasını bırakıyor ve yolculukları arkadaşımızı alarak havadan yola çıkmak için evden ayrılıyor. Şirkete gelince Efe'ye 20 ye yakın küçük kitap teslim ettiniz. Bakalım döndüğümde ne kadar okunmuş olacak. Bostancı ofisten ayrıldıktan 50 dakika sonra hava kontuarlarının önündeydik. Her ne kadar uzak bir yol olsa da yapılan geniş bağlantıların dağıtımı için uygun zamanda ulaşım uygun görünüyor. Bu büyük yapının gelirken dünyanın sayılı havalanlarından birisi olmasına rağmen övünebilmesinin dahi yıpranacağı bir ruh halinde düşünme geldi. Sonra bir an için düşündüm, biz bu havayı neden bu kadar büyük inceledik? Büyüklük ödülü mü vereceklerdi bize? Aslında çok basit bir cevaptı ancak inşaat başladığından bu yana hep büyüklüğün ön plana çıktığı için öncelikle hep yoğunluğun konuşulduğu konuşma geldi. Tabii ki bölge coğrafyasının önemli bir transfer merkezi olması ve benzeri birçok madde de konuşuldu, lakin inşaat bitmesine yakın büyüklükte ve içinde çok yol yürümemesi şikayetlerinden başka bir şey duymaz oldu. Oysa dünyanın büyük ve önemli havalimanlarının yapısı içinde uzun yürüyüşler yapılmak zorunda olmanız bu olayın zaten devam etmesidir. Türkiye'de ömründe uçağa binmemiş ya da iç hatlar dışında havalanını kullanmamış insanları bu konuda yorum yapmadan önce hangi veri ile konuşmadıklarını düşünmemiz gerekir. Hatta dış hatlarda uçuş yapmış ancak Dubai, New York, Londra, Frankfurt, Paris, Singapur havaalanlarının birisini daha önce kullanmamış bir kişinin mukayese yapması mümkün da olmayacaktır. Ancak göz ardı ettiğimiz bir şey var, biz bu zahmete neden katlanıyoruz? Bazımızın Atatürk havalimanı da açık kalması gerektiğini söylüyor transit yolcu bağlantılarının nasıl bir sinerjiye girdiğinin ve bu sinerjinin sadece tek uçuş ile yakalanabileceği gerçeğini gözlüyor. Kimimiz isme takmış durumda neden çalışıyorların ismi Atatürk olmuyor diye hayıflanıyor. Oysa kayıtlarda SAP benzeri ERP sistemleri kuranlar bilirler ki siz bir mağazayı taşısanız bile aynı anda ikisine de aynı ismi veremezsiniz veya işler birbirine karışır. fazlası burada bir de hava uçuş konforu gibi önemli bir başka konu daha var. Oysa bu güne kadar bunu yazarken dahi sanki siyasi otoriteyi savunma algısı anlaşılabilir diye endişe taşıyorum. Ne garip bir endişe değil mi? Toplumumuzda oluşan olumsuzluklardan beslenmeyi o kadar ilerlemiş sonuçta ki ister istemez bu düşünce geliyor. Ancak bu olumsuzluklardan beslenme algısını değiştirmek adına kendi sorumluluklarımı da söylemiyorum. Neyse ben bu büyüklüğe ve belki ek zahmete neden katlandığımızı kendime ilan ediyorum. Medarı iftiharımız THY'nin dünyanın en önemli tipinden belki de en önemlisi olması çabasına bu ek zahmetlere katlanmamız için araştırma yapmamız. Zira bu büyük anlaşmanın asıl yapılma nedenlerinden bir parça Türk Hava Yolları'na dünya çapındaki şirketlerde rekabet avantajı oluşturmak değil mi? Eleştirirken bunu atlıyor olabilir mi? İşte bu şeylerin en az manevi olarak desteklenmesi gerekiyor elbette. Tüm bunları değiştirirken otoparka arabamızı park edip içeri kolayca girmiştik bile. Evet dinlenme mesafeleri uzundu ancak aşırı derecede ek personel konulmuş ve işler kolaylaştırılmaya çalışılmıştı. Daha sonra gümrüklü sahaya girmeden THY'nin dinlenme salonu bölümüne girdik. Oradaki özen ve misafirperverlik göz kamaştırıcı ve gurur vericiydi. İçerisindeki insanların büyük ölçüde yabancı olması beni ayrıca mutlu etti. Bu büyük yatırımın sadece birkaç yıl içinde önemli ölçüde fayda sağlamasına olan inancım arttı. Sonrasında ise uçağa binip yerimizi aldık. THY'nin her zamanki misafirperverliği ile büyük bir türbülansla karşılaştığımız 10 saatlik bir yolculuktaydık. İnternet bağlantımızın olması sayesinde gazeteleri takip etmek, maçları görmek kolay vakit geçirmemize vesile oldu. Bu gün pazartesi günü gireceğimiz derslerin vaka dosyalarına göz gezdirme fırsatımız oldu. Vakalardan birisi 2000'li yılların başında Kanada'da faaliyet gösteren bir firma evlerdeki evcil hayvan sigortası sektörü Amerika'ya gitmek istemesi ile ilgiliydi. Proje özetinde o yıllarda Norveç'te evcil hayvanların % 49'unun özel sigortaya sahip olması ilginç bir bilgi geldi bana. Havaalanında bir arkadaşımızın pasaportundan polisinden geçememiş olmasından dolayı gecikme yaşandı ve onu bölgedeki yerel saatle 21:00 civarında sürdürdük. Yerleştikten sonra biraz biçimlendirilmek üzere daldık. ### Columbia Günlüğüm Hakkında URL: https://halilerdogmus.com/columbia-gunlugum-hakkinda/ Last updated: 2026-07-04T17:37:27.000Z 50 yaşına merdiven dayamış bir genç olarak Sabancı Üniversitesi’nde geçen yıl Executive MBA program ile tezsiz yüksek lisans yapmaya başladık. Bu programın bir parçası olarak bu gün 2 haftalık ders programına dahil olmak için Newyork’a Columbia Üniversitesi’ne doğru yola çıktık. Yola çıkarken bu 14 günü elimizden geldiğince iyi anlatabilmek adına, öğrendiğimiz ya da daha derin farkına vardığımız her şeyi konsantre bir şekilde bu günlükte tutmaya karar verdim. Hamd olsun yoğun bir eğitim temposunun içinde, ülkemizden ayrılırken geride bıraktığımız birçok sorumluluktan da sorumlu olmaya devam edeceğimiz bir bilinç seviyemiz var. Daha az uyuyarak bu 14 günü ilham aldığımız özetlere dönüştürmeye gayret edeceğim. Ancak şunu fark ettim ki insanın iş hayatının bir döneminde alınan bu tür eğitimler sadece değişim ve gelişim gereksinimi duyan insanlar için faydalı olabilir. Bu yüzden bu tür eğitimlere şirketlerin maddi katkı desteğinin dışında zorlama bir desteği olmasının efektif olmayacağına inanıyorum. Yani şirketin zorlaması ile bir eğitime katılan insan ile kendisi talep ettiği, arayışının ve emeğinin sonucu olarak bu eğitimlere gelen kişilerin gün sonundaki kazanımları şüphesiz farklı olacaktır. Bu günlüğün derslerle ilgili kısımlarında yazılanlar okuyanların yenice duydukları bilgiler olmayabilir. Ancak gelişim ihtiyacındaki kişilerin değişim bakış açısı ve bilinciyle okuduklarından ilham alabileceklerine ve birçok konuda farkındalıklarının artacağına eminim. Bu 14 günü iki farklı bölüm şeklinde yazdım. Birinci bölüm sadece gün içinde yaşadıklarımın özeti. Bu kısmı kendi sitemde yayınlıyorum. Columbia Üniversitesi’nin telif hakkı olabileceği düşüncesi ile derslerin özetlerini ikinci bölüm olarak sadece kendi özelimde saklıyor olmak durumundayım. ![Columbia University](https://halilerdogmus.mco.com.tr/wp-content/uploads/2019/05/img_20190429_080735-1.jpg?w=768) Önümüzdeki 2 hafta boyunda derslerimizi işleyeceğimiz salon ### Olumluya Yorma Kültürümüz URL: https://halilerdogmus.com/1022/ Last updated: 2026-07-04T17:37:26.000Z Sevgili Dostlarım; Bu yazımda bir konu üzerine derlediğim önemli iki kelimenin anlamını paylaşmak istiyorum. Bizlerden daha fazlasını biliyor ya da hayatınızda uyguluyor olabilirsiniz, ancak öyle olsa bile bir kez daha farkındalığımızın artmasında yarar var. Bazen bu önemli ayrıntı dikkatimizden kaçabiliyor ve kendimizi yeni hatalar zincirinin içinde bulabiliyoruz hatta bir bakmışız kör kuyunun içindeyiz ve buradan çıkmakta güçlük çekiyoruz. Günümüz dünyasında fark etmesekte bizleri olumsuz düşünceye sevk eden bir çok yönlendirmeye maruz kalıyoruz. Bu bazen evimizde, bazen iş yerimizde, bazen okulumuzda, bazen ülkemizde yaşanan bir durum ile ilgili olabiliyor. Etrafımızda bir dünya olumsuz düşünceye sahip insan olunca bizim düşünce yapımızda da eksen kayması olabiliyor. Görmediğimiz, bire bir şahit olmadığımız nice olayda insanları suçlayabiliyor, sorumlu tutabiliyoruz. Bu konuda yakın çevremizde destekçilerde olduğunda her şeyden emin olduğumuzu ZANnedebiliyoruz. Lafı uzatmayalım, Konumuz HüsnüZAN ve SuiZAN. Her ne kadar bu iki kelimeyi anlatacak ilime sahip değiliz ancak dilimiz döndüğünce derlediklerimizi aktarmak istedim; HüsnüZAN Zan, *“sanmak, tahmin etmek”* mânâsına geliyor. Hüsnüzan, *“kesin hüküm bulunmayan bir şeyi iyiye yorumlamak, iyiye de kötüye de yorumlanabilecek bir işe, güzel yönünden bakmak”* diye anlatılıyor. Bir olayda kesinlik varsa, orada zaten zanna yer olmadığı açıktır. Yani bir insan alenen evrensel olarak yanlış bir şeyi savunuyorsa, burada elbetteki zan söz konusu olamaz ve o adamın yanlış düşündüğüne hükmedebiliriz. Ama aslında iyi bir insan olduğunu bildiğiniz bir kişinin ağzından kötü bir şey çıktığından, ona hemen YANLIŞ insan damgası vurmak yerine, hüsnüzan yolunu tutmak ve o sözü kötülüğünden değil, cehaletinden söylediğini düşünmek tedbir ve yapılması en uygun olanıdır diye düşünebiliriz. Bir diğer açıdan eğer bizler çevremizdeki herkesi kendimizden üstün bilirsek, onlara üstün oldukları ya da onlara daha üstün olabilecekleri gözüyle bakarsak hüsnüzanda bulunmuş oluruz. Aynı şekilde karşılaştığımız bize olumsuz gibi gözüken durumlarda dahi bunun olumlu bir tarafı olabileceği zannıyla yaklaşmak ta hüsnüzandır. Kısaca insan olarak irademizi bu yönde kullanmaya bakış açımızı olumlu yönde geliştirmeye gayret etmek önemlidir. Aynı yaklaşımla aranızdan birebir konuşmalarımızda daha önce aktardığımız bir yaklaşımımızı hatırlatmak isterim. Bana göre kısmet vardır lakin kısmetsizlik yoktur. Zira kismet bir sonuçtur. Bu bakış açısıyla eksi 50 de bir kısmettir, artı 50 de kısmettir. Kısaca, “Kaderin her şeyi güzeldir.” Yaklaşımını kendimize istikamet alabiliriz. Şu an maruz kalmış olabileceğimiz bütün sıkıntılarda, daima kaderin adaletini ve gizli güzelliklerini arayabilmek bizleri daha mutlu ve huzurlu yapacaktır diye inanıyorum. Gelelim diğer başlığımıza; Suizan Açıklamalarda Suizan için; "bir kimse veya yaptığı iş hakkında olumsuz, kötü düşünme, olumsuz, kötü zannetmedir. Suizan, birinin kötü bir iş yaptığını zannetmektir" yazıyor. Kalbe gelen kötü düşünce, o hâliyle suizan olmaz. Kalbin o tarafa kayması suizan olur. Mesela birinde bir kalem görünce, (acaba bu kalemi çalmış olabilir mi) diye sadece düşünmek suizan olmaz. Ama (çalmıştır) diye zannetmek suizan olur. İnternette bulduğum bir hikaye ile bu konuyu biraz daha kolay açıklayabiliriz: Dağ evinde, kocası yeni ölmüş tek başına yaşayan hamile bir kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu bir gelinciği evinde beslemeye başlar. Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmaz. Evcil bir hayvan haline gelir. Bir süre sonra kadının çocuğu doğar. Gelincik zarar vermesin diye çok dikkat eder. Bir gün birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak zorunda kalır. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardır. Aradan biraz zaman geçer ve anne eve koşarak gelir. Gelinciği kanlı ağzındaki kanları yalarken görür. Anne çıldırmışçasına gelinciğe saldırır, hemen öldürür. O sırada içerden bebeğin ağlaması duyulur. Anne odaya girer. Odada beşiğin içindeki bebeğin yanında duran parçalanmış bir yılanı görür. Suizannını gerçek gibi başkasına söylemek de, yani olduğuna direk şahit olmadığımız konularda söz taşımak daha da kötü sonuçlara yol açabilir. İnsan ve öncelikle daha iyi bir insan olma yolunda ki bir kişi, her ne şart altında olursa olsun su-i zandan kaçınmalıdır. Çünkü kötü niyetli olarak kişileri ve olayları yorumlayan kişi, kötü bir kapıdan girmiş olur. Bu kapıdan sonra karşısına çıkacak her yol da kötü olabilir. Sadece gördüklerine göre yorum yapmak yaşananları tam anlamıyla kavramaya yardım etmez. Bir yönünü eksik bırakacaktır. İnsanların niyetlerini okumaya çalışmak, davranışlarının ardındaki sebepleri tahmin etmek ve onlar üzerinden bir fikir yürütmek, yaşananları eksik yorumlaya ve yanlış kararlar almaya neden olabileceği gibi bu şekilde aldığımız kararlar, kararın taraflarında vicdani bir boşluğa sebep olabilir. Okuduğum kaynaklarda, insanlar ve özellikle yöneticiler, sosyal, iş ve yakın çevresindeki insanlara, astlarına ve üstlerine karşı su-i zandan kaçınmalıdır diye tavsiye ediliyor. Böyle bir duruma düşme tehlikesinden ve hatalı sonuçlar alma riskinden ise, hüsnüzan beslenmeli, bu davranışın ardında iyi sebepler ve gayretler olabileceği düşünülmelidir. Bununla birlikte her insan çevresine hüsnüzan ile bakmak konusunda yardımcı ve yönlendirici olmalı, iyi niyetli ve güzel bir bakış açısı kazanmak ve kazandırmak için birbirleri desteklemelidir. Bu sayede çevremizdeki tüm sorunların üstesinden daha kolay geleceğimize inanıyorum. Son olarak bunu bir çoğumuzun zincir maillerde daha önce okumuş olabileceği şu hikayeyi suizan’nı anlatmak için kullanabiliriz. “Bir baba iki kızı ile birlikte metroya biner, kızlar metronun içinde koşmaya ve oynamaya başlarlar. Tabii ister istemez seste oluştur. Etraftakiler babaya bir şey diyecek mi diyye bakarlar. Aynı zamanda hafifden homurdanmalar da yükselmektedir. Adamın kayıtsızlığı karşısında diğer yolcular sinirlenmişlerdir. Baba ise sanki boş boş kızlarına bakmaktadır. En sonunda bir kadın yavaşça sokulur ve adama “beyefendi neden kızlarınızı susturmuyorsunuz diye” sorar. Adam ise, az önce annelerinin öldüğü haberini aldım, şimdi hastaneye gidiyoruz, bunu onlara nasıl söyleyeceğimi düşünüyorum der”. Kimsenin yaşadıklarını, duygularını, düşüncelerini ve sıkıntılarını bir tek davranışına bakarak anlamak mümkün değildir. Gerçekten onu anlamak için samimiyetle dinlemeli, arkadaş olunmalı, gerçekten hatalı bir şey varsa düzeltmek için samimiyetle hareket etmek gereklidir. Güzel günlere merhaba diyebilmek umuduyla sağlıcakla kalın. ### Bardağın Dolu Yarısı URL: https://halilerdogmus.com/bardagin-dolu-yarisi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:26.000Z Şüphesiz hiçbirimiz mükemmel değiliz hatta kendimiz ile ilgili bir değerlendirmede çoğumuz kendimizin kusursuz olmadığımızı sözde itiraf ederiz. Her şeyi bilmediğimizi ve daha öğreneceğimiz çok şey olduğunu da söyleriz. Ancak diğer taraftan bu söylemlerimizde kendi samimiyetimizi sorgulamadan özellikle hoşnut olmadığımız insanları ağır şekilde yargılamak üzerine bilinçli ya da bilinçsizce konuşur dururuz. Bir de bu insanlar yanımızda değillerse, uzaktaysa hatta bizim yorumlarımızı duyma ihtimalleri de pek yoksa eleştiri cümlelerinde kantarın topuzunun biraz kaçması da muhtemel. Hele hele konu siyasetçiler ise o zaman zaten atış serbest. Cümlelerimiz “ben şunu sevmiyorum”, “bundan nefret ediyorum” diye başladığında ise bilinç altımızda tamiri pek mümkün olmayan hasarların farkındalığı için bu yazıyı yazmaya karar verdim. Aile, arkadaş, iş, toplumsal ve hatta uluslararası çevrede buna dikkat etmediğimizde kendimizi insanlardan uzaklaştırdığımızın farkındamıyız acaba? Kimse kimseyi sevmek zorunda değildir. Sanırım bu temel gerçekte uzlaşabiliriz. Lakin bir de sevmediğimizi düşündüğümüz insanlar varsa bunlar için filancayı sevmiyorum, falanca insandan haz etmiyorum demek durumunda da olmamalıyız. Bunları dile getirdiğimizde o çevre içindeki sorumluluklarımızı zedelediğimizin farkına varmalıyız. Aile içinde de olsa, iş çevresinde de olsa, toplumsal cevrede de olsa hatta uluslararası çevrede de olsa bu tür olumsuz düşünceler aslında bahsettiğimiz kişi ve kurumları itibarsızlaştırma sonucunu doğuruyor. Peki bu kime fayda sağlıyor? Ailenizde birisini küçük görüyorsunuz, davranışlarından hoşlanmıyorsunuz, üstelik bir de söylemiyorsunuz. Ancak arkasından ileri geri konuşuyorsunuz. Aile içi kaynaşmaya faydamı üretiyorsunuz bunu düşündünüz mü? İş ortamında haz etmedikleriniz olduğunu düşünüyorsunuz bunu illa kelimelere dökmek zorunda mısınız? Bu hali ile nasıl daha kaynaşmış bir ekip olabileceğinizi düşünüyorsunuz? Ben profesyonelim, hem sevmediğimi söyler hem de çok mükemmel kaynaşırım demek mümkün mü? Keza siyaset çevresindeki söylemlere bir bakarmısınız? Acaba toplum onlardan mı örnek alıyor? Peki bu davranışları gösterenler kendileri iyi ile kötünün farkını ayıramadıklarını mı itiraf ediyorlar? Tüm bunları yazarken ilişkide olduğum insanları düşündüm. Sevmemek ana amaç olduğunda hepimiz birbirimizin o kadar fazla olumsuz yanını sıralayabiliriz ki, bu çok ürkütücü geldi bana. Sonrasında ise bir saptamam daha oldu. Başkalarını fütursuzca eleştiren, büyük bir cesaret ile sevgisizliği haykıranlar genelde işleri, mevkileri ve güçleri olan insanlar. Peki bu insanlar bir gün bu mevkilerini, güçlerini kaybedebileceklerini hiç düşünmezler mi? Ya da hiç ummadığımız insanların hayatımıza bir şekilde katkılarının olabileceğini hiç akıllarına getirmezler mi? Üstelik belirli bir mevkiye çıktıktan sonra, Allah korusun bir geri gidişte, işimizi ve mevkimizi kaybedince herkese ihtiyacımız olabileceği ön görülmez mi, düşünülmez mi? Sanırım büyüdüğümüz aile çevresi ve geliştiğimiz çevre bu süreçte bizi çok etkiliyor. Kendimiz kabul etmesek te kibir ve egomuz biz büyüdükçe bizimle birlikte büyüyorsa bu büyük bir tehlike. Kibir ve egomuz bizden daha fazla büyüyorsa bu daha da büyük tehlike. İşte başkalarını beğenmeme ve sevmeme durumu en çok ta bu iki illet huy yüzünden oluyor diye düşünüyorum. Bu süreçte bizim içinde bulunduğumuz organizasyonlara da büyük sorumluluk düşüyor. Kurumlarımız büyürken mütevaziliklerini kaybediyorlarsa içeride çalışan arkadaşlarımız da istemeden de olsa kuruma ayak uydurabilirler. Bu yüzden başarılması biraz zor olsa da organizasyonumuz büyüdükçe fabrika ayarlarımızı hatırlayıp mütevaziliğimizi kaybetmemeyi unutmazsak, tüm çalışanlarımızın da çevrelerini beğenmeme, sevmeme duygularını da biraz kontrol altına almalarına destek olabiliriz. Kısaca; hedef kabul ettiğimiz muasır medeniyetlerin önüne geçeceksek insanların sevmediğimiz ya da eksik gördüğümüz yanlarına odaklanmak yerine kabul edebildiğimiz, sevdiğimiz, sevebileceğimiz yönleri ile bir arada olmaya ve bu yanları ile birliktelik kurup buradan bir sinerji, bir fayda üretmeye çalışmak çok daha doğru olur kanaatindeyim. Kendi bardağımızın boş tarafı ile çevremizdeki insanların bardaklarının dolu tarafları ile ilgilenelim… Sevgi ve Saygılarımla ### Genç Arkadaşlarımızın CV'lerindeki Sorumluluğumuz URL: https://halilerdogmus.com/genc-arkadaslarimizin-cvlerindeki-sorumlulugumuz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:25.000Z İşveren cephesinde iş başvuruları incelenirken son yıllarda çok moda bir tespit ve rahatsızlıklar var. Genç arkadaşların CV'lerine bakıyoruz ve çok sık iş değiştirmelerinden dolayı onları eleştiriyoruz. Hiçbir yerde dikiş tutturamamış ya da iş yapmıyorlar damgasını vuruyoruz, kendimize göre kök neden olarak ta onların uyumsuzluklarını, sabırsızlıklarını, üniversiteyi bitirir bitirmez, yüksek mevkilerde gördüklerini gösteriyoruz. Sonra içinden çıkmak için çok kolay bir savunma cümlemiz daha var; “bu yeni kuşaklar böyle işte”, “Y kuşağı bunlar” vs. Peki neden çuvaldızı başkasına batırılırken kendimize iğneyi bile batırmak aklımıza gelmiyor. Öncelikle iletişimi kesiyoruz ve internet üzerinde tüm dünya artık tek bir coğrafya düşünüyoruz. ***Şu anki sektör şartları ile insanoğlu beklentilerine birlikte onarım şirketlerimizi çalışan bakış açısıyla yeni çağın beklentilerine uygun ve tatminkar bir ürün getirebildik mi?*** ***Acaba bunların sunduğumuz iş imkanlarının ötesinde ay sonunda alacakları maaşı bir kısmını ayırdığımızda onlara değerli hissettirecek adımlar atıyor muyuz?*** ***İşe başlarken iş teklifi yaparken net görev tanımlarının belli olduğu bildirimlerde bulunup, neler beklediğimizi doğru anlatabiliyor muyuz?*** ***İş görüşmesinde çalışma programlarımızı mı yoksa kendi hayalimizde ki şirketimizi mi anlatıyoruz?*** Bu liste biraz daha uzayabilir. Belki bizlerin zamanında hatta bizden çok daha önceki iş dünyasında durum biraz farklıydı. Daha az iş alternatifi vardı, iş paketi daha az ve net, insanların bir şirkette işe başlaması aynı şirkette emeklilik olması takdir edilecek bir durumdu. Oysa biz yöneticilerin şirketleri, çalışma faaliyetlerini yeni neslin beklentilerini karşılayabilecek şekilde getirememişsek, üzerine işe başlarken şirketimizi doğru anlatmamışsak, yıllar önce Prof Dr Sabahttin Zaim hocamızdan öğrendiğimiz “emeğin seyyaliyeti” son derece doğal bir sonuç olmaz mı? Bir başka boyuta daha bakalım, şirket çalışma ortamı çok az değil, ofisiniz küçük ve mahalle arasında bir apartman dairesinde ayrılırsınız, arkadaşlar ise lüks bir plazada çalışıyor. Ancak arkadaşlarınız işlerinden memnun değil siz fiziki şartlarınızın diğer tarafa göre biraz kötü olmasına rağmen çok mutlusunuz? Nasıl mı? Tabiki'ye bağlı rekabet yönetiminiz sayesinde. Bunca yıllık iş hayatından bunu öğrendim; çalışanların iş ortamlarını keyifli ve yaşanabilir hale getirenler öncelikle fiziki ortamlar değil, insani davranışlardır. Eğer biz iş yerlerinde çalışanlarımız değerli hissettirmiyorsa doğal olarak bir sonuç olarak “emek” kendisini daha değerli görebilir umduğu bir başka yer var arayışına sokacaktır. Çalışan devir belirtileri ve genç bağlantılarının CV'lerinde sık iş değiştirme konusuna bizim bağlantımızın etkisi burada başlıyor ve biz güçlendiricilere büyük iş düşüyor. Nasıl ki turistik, iyi bir deneyim yaşadığı satış noktalarını tercih ediyorsa, çalışanda değerli sevilen mutlu ve huzurlu bir deneyim yaşadığı iş yerlerini tercih edecek. Dolayısıyla şahsi görüşlerinde, çok fazla iş değiştirmelerinin bir nedeni de bizlerin onlara yeterli yardımın sağlanamamasıdır. Şirketlerimiz de üst kademe oranlarımızı bu konuda biraz bilinçlendirmeye çalışmalıyız. Her bireyin parçalarını ayırmaktan sorumluyuz. Çalışanların birikimlerinin iş yerinde uyumlu hale getirilmesine bizlerin sorumluluğu ve sorumluluğu olmalıdır. Şu an bunun farkında olmaya başlama bile ilk adım için çok önemli bir gelişme olacaktır. ### B.O.R - Ben Oldum Rahatlığı URL: https://halilerdogmus.com/b-o-r-ben-oldum-rahatligi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:25.000Z Sosyal yaşantımızda, iş hayatımızda ya da siyasette her gün ortaya çıkan gizli bir tehlikeyi farklı açılardan bir kez daha dile getirmenin yararlı olacağına inanıyorum. “Ben Oldum Rahatlığı” bulunduğu konumlara ve süreçlere, en başından ya da farklı zamanlarda girmiş herkes için zaman içinde büyük bir zaaf olabiliyor. Belki sizlerde zaman zaman bu duruma düşen insanlar için “metal yorgunluğu mu var” diye söylenilmeye başlandığını duyuyorsunuzdur. Oysa insanlar maden değildir ki yorgunlukları metale benzesin. Ancak bu süreci anlatmak için ironik bir tanım olarak metal yorgunluğu tabiri kullanınca bizde maden yaklaşımı ile örtüşmesi için bu anlatıma “BOR” diyelim izninizle. Ulaştığı noktayı en üst seviye olarak gören, zaten yapılacak başka bir şey kalmadığını düşünen veya daha da kötüsü BOR içine girdiğinin farkında olmayan insan, farkında olmadan öğrenme sürecini kendisi için sonlandırmış oluyor. Oysa tecrübe ve olgunluk dahi yenilenmeye, güncellenmeye mahkum kavramlar. Olaylara, insanlara ve yaptığı çalışmalara bir öğrenme kaygısı, bir gelişim fırsatı ya da bir tecrübe edinme imkanı olarak bakamayan insan o noktadan itibaren farkında olmadan gerilemeye başlıyor. Çünkü “öğrenmek” dediğimiz şey oldukça nankör olabiliyor. Yeni şeyler öğrenmemeye başladığımızda, önceki öğrendiklerinizi de unutmaya ve bazen onların artık güncel olmadığı gerçeği ile karşılaşmaya mahkum olabiliyoruz. Üstelik rütbe ve sorumluluklarımız yükseldikçe makamlarımız bizim kaliteli ve objektif geri bildirimler almamıza ve yeni şeyler öğrenmemizin önüne geçebiliyor, astlarımız bizlere geri bildirim vermekte tutuk ve endişeli yaklaşabiliyorlar. Sonrasında ise bir rehavet ile karışık BEN OLDUM RAHATLIĞI başlayabiliyor. *BOR nerelerde görülebilir, bunu analiz etmekle başlayalım;* - Bulunduğunuz organizasyon dünyanın gelişim ve rekabet hızına paralel ya da ortalamadan daha hızlı gidiyorsa ve sizin yetkinlikleriniz, özveriniz, gayretleriniz ve en önemlisi tecrübeleriniz organizasyonun gerisindeyse sizin bulunduğunuz ortama yetişebilmek için daha fazla efor sarf etmeniz beklenir. Aksi takdirde zaman içine geri kalır ve dışlanabilirsiniz ya da kendinizi daha alt seviyede bir organizasyonda bulur ve ancak o zaman rahat edersiniz. - Bulunduğunuz organizasyon dünyanın gelişim ve rekabet hızından geride gidiyorsa ve sizin de yetkinlikleriniz, özveriniz, gayretleriniz ve en önemlisi tecrübeleriniz organizasyonun gerisindeyse bile bulunduğunuz ortama uyum sağlamakta güçlük çekmezsiniz. Zaten iki tarafında modası geçiyordur. Ancak siz kendinizi böyle bir organizasyondan daha hızlı geliştirir ve ilerlemelere liderlik ederseniz hem kendinizi hem de organizasyonu ileri taşıyabilirsiniz. Eğer organizasyon size yetişemiyorsa bu kez kendinizi yine başka bir yapıda bulabilirsiniz ancak bu kez yeni yapı bir üst kalitede ve daha gelişmiş bir organizasyon olacaktır. Bu değerlendirmeleri cebimize koyalım ve birkaç satır park edelim. Hangi tür organizasyonda yer aldığımızdan bağımsız olarak, her an kendimizi geliştirmek durumunda olduğumuzu unutmamalıyız. **B**en **O**ldum **R**ahatlığına düşmek, öncelikle kendimize sonrasında ise içinde bulunduğumuz iş ve sosyal çevremize zarar verebilir. Muhtemelen bunu bir şey olup bittikten sonra, zarar meydana geldikten sonra anlayabiliriz. Çünkü, bu süreçte eleştiri, değerlendirme ve gelişim fırsatlarını kendisi için kapatan insan, çevresinden aldığı geri bildirimleri görmediği gibi davranışlarını düzeltmekle ilgili bir aksiyon alma gerekliliğini fark edemeyebilir. Kendi geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak bu sürece düşmemek ya da düştü isek çıkmak için deneyebileceğimiz bir kaç öneri paylaşmak faydalı olabilir.. - Hiçbir zaman ben biliyorum ya da ben oldum dememek. "Biliyorum", "oldum" dediğimiz anda, tüm gelişim imkanlarını sıfırlayacağımızın farkına varmak, - Dinleyici tarafımızı daha fazla güçlendirmek için bilinçli ve düzenli egzersizler yapmak, - Öğrenme sürecini devam ettirmek, tüm bakış açımızı öğrenmek ve gelişmek üzerine kurgulamak, herkesten, her şeyden öğrenecek bir şeyler olduğuna inanmak ve kendimizi bu yönde geliştirmek. - Öğrenmenin en etkili yolunun öğretmek olduğunu unutmamak, İş yerinde astlarımızla, sosyal çevrede arkadaşlarımızla, edindiğimiz deneyim ve tecrübeleri paylaşarak onların gelişimine katkı sağlamak, bizden bir şey eksiltmeyecektir, aksine öğrettiklerimizden daha fazlasını öğrenme imkanı verebilir. - Her kademede size verilen geri bildirimlerde ilk refleksimizin hemen itiraz etme ve bu geri bildirimin sizinle ilgisi olmadığını çürütme yanımızın farkına varmak. Daima kendimizi bu beş başlıkta kontrol etmek bilinci ile yaşamak BOR hatasına düşmemek için en temel ilaçtır diyebiliriz. Tüm bu değerlendirmeler ışığında, özetle şunu söylememiz mümkün olabilir. Ben oldum diyen insan, olmayı bir kenara bırakın bilakis olamamıştır. Ancak işin garip tarafı kiminle bu konuyu konuşsak ben asla "Ben Oldum" demem diyor. Bu gerçekliğin farkına varamadığımız sonucu doğabilir. Kısaca bu tavrımızdan vazgeçmediğimiz sürece her ne olmak istiyor isek muhtemelen olamayacağımız da aşikardır. **B**en **O**ldum **R**ahatlığı kalıcı bir süreç olmayabilir. Bu rahatlığa giren insan bir süre sonra, ortaya çıkan durumun müsebbibi olarak bundan en fazla rahatsızlık duyacak kişi olabilir. Farkında olabilirsek ne mutlu. İnsan fıtratı gereği nefsinin de yardımı ile ego ve bencilliğin seviyesini dengede tutamayabilir. Böyle bir ayarımız olmadığı için özellikle başarılarımız bu dengenin aleyhte bozulmasına yol açabilir. Başarılarımıza rağmen nefsimizi, egomuzu ve bencilliğe olan yatkınlığımızı dengede tutup doğru yönetebildiğimizde ise hem BOR’a düşmüyoruz hem de mütevazi insan olmayı da başarabiliyoruz. ### Doğru Karar Verdim mi? URL: https://halilerdogmus.com/dogru-karar-verdim-mi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:24.000Z Çoğu zaman önümüze çıkan seçeneklerden bir tanesini seçeriz ve üzerinden belirli süre geçtikten sonra da verdiğimiz kararın doğruluğundan ya da yanlışlığından bahsederiz. Acaba verdiğimiz karar doğru mudur? Geçenlerde girişimcilerle ilgili bir davette bir startup sahibi ile sohbet ediyordum. Kendisine iş modelinin mutlaka fiziki lokasyonlarla desteklenmesinin başarılarını arttıracağını düşündüğümü söylediğimde bana cevap olarak; “Biz birkaç deneme yaptık ve fiziki noktalarımızı kapatma kararı aldık” dedi ve ardından verdikleri kararın ne kadar doğru olduğunu savunan bir sürü tutarlı gerekçe saydı. Benim cevabım ise aslında siz bu saydıklarınız da haklısınız ve gerekçelerinizin arkasında durduğunuz da, kararınızın doğru karar olduğunu söyleyebiliyorsunuz oysa bu kararınıza “doğru karar” demek yerine en çok “inandığımız karar” demek daha doğru olmaz mı dedim. Bu kez fiziki lokasyonları daima savunan bir bakış açısıyla alternatif kararın da doğru karar olabileceğini anlatmaya çalıştım. Aslında bu tartışma sonrasında benimde “doğru karar” ve “en çok inandığımız seçim” cümleleri için farkındalığımın arttığını hissettim. Gerek özel yaşamlarımızda gerekse iş yaşamında önümüze çıkan seçenekler arasından bizler seçim yapıyoruz ve bu seçimlerimizden başarılı ya da bizi daha fazla mutlu edecek sonuçlar bekliyoruz. Özellikle birden fazla paydaşı ilgilendiren kararlarda insanların sahipleneceği ya da daha kolay sahiplendirilebileceği kararlar daha kolay başarıya ulaşıyor. Zaman içinde aldığımız karardan yeterince başarılı sonuç elde edemediğimizde ise aldığımız kararı hemen “yanlış karar” diye yaftalıyoruz. Oysa durumsal yaklaşım ilkesini de düşünmemiz gerekmez mi? Yani o kararı verdiğiniz andaki şartlara göre verdiğiniz karar o an için başarılı sonuçlar doğurma potansiyeli taşırken zaman içine değişen şartlar üzerinden kısa bir süre geçmiş olsa bile verdiğimiz kararın başarısı düşebilir ya da tamamen ortadan kalkabilir. Peki neden buna dikkat etmeliyiz? Eğer verdiğimiz bu tür kararları doğru ya da yanlış diye etiketlersek, bu kararların sonuçları bizi tatmin etmediğinde kararımızı değiştirmek zorlaşabilir. Doğru dediğimiz bir şeyden geri dönmek çoğu zaman bize zor gelir. Oysa verdiğimiz kararlar o an içine bulunan şartlara, bizim imkanlarımıza ve en çok taraftar bulabilme durumumuza göre en çok inandığımız / inandırabildiğimiz karardan öte olmayabilir. Bu bakış açısıyla çoğu zaman seçimlerimizde “Yanlış karar” diye etiketlediğimiz kararlarda, gerçekte bizim yeterince inanmadığımız, inandıramadığımız, çaba sarf etmekten kaçındığımız, yeterince savunmadığımız ya da savunmaktan kaçındığımız seçimler olabilir. Sevgi ve saygılarımla ### Su İçmeyi Ne Kadar Biliyoruz URL: https://halilerdogmus.com/su-icmeyi-ne-kadar-biliyoruz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:24.000Z Yıllardır çevremde yakın bulduğum kişilere suyu bardaktan içme imkanı varken şişeden su içmenin zarif bir davranış olmadığı geri bildirimi vermeye çalışırım. Bunu neden önemsediğimi bilmiyorum lakin vücudumuzun %72 sini oluşturan hayatımızda ki en önemli varlıklardan birisi ve sanırım su ile ilişkimizin önemli olduğuna inanıyorum. Ancak günümüz toplumunda bunun çok önemsendiğini pek gözlemleyemiyorum. Beş yıldızlı otellerde, üst düzey toplantılara katılanlar bile masalarda bardaklar olmasına rağmen çoğu zaman suyu şişeden içiyorlar. Ben bunu zarif bir davranış olarak görmüyorum. Belki biraz eskilerde kalmış bir insan olabilirim ancak küçüklüğümüzde bize böyle örnek olunmuştu. Bu yüzden şirketimizde dahi kendi masasında şişe ile su içen bayan arkadaşlarımızın kulaklarına “hanımefendiler bardaktan su içerler” diye fısıldarım. Şimdi hemen şişeden su içenler hanımefendi olamaz mı diye bir karşıt görüş gelmemeli. Biz hanımefendiliğin kriterlerini belirleyen bir makam değiliz sadece zarif davranışlar içinde geçmişte öğretilenleri paylaşıyoruz. Keza ayakta su içme davranışı da ayrı bir tartışma konusudur. Biz büyüklerimizden oturarak su içmeyi gördük. Mümkün olduğunca oturarak su içmeye gayret edenlerdenim. Bu konuda geçenlerde farkındalığımın artmasına yol açan bir anım oldu. Atılım Üniversitesinde bir konuşma yapmak için davet almıştım ve öğlen yemeğinde Profesör Hasan Ünal Hocamız spontane gelişen bir görüşmede nasıl su içilmelidir bilgilerini paylaşmıştı. Özetle söyledikleri şu şekildeydi; - Su mutlaka oturarak içilmelidir. Ayakta içilen suyun mide ve on iki parmak bağırsağı ile ilgili zararlarından bahsediliyor. Ancak bilimsel olarak bazı kaynaklar bunu doğrulamıyorlar. Buna rağmen oturularak içilen suyun ayakta içilen suya göre mideyi daha rahat ettirdiği gerçeğini herkes kabul ediyor. - Suyu yemek ortasında değil en az yemeklerden 15 dakika önce ya da yemek bittikten yarım saat sonra içmek sindirim sistemi için daha sağlıklıdır. Keza yediğimiz yemeklerin rahat sindirilmesi için midemizin iç yapısı asitle kaplıdır ve yemek yerken su içtiğimizde asitik çözeltinin kalitesini seyreltmiş oluyoruz, buda sindirimi biraz zorlaştırıyor. Bu paylaşımları konuştuğum bir iş arkadaşım ise geçenlerde; “Artık bardaklar bulaşık makinelerinde yıkanıyor ve aşırı kimyasal kaplı. Hatta çoğu zaman su içerken suyun tadına bardaktaki deterjan kalıntıları karışıyor ve bunu direk anlıyoruz” dedi. Evet gerçekten bu yerinde bir tespit ancak bu cümleyi duyar duymaz şu cümle çıkıverdi ağzımdan; “Birbirimizin mikroplarına kardeş olmayı bırakıp zehirlenmeyi tercih ediyoruz” dedim. 40 sene önce babam iplik ticareti yaparken camı penceresi olmayan, toz kalkmasın diye zemini zift ve talaşla kaplı depoda bir su testisi vardı o aklıma geldi. Üzerinde bir bardak kapalı dururdu. Bu bardak geceden geceye yıkanırdı. Ancak gün içinde çuvalları taşıyan hamalı, ofisteki bekçi, babam ve ben de o testiden, aynı bardaktan su içerdik. İstanbul dahil gezdiğimiz illerde sebil denen yerlerde çelik taslar olurdu herkes aynı tastan su içerdi. Anadolu'da bir çok sebil de bu hala böyledir. Kimsenin hijyen diye bir kaygısı yoktu, evlerde bulaşık makinesi de yoktu. Kısacası eğer mikroplarımız varsa aynı tastan su içen herkesin mikropları kardeşti ve pek hastalanmazdık, ya da bu yüzden hastalandığımızı düşünmezdik. Antibiyotikleri de o dönemlerde görmemiştik. :) Hayatımıza bulaşık makineleri girdi gireli aynı evde bile aynı bardaktan su içmeyi bıraktık. Bu kez hem daha fazla zehirli kimyasal atığa maruz kaldık hem de hastalıklar arttı. Bu kez antibiyotiklerle kardeş olduk. :) Tabi ki devir değişiyor her dönemin kendi şartları davranışlarımızı yeniden şekillendiriyor. Ancak bizim cenahta suyu oturarak, bardaktan ve hamdederek içmeye devam :) ### ebebek E-ticaretin Neresinde? URL: https://halilerdogmus.com/ebebek_eticaretin_neresinde/ Last updated: 2026-07-04T17:37:22.000Z _No content available._ ### Cebimizdeki Cevapları Kasaya Kilitleyebilmek URL: https://halilerdogmus.com/cebimizdeki-cevaplari-kasaya-kilitleyebilmek/ Last updated: 2026-07-04T17:37:23.000Z Hafta sonunda Bebekoloji Konferansı için Bursa’daydık ve etkinliğimiz bitince akşama doğru tam yola çıkacaktık ki karnımızı doyurup öyle yola koyulalım diye düşündük. Yolumuzun üzerinde 8-10 masalı küçük ama çok şirin bir köfteciden içeri girdik ve siparişlerimizi verdik. Siparişlerimizi alan ve servis yapan bir bay, bir bayan personel vardı. İkisi de birbirinden ilgili, samimi ve güler yüzlüydüler. Köftelerimiz geldiğinde memnuniyet seviyemiz bir kademe daha yükseldi. Yemeğimizin sonuna doğru kasada bekleyen kişinin bir sahiplik ilişkisini hissederek kendisi ile hem memnuniyetimizi paylaştım hem de Uşak şehir merkezinde boş bir mekanımız var bu köftecinin orada da açılmasını çok arzulayacağımızı anlatmaya başladım. Kendisine mutlaka daha önceden onlarca kez bayilik isteyen olmuştur diye cümleye başladığımda kendisi bana sizin söyleyebileceklerinizi tahmin ediyorum ve cevabım cebimde hazır ama lütfen buyurun önce siz anlatın diye bir ekleme yaptı. Ona kısaca bayilik istemediğimi ancak Uşak’taki mülkümüze gelmeleri durumunda kendilerinden bir yıl kira almayacağımızı, bu bir yıllık kira bedeli kadar tutarı tüketiciye sürekli indirim olarak kullanabileceğimizi, böylelikle mekanın daha hızlı popüler olabileceğinden vb bir çok detaydan bahsettim. Ben konuşmamı bitirdiğimde kendisi cebinde bulunan cevabı anlatmaya başladı. İki kardeş olduklarından ve ağabeyinin Bursa Ulu Cami mevkinde ki dükkanlarının başında bulunduğunu söyledi. Üçüncü bir nokta açmaları durumunda başında bulunacak aileden bir kimsenin bulunamayacağı için servis kalitesini tutturamayacaklarını ve büyümeyi düşünmediklerini izah etti. Bu kaygının kesinlikle çok doğru bir kaygı olduğuna inandığımı ancak tüketici için belirli bir standardın korunması durumunda büyümenin mümkün olabileceğini söyledim. Oysa o çok kararlıydı. Aslında yıllardır aynı cevapla yaşadığı için bu kadar kararlı olması normaldi. Kendisine yıllardır cebinde dolaştırdığı bu cevabı bir haftalığına kasaya kilitleyip daha sonra teklifimi tekrar düşünmesini rica ettim ve ayrıldık. Aslında köfteci beyefendinin cevabını her ne kadar yadırgasam da yol boyunca düşünmeye başladım. Hepimizin bazı hazır cevapları var ve yıllardır bu cevapları cebimizde taşıyoruz. Oysa devir değişiyor, olanaklar değişiyor, insanlar değişiyor, beklentiler değişiyor. Geçmişte aldığımız bir çok kararın veya uygulamalarımızın “Bizde işler böyle işler” kalıbından ve at gözlüklerinden sıyrılma zamanı gelmiş olabilir. Ne dersiniz? Acaba gerek işimizle ilgili gerekse özel yaşantımızla ilgili cebimizde dolaştırdığımız cevapları kasaya kilitleyip tabularımızı bu hafta sonu bir daha mı gözden geçirsek ? ### Mesleki Tatmin URL: https://halilerdogmus.com/mesleki-tatmin/ Last updated: 2026-07-04T17:37:23.000Z 17 yıl önce bu işe başlarken öncelikle anne ve babaları bilgilendirme amaçlı bebek.com içerik sitesi ile ilk adımı atmıştık. Ardından Anne babaların hayatlarına aniden giren ürünler hakkında da bilgilenme ihtiyaçlarını gördük ve ebebek doğdu. 2010 yılına geldiğimizde 10 yıllık birikim bize işimizi yaparken doğal olarak bilgilendirme gayretlerimizin daima en önde olduğunu fark ettirdi. Bu kez yaptığımız işte bazı tanımlama ihtiyaçları hissettik. İşte o dönem Bebekolojiyi keşfettik ve BEBEKOLOJİYİ bebekleri anlama ve anlatabilme bilimi diye tanımladık. İçerisinde iki önemli taraf vardı; Başta anne baba olmak üzere Bebeklerini bilgilenerek ve öğrenerek büyüten bebeğin çevresindeki herkese BEBEVEYN dedik. Son olarak ta yaptığımız işten yola çıkarak bebek ürünlerinin satıldığı perakende noktalarda bebeğin ve annenin ihtiyaçlarını anlayarak bebeveynleri bilgilendiren bebek ürünleri perakendecisi çalışanına da BEBEKOLOG dedik. Bir taraftan Türk Dil Kurumu, diğer taraftan Mesleki Yeterlilik Kurumunda bu tanımların kabul görmesi için çalışmalar yaparken diğer taraftan bu tanımların sadece sözde kalmaması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ancak bizim için BEBEKOLOJİ demek sadece yukarıdaki tanım değildir. **Bebekoloji demek**; Mama almak için mağazamıza ya da internet sitemize gelen bebeveynlere; Bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenmesi gerektiğiniz hatırlatmak demektir. **Bebekoloji demek;** Islak Mendil almaya gelmiş bir bebeveyne önce bebeğin cinsiyetini sorup sonrada kız bebekler ve erkek bebeklerin alt temizliklerinde dikkate edilmesi gereken farkı farkı anlatmaktır. **Bebekoloji demek;** En üst teknoloji ile bir bebek bezi çıkartacak olsanız da bunun kullananların bir bebek bezi paketinde neleri bulmak istediklerini onlardan öğrenmek ve uygulamak demektir. **Bebekoloji demek;** Yeni anne baba olmuş ve olacaklarla uzmanları bilgilenmeleri için BEBEKOLOJİ konferanslarında buluşturmaktır. Dün de 7.sini İzmir Kaya Termal’de gerçekleştirdiğimiz bu buluşmaya 1300 e yakını kayıtlı 2000 kişinin üzerinde anne adayı, anne, baba geldi. Konularında en uzman doktorlara birbirinden güzel panellerde sorular sordular, karşılıklı paylaşımlarda bulundular. Kapanışta sevgili Emre Altuğ bize biraz kendi babalık hislerini anlatırken bize 2 güzel şarkısıyla keyif verdi. Bu güzel çalışma için emek vermiş tüm ekibimizi, güzel bir İzmir havasında onlar için yaptığımız etkinliğe adeta en kısa sürede tekrar gelin dercesine hınca hınç dolduran İzmir’lileri sonsuz şükranlarla kutluyorum, teşekkürlerimi sunuyorum. Bu yıl Ankara ve Bursa’da tekrar buluşmak üzere…. ### Ölçekler büyüdükçe kullandığımız kelimelerin önemi artıyor URL: https://halilerdogmus.com/olcekler-buyudukce-kullandigimiz-kelimelerin-onemi-artiyor/ Last updated: 2026-07-04T17:37:22.000Z İki arkadaş arasında ki bir sohbette kullanılan bir kelimeye yüklediğimiz anlam bazen hayatımızı çok etkilemeyebiliyor. Oysa bir işletmede aynı kelimeler ile günlük işleyişleri anlatıyor olduğumuzda kaynaklarımızı doğru kullanamama riski oluşabiliyor. Arkadaş sohbetinde kullandığımız ve genellikle belirli vurguları anlatmak için kullandığımız aynı kelimeler iş ortamında daha güçlü anlamlar içerebiliyor. Şöyle ki birlikte sinemaya gidecek iki arkadaştan birisi bekleme noktasına film başlamasına birkaç dakika kadar önce ancak gelir ve bekleyen arkadaşımız diğerine inanılmaz geç kaldın az daha filmi kaçırıyorduk diye ifade eder. Aynı kişi ertesi gün iş yerinde mağaza sevkiyatlarında bazı gecikmeleri ifade etmek için bu hafta sevkiyatlarda inanılmaz gecikmeler yaşadık dediğinde bambaşka bir anlam yükü oluyor. Gerçekten gecikmeler varsa çoğu kez bu detaya dikkat etmeyebiliyoruz ancak sonuç odaklı bir yönetim anlayışında muhatapların tespitleri aktarırken kullanacakları dilin ne kadar önemli olduğunu anlatmak istiyorum. > 1974 yılında Elizabeth Loftus ve John Palmer ilginç bir deney yaparlar. *(Reconstruction of automobile destruction- Otomobil yıkımının yeniden kurulumu)* Deneyin amacı, insanların bilgileri beyinlerinde nasıl tuttuğunu ölçmektir. Washington Üniversitesinden alınan rastgele öğrencilere bir araba çarpışması videosu seyrettirilir. Öğrenciler beş gruba ayrılır *(Böylece her grupta dokuzar öğrenci olur)* ve beş gruba da **“Arabaların …. sırasındaki hızı neydi?”** sorusu sorulur. Bu beş gruba sorulan soruların arasındaki tek fark, noktalı yere farklı fiillerin yerleştirilmesidir. Bu fiiller *“parçalanmak”, “çarpışmak”, “toslamak”, “vurmak” ve “dokunmak”*tır. > Deneyin sonucunda “parçalanmak” fiiliyle soru sorulan öğrencilerin verdiği ortalama değer, “dokunmak” fiiliyle soru sorulan öğrencilerin verdiği değerden **19 mil/saat** fazla çıkar. > Araştırmacılar benzer bir deney daha yaparlar. 150 öğrenciye önce bir çarpışma videosu seyrettirirler. Sonra öğrencileri 3 gruba ayırırlar ve ilk iki gruba sırasıyla **“Arabaların parçalanma sırasındaki hızı neydi?”** ve **“Arabaların çarpışma sırasındaki hızı neydi?”** sorularını sorarlar. 3\. gruba ise soru sormazlar, onları kontrol grubu olarak bırakırlar. > Öğrencileri bir hafta sonra tekrar toplarlar ve videoyu tekrar seyrettirmeden bir teste tabi tutarlar. Testteki kritik soru **“Cam kırığı gördünüz mü?”**dür. Bu soru diğer soruların arasına, dikkat çekmeyecek şekilde yerleştirilir. Esasında videoda kırık bir cam görünmemektedir. Öğrenciler bu soruya tablodaki şekilde cevap verirler: > Cevap 1\. Grup 2\. Grup 3\. Grup > Evet 16 7 6 > Hayır 34 43 44 > 1\. grubun %38’i, 2\. grubunsa %14’ü görünmeyen cam kırıklarının **göründüğünü** zanneder. Bu sonuç, değişik fiillerin algılamada ne kadar büyük bir farklılık oluşturduğunu göstermesi bakımından önemlidir. > Araştırmacılar şöyle özetlenebilecek bir sonuca ulaşırlar: > *Beynimizde bilgiler 2 şekilde yer tutar. Birincisi, videoyu seyrettiğimizde olduğu gibi, olay anında bilgileri kaydettiğimiz şekildir. İkincisi ise, soruların sorulması aşamasındaki gibi, olaydan sonra aynı bilgilerin yorumlanması için saklanan bilgilerdir. Kaydın üzerinden belli bir süre geçince bu iki ayrı kategorideki bilgi birbirine öylesine karışır ki, bunları birbirinden ayırmak çoğunlukla mümkün olmaz. Kaynak: Loftus-Palmer Araba Kazası Deneyi* İşte bende benzer bir noktada farkındalık oluşturmak istiyorum. Cümlelerimizi kurarken kullandığımız kelimeleri çoğunlukla yeterli düşünme zamanı harcamadan hatta dilimize ilk geleni seçiyoruz. Karşı tarafta nasıl algılanacağına dair bir kontrolümüz olmadığında özellikle fiillerin ve sıfatların dinleyicilerin zihinlerinde nasıl yer tuttuğunu göstermesi açısından yukarıdaki trafik deneyi bize çok şey anlatıyor. Şimdi bu konuyu şirketinizin ölçeği, sizin pozisyonunuz ve iletişimde bulunduğunuz kişilerin yetkinlikleri ile birlikte değerlendirmeyi bir düşünür müsünüz. Tam istediğimizi anlatacak bir fiili ya da sıfatı doğru şekilde kullanarak, iletişimde bulunduğunuz kişilerin konuştuğunuz konuya göre aylar sonra bile o anı hatırlamalarının değerini bir düşünelim. Sanırım verimli iletişimde ve özellikle işletmelerde verimlilikte bu bakış açısı çok önemli. Çünkü cümle kurarken seçtiğimiz kelimelerin, kullandığımız fiillerin ve sıfatların hepsi bizim onlara yüklediğimiz anlamları taşır. Çocukluğumuzdan, son dönemde yaşadığımız çevre, seyrettiğimiz film ve okuduğumuz kitaplar bile bizim kelimelere yüklediğimiz anlamları başkalarından farklı kılabilir. İşte burada bir çözüm önerisi sunmak istiyorum. Özellikle işletmelerde tarafların birbirlerini en doğru anlayabilecekleri dil “matematik dilidir” Bu yüzden konuları anlatırken, olumlu ya da olumsuz tespitlerimizi paylaşırken sıfatlar yerine sayıları tercih etmeye çalışmakta yarar var. Birkaç örnekle anlatmak istediğimizi daha doğru anlatabiliriz; - Siparişlerimiz bu hafta uçtu maşallah çok iyi gidiyor demek yerine haftalık 7500 olan sipariş sayımız yaklaşık % 30 artarak 10.000 seviyesine yaklaştı demek çok daha doğru olacaktır. İlgili birimler kafalarında hemen almaları gereken takviye aksiyonlar için daha kolay rakamsal fikir sahibi olabilirler. - Telefonlarımız susmuyor çok ciddi şikayet var yerine bugün aldığımız 600 çağrıdan 22 tanesi şikayetlerini iletti demek çok daha anlamlı olabilir. - Sevkiyatlarda inanılmaz gecikmeler yaşandı demek yerine; bu hafta yaptığımız 97 sevkiyatın 12 tanesini 2 gün gecikmeli yaptık demek konunun özünü en doğru anlatan ifade şekli olacaktır. Kısacası verimli iletişim için zaman zaman matematik dilini tercih etmeyi de unutmayalım. En derin sevgi ve saygılarımla Halil Erdoğmuş ### Nerede O Eski Ramazanlar, İftarlar ? URL: https://halilerdogmus.com/nerede-o-eski-ramazanlar-iftarlar/ Last updated: 2026-07-04T17:37:21.000Z Sevgili Dostlar Merhaba; Gece yarısı bir ara TV seyrederken kanal reklamlara girdi ve dikkatim sırasıyla ramazan ayı ile ilgili reklamlara takıldı. Kendimi adeta “Yetenek Sizsiniz” yarışmasının jürisi gibi hissettim. Markalar sırasıyla sanki aynı senaryo yazarından çıkmışcasına “Nerede o eski ramazanlar, nerede o eski iftarlar” konusunu işliyorlardı. Üstelik kimisinin ürünü iftarda oruç açmaya yarayacak ya da sahur sofrasında yer alan bildiğimiz azık cinsinden değildi. Coca Cola yıllar önce ramazan sofralarının vazgeçilmez içeceği vurgusuyla ramazan reklamları yapmaya başladığında önce biraz yadırgamış sonrasında ise bir çoğumuz içselleştirmişti. Ardından Türk markalı içecekler de her yıl artan bir şiddetle kendi içeceklerinin ramazanın en vazgeçilmez ürünü olduğunu yırtınırcasına haykırmaya başladılar. Coca cola müslümanlara farz olan bir ibadetin içine kendisini öyle bir yerleştirdi ki sanki 1400 yıl önce ilk iftarlarda olup günümüze kadar değişmemiş bir kaç gıda maddesi olan hurma, zeytin ve suyun yanında bir de o günlerde kola vardı diyecekler diye bekliyorum. Peki başka kimler vardı derseniz, Cola ramazan reklamı yapar da Pepsi yapmayacak mı? Bizim içecek markalarımız Sütaş, Uludağ limonata aynı reklam kuşağındaki içecek reklamlarıydı, itiraf etmek gerekirse ayran ve limonata iftar sofralarına kolalı içeceklere göre sanki daha sahici ve samimi duruyor. Geçen yıllarda yoktu ya da dikkatimi çekmemişti dün akşam Nutella’nın da ramazan sofralarının eşsiz lezzeti olarak kendisini konumlandırması diğer markaların yanında çok garipsenecek bir durum değil. Şok bir market markası olarak yine aynı kuşak reklamlarda olan bir başka Türk markasıydı, ramazan ve iftar alışverişi açısından ilişki kurmak alakasız gelmiyor. Bizim jürinin önünden geçen diğer 3 markadan ikisi ise Turkcell ve Vodafone idi. Vodafone reklamının içinde lahmacunlar falan görünce markanın sektörünü şaşırdığını düşünmedim desem yalan olur. :) Bizim jürinin önünden geçen son marka ise Supradyn All Day ilaç (vitamin takviye) reklamıydı. Siz bir tane için oruçlu olduğunuzu hissetmezsiniz algısı vardı. Niye bunları yazdım derseniz, kesinlikle karşı olduğum veya eleştirdiğim için falan değil. Hemen hemen hepsi iftar vaktine vurgu yapıyor, tıpkı eski günlerde olduğu gibi birlikte iftar açmanın güzelliğini anlatmaya çalışıyorlar, birlikte iftar yapmayı işliyorlardı ki bence harika bir hatırlatma. Bu kadar yüksek reklam bütçelerinin bu konu için harcanması ramazanda oruç tutanların sayısının oldukça yüksek olduğunun bilincinde olduklarını gösteriyor. Bu yüzden oruç tutan topluluğa özel onları etkileyecek önemli unsurun, iftar, sahur, ramazan sofrası olduğunu düşünüyorlar. Dün akşam reklamlarda hep bir ağızdan “nerede o eski ramazanlar” sloganının işlendiği bir reklam kuşağı izleyince birden gerçekten eski ramazanlar geldi aklıma. Ben lise son sınıfa kadar Uşak’ta büyüdüm. Benim zamanımda il nüfusu 100 bin bile değildi. (1986 yılına kadar) ***O zaman bize büyüklerimiz ramazan ayında oruç tutmuyorsak kimsenin önünde bir şey yemememizi, kesinlikle kimsenin göreceği şekilde su içmememizi tembihlerlerdi. Ama bunu oruç tutmadığımız anlaşılmasın korkusu içinde değil, oruç tutanın canı çekmesin motivasyonu ile anlatırlardı. Biz böyle öğrendik oruç tutan kişilere saygı göstermeyi.*** O zamanlar şehrimizde bulunan meyhaneler, birahaneler ramazanda kapalı olurlardı. Bunları bırakın kahvehaneler bile tıpkı lokantalar gibi ramazan boyunca iftarda ve sahurda açığız tabelası asarlardı. Oruç tutmuyorsa dahi sigarasını kimsenin görmediği yerde tüttüren, çayını, kahvesini çaktırmadan içen insanlar vardı. Şimdiki gibi kaynak yapıp biran önce eve döneyim denilen pide kuyrukları değil, adeta bir sosyalleşme ihtiyacı giderilen ve dört gözle bir sonraki günün kuyruğunun beklendiği pide alma sıraları yaşanırdı. Sanırım ben bir içecek firmasının karar veren seviyesindeki yöneticisi olsam reklamımda nerede o eski ramazanlar cümlesini kullanıyorsam, iftar sofrasında benim içeceğime de yer açın mesajını vererek oruç tutan insanları etkilemeye çalışmayı denemezdim. Hele hele bunu yapacaksam, iftar saatinden sonraki saatlerde yeni bir yiyecek görmekten etkilenme saati geçmiş, karnı doymuş bir oruç tutanın bundan etkileneceğini beklemezdim. “Nerede o eski ramazanlar” diyorsam, oruç tutanın midesine girmeyi değil de direk kalbine girmeyi denerdim. Daha samimi ve radikal bir vurgu yapar çok sevgili müşterilerim eski ramazanlarda oruç tutanlara saygı vardı, benim içeceğimi ramazan boyunca oruç tuttuğunu bildiğiniz, anladığınız, kişilerin önünde içmememiz çok saygıdeğer bir davranış olur konusunu işlerdim. Madem eski ramazanları bu kadar hürmetle anıyor olacağız, o zaman eski ramazanlarda iftar sofraların da hiç olmamış ürünleri sanki ramazanın vazgeçilmeziymiş gibi anlatmak bir çok marka için pek gerçekçi durmuyor. ***Bunun yerine oruç tutalım ya da tutmayalım, gerçekten eski ramazanların önemli bir erdemini hatırlatır lütfen oruç tutanlara bu ay boyunca saygı gösterelim*** temasını işlemek daha sahici durmaz mı ? Tabi bu cesur reklamı bakalım yapabilen çıkacak mı? Ancak eğer oruç tutanların ve oruca saygı duyanların ekonomisinin büyüklüğünün farkında olunduğuna göre bu konu için cesarete gerek olmayabilir. Sağlıklı, huzurlu, barış ve bereket dolu bir ramazan diliyorum Haddimiz olmadan her ne kadar sürç-i lisan eyledikse affola. Sevgilerimle ### 23 Yıllık Bir Rüya'dan Gerçeğe... URL: https://halilerdogmus.com/23-yillik-bir-ruyadan-gercege/ Last updated: 2026-07-04T17:37:21.000Z Sevgili Dostlarım; 1994 yılında bebek bezi üretimi yapmayı çok istemiş ancak 25 yaşında hem maddi sermayesi olmayan hem de yeterince tecrübesi bulunmayan bir genç girişimci olarak böyle bir projenin altından kalkmak için henüz erken olduğunu görmüştüm. Sonrasında ise hayat bizi başka yerlere sürükledi. Bu hayalden tam 23 yıl sonra hamdolsun nasip oldu ve kendi bebek bezimizi üretebildik. Çok şükür bizim bezimizin üretimi için tedarikçimiz 2017 model Avrupa’dan ithal edilmiş son teknoloji makinelerde son derece kaliteli bir şekilde üretimime başladı. Tabi biz ne kadar kaliteli olduğunu söylesek de asıl kalite testi gerçek kullanıcının görüşleriydi. Nihayet lansman öncesi yaklaşık 1 ay boyunca binlerce bebek ürünümüzü denedi ve gerçek kalite testinden de geçer not aldığımızı tasdiklediler. Bezimizi çıkartmadan önce yaptığımız “odak gruplarda” annelerin bir bebek bezinde nelere dikkat ettiklerini dinledik, onların ortak saptamalarını gerçekleştirmeyi çok önemsedik. Ürünün kalitesi şüphesiz çok önemliydi ve bunu başardığımıza inanıyorduk. Bağımsız labaratuvarlarda yaptırdığımız kalite testlerinde de bilinen bir çok markaların kalite standartlarının ufak ta olsa önünde olabilmiştik. Sızdırmazlık, yan bantlar, ıslaklık göstergesi gibi konular zaten bizde olduğu gibi tüm diğer markalarda da zaten vardı. Ancak tüketiciler bize başka bezlerde olmayan çok basit 4 istek daha bildirmişlerdi. \* Bebek bezlerinin gittikçe incelmesi ile özellikle geceleri sızdırmaların çok arttığından şikayet ediyorlardı. Aslında daha çok nakliye maliyetlerinin düşürülmesi için inceltilen bebek bezi yerine tüketiciler daha yüksek emme kapasiteli bez isteklerini ilettiler. Bizde onları dinledik ve ürünü daha ince yapmak yerine optimum kalınlıkta yüksek emme ve sıvı tutma kapasiteli bir bez ürettik. \* Bebeklerimiz bezlerini kirlettikten sonra her anne babaya mis gibi gelse de kullanılmış bezler etrafa pek hoş kokmayabilir :) Biz de onların bu ihtiyacını dinledik ve her kutu paketimizin içine kullanılmış bezleri atabilecekleri kokuyu hapseden tek kullanımlık kirli poşetlerini hediye koyduk. \* Satın alma sonrası “Ekonomi boy” kutuları taşımanın zorluğundan bahsettiler. Mağazalarımızda bunu yakinen yaşıyorduk, hele hele bir yerine iki kutu alan tüketici bunları taşımakta ciddi şekilde zorlanıyordu. Bizde tüketicinin sesini dinledik ve hiçbir bebek bezi kutusunda bulunmayan plastik taşıma saplarını ilave ettik. \* Mevcut bebek bezlerinin her bir paketinin çok farklı adetlerde olmasından kaynaklı birim ped fiyatını hesaplamanın zorluğundan bahsetmişlerdi. Biz de ürünümüzü kullanacak tüketicilerin sesine kulak verdik; küçük paketlerimizi 50 şer adetli, büyük paketlerimizin de hepsini 100 er adetli yaptık. Bu sayede birim fiyatı hesap makinesi kullanmadan hesaplamayı onlar için kolaylaştırdık. Nihayet bebek bezimizin lansman startı verildi. Heyecanımız had safhada ve tavan yapmış durumda. Ancak bebek bezini üretmek ne kadar zor ve meşakkatli ise bundan sonraki süreç yani ürünümüzün daha fazla tüketiciyle buluşturulması, anlatılması ve tutundurulması da bir o kadar emek gerektiriyor. Daha önce kendisi için öz markalı bebek bezi üretebilen dünyada 2 internet sitesi vardı. İlki Amerika’da Amazon tarafından satın alınan “Dipaers.com”, diğeri İngiltere’deki Kiddicare idi. Şimdi ebebek.com’un da kendisine ait bir bebek bezi var. Bu rüyanın gerçekleşmesinde şüphesiz 17 yıllık “anne ilgisi uzman bilgisinin” birikimi var. Ancak en büyük şükran duygularımızı bu birikimi ürüne dönüştüren ekibimiz hak ediyorlar. Bu vesile ile 1.300 kişilik ailemizin her ferdine ayrı ayrı teşekkür ediyorum [https://www.youtube.com/watch?v=cxI4TDZeFB0](https://www.youtube.com/watch?v=cxI4TDZeFB0&ref=halilerdogmus.com) Sevgi ve saygılarımla ### Kaybolmuş Bir Ormana Kavuşma Hikayesi URL: https://halilerdogmus.com/kaybolmus-bir-ormana-kavusma-hikayesi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:20.000Z Merhaba Sevgili Dostlarım Bizim şirketimizin temelleri 2000 yılı nisan ayında atılmıştı. Yani tam 17 yılı tamamladık. Şirket kurulup önce içerik sitemiz [bebeksitesi.com](http://bebeksitesi.com/?ref=halilerdogmus.com) (sonraki ismi [bebek.com](http://bebek.com/?ref=halilerdogmus.com)) açıldığında bir proje geliştirdik. Sitemizde “Doğum Müjdesi” sayfası oluşturulan her bebek için bir ağaç dikilecek ve böylelikle her doğan bebeğin dikili bir ağacı olacaktı. Bu amaçla TEMA’ya giderek projemizi anlattık, çok beğendiler. Tabi bunun maddi karşılığını da bulduğumuz sponsorlarımızdan almayı hayal ediyorduk. Projemiz TEMA’nın hoşuna gitti ama bize “siz parasını ödeyin de kimi sponsor yaparsanız onu siz bulun, ancak hatıra ormanı isterseniz minimum sayısı 5.000 adet olur dediler”. Biz de nasıl olsa böyle güzel bir proje için sponsor buluruz diye taahhüt ettik ve vadeli çeklerimizi verdik. Ardından dönemin bebek sektöründeki üç önemli firmasına gittik. Bebek bezinde Prima, Bebek beslenmesinde Milupa ve Nivea Baby. İnterneti anlatamadığımız bir dönemde bizim orman projesini hiç anlatamadık. Zaten 2001 yılı gelmiş ve derin bir kriz başlamıştı. Kısaca şirketimizin sermayesi yoktu ancak borcu 5.000 ağaç bedeli kadar daha artmıştı. Allah nasip etti ve zar zor bu ağaçların parasını ödedik. Ancak yıllar bizi o kadar başka mücadelelerin içine çekti ki, biz 2010 yılına gelene kadar projeyi ve ağaçları unutmuştuk. O günlerde eskilerden konuşurken birden ağaçlar aklımıza geldi ve merak edip TEMA ya sorduğumuz da adımıza böyle bir kaydın olmadığını söylediler, üzüldük, anlam veremedik. Ancak elimizde belge olmayınca diyecek bir şeyde bulamadık. Geçenlerde o dönemde alt kiracı olarak yılarca ofisini kullandığımız sigorta acentesinin içindeki bizim kullandığımız bir kasa vardı onun için aradılar. Bize burada açılmayan bir bölüm var anahtarı sizde mi diye sordular. Elimizde kasa açabileceğine benzeyen tüm anahtarlar ile merakla bu eski kasaya gittik. İçinde para olmadığını çok iyi biliyorduk ama paradan başka ne olabilir bunu tahmin edemiyorduk. Bir de ne görelim, bizim TEMA ya yaptığımız ödemelerin tahsilat makbuzları. Üzerindeki kayıtları okuduğumuzda TEMA nın neden bizim ormanı kendi kayıtlarında bulamadığını da anladık. Zira o dönemde şirketimizin Çek karnesi olmadığı için alt kiracısı olduğumuz sigorta acentesinin koçanları ile ödeme yapmışız. Hemen evraklarımızla TEMA ya tekrar müracaat ettik ve ormanımızı bulduk. Tabelasını diktik, Bursa Mudanya da tam 16 yaşında 5.000 ağaçlık Fıstık Çamı ormanımızı ziyaret ettik bir ufak tabela diktik. Bu ağaçlara kavuşmamız dolayısıyla çok sevinçliyiz. Artık dokunduğumuz bebeklerin sayısı çoktan milyonları geçtiği için ağaçları bebeklere paylaştıramayacağımız ortada. Bizde bu ormanın her bir ağacını kuruluşumuzdan bugüne bizimle kol kola çalışıp ebebek şirketini ebebek yapan dava arkadaşlarımıza hediye etmeye karar verdik. Artık bugüne kadar ebebekte çalışmış ve şu an çalışmaya devam eden tüm ebebek çalışanlarının "Bursa Mudanya Ebebek Hatıra Ormanı"nda DİKİLİ BİR AĞAÇLARI VAR. Sevgiyle büyüyelim, sevgiyle büyütelim inşallah. https://www.linkedin.com/pulse/kaybolmu%C5%9F-bir-ormana-kavu%C5%9Fma-hikayesi-halil-erdogmus ### Umut Olma Sorumluluğu URL: https://halilerdogmus.com/umut-olma-sorumlulugu/ Last updated: 2026-07-04T17:37:20.000Z İstemenin zorluğu ve bazen boyun büktüren derin ağırlığıyla kaç kez karşılaştınız bilmiyorum. Sahip olduklarınıza ganimet mi yoksa emanet olarak mı bakıyorsunuz, onu da bilemem. Bununla birlikte, emin olduğum ve birçok kez deneyimlediğim bir şey var. Hayatımızı devam ettirebilmemiz için mutlak surette bir başkasına muhtaç oluşumuz. Bunu sadece maddi bir muhtaç olma durumu olarak algılamayın lütfen. Bu öyle bir muhtaç oluş ki, kimi zaman gerçekten maddi bir destek, kimi zaman iki kelimelik samimi bir dua, kimi zaman bir kaç dakikalık bir yolculuk, kimi zaman ise bir kaç satırdan ibaret bir mesaj, birkaç dakikalık bir telefon görüşmesi ya da bir mektup… Hepimizin hayatında küçük ya da büyük bazı kırılma anları vardır. Kötüye gidişi bir anda iyiye döndüren, en olunmaz bir anda güzel şeylerin olmaya başladığı, dönüp bakınca bir mucize gibi gördüğümüz o anlar… Eğer samimiyetle bakmayı başarabilirsek, bir başka varlığın hayatımızı nasıl değiştirdiğine şahit olabilirsiniz. Eğer yaşamımızdaki farklı kesitlere bu derin inançla bakabilirsek, bir başkasının ya da bir varlığın hayatımıza ilahi bir kudret ile nasıl dahil olduğunun daha kolay farkına varabiliriz. Bazen firma olarak bizimle çalışmak isteyenler, özellikle genç girişimciler ve öğrenciler zaman zaman fikir almak ve bizleri dinlemek için mesaj atıyorlar. Yoğun iş temposu içinde onlara dönüş yapabilmeyi ve bazen de vakit ayırıp görüşmeyi ayrı bir sorumluluk olarak görüyorum. Aynı zamanda bu sohbetlerden ben de şahsi olarak çok şey öğreniyorum. Heyecanımı tazelemek için mükemmel bir fırsat olabiliyor. Ama asıl niyetimin bu olmadığını belirtmeliyim. Asıl niyetim bir şekilde bazı beklentiler ile kapımızı çalan insanların beklentilerini, kimi zaman bir eposta ya da sosyal medya mesajı kimi zaman bir kahve sohbeti eşliğinde karşılamaya gayret etmek. Beklentinin ne olduğundan tamamen bağımsız olarak, bize başvuran, randevu isteyen ya da bir mesaj bekleyen insanlara karşı umut olmak ile ilgili bir sorumluluğumuz olduğuna inanıyorum. İnsanlar bir şekilde, bazı bilgilere ve hislerine dayanarak bizlere ulaşıyor. Bazen emek harcayıp hazırlık bile yapıyor, bir şeyler anlatıyor veya bunların hiç biri olmasa da bizimle görüşebilmek için bir zaman ayırıp yanımıza geliyorlar. Yani o anki dertlerinin çaresi için bir nebze umudun bizde olabileceğine inanıyorlar. Bir umut ile başlayan bu gayret sürecine karşı, bu adımları görmemezlikten gelmek, hiç bir şey yapmadan geri çevirmek veya beklentinin çok altında bir çaba ile cevap vermeyi umut olma sorumluluğumuzdan kaçış olarak görüyorum. Günümüz dünyasında bunun imkansız olduğunu, zaten hayatın yeterince hızlı olduğunu, insanların kendileri ile ilgili bir çok şeye vakit bulamazken nasıl başkaları ile ilgilenebileceğini söyleyebilirsiniz. Haksız olduğunuzu söyleyemem. Bununla beraber, daha iyi bir zaman planına ihtiyacınız olduğunu söyleyebilirim. Bu ise başka bir yazının konusu… Samimi şekilde bir beklenti ile kapımızı çalan her insana karşı bizimde umut olma sorumluluğumuz olduğunu tekrar tekrar hatırlatmak isterim. Yolda yürürken bize sorulan bir adres, işyerinde çalışma arkadaşınızın bitirmek zorunda olduğu rapora katkı ricası ya da soğuk bir kış gününde pencerenin önüne büzüşmüş bir kuşu gördüğümüz anda umut olma sorumluluğumuzu hatırlayalım. Samimiyetle vakit ayırıp tüm bunlara karşı umut olmak için bu sorumluluğun karşılığını vermek kendimizi biraz daha iyi hissettirebilir. Kimi zaman sadece mesaja karşılık bir mesaj vererekte olsa kendi umutlarımızın da karşılıksız kalmaması adına buna gayret etmeyi bir daha düşünelim. İnanıyorum ki, insan dahil evrendeki tüm varlıkların dertlerinin çaresi kendisinden başka varlıktır. Bunun farkındaysak o varlık biz olabiliriz. Bu dünyadaki düzenin, bu düşüncenin üzerine kurulu bir döngü olduğuna inandığım için düşüncelerimi paylaşmak istedim. Ayrıca bu bakış açısıyla tüm insanlar bir başkası için bazı şeylere vesile olarak yaşıyorsa, bazı insanlar da bizim için birer vesile olacaktır… Eğer bunun farkına varabilirsek o zaman umut olma sorumluğunun altına daha azimli ve güçlü girebilir, bir başkası için bir şeyler yapmak adına daha kararlı adımlar atabiliriz. Umut olduğumuzun farkına varabilmek dileğiyle sağlıcakla kalın. ### Problemleri Dert Edinmek mi ? Onlara Aşık Olmak mı? URL: https://halilerdogmus.com/problemleri_dert_edinmekmi_onlara_asik_olmakmi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:19.000Z Sevgili Dostlar Merhaba; Girişimcilik ile ilgili görüş ve paylaşım anlayışımız dolayısıyla her hafta bir şekilde birileri kapımızı çalıyor. Geçen hafta Alp ve Bora adında pırıl pırıl iki lise öğrencisi geldi. Gençlikten umudu kestik diye başlayan cümleleri alt üst eden iki tane pırıl pırıl genç arkadaş. Kıyafetlerinden saç, sakal düzenlerinden tutunda oturuşları, hareketleri, kurdukları cümleler, nezaketleri ile Allah nazardan saklasın bizden tam puan aldılar. Anne babalarına kocaman TEŞEKKÜRLER. Gençler, yaşlarını aşan bir olgunlukla ve birazda ilk bakışta kendilerine biraz büyük olabilecek bir proje için gelmişler. “Alzheimer hastalarının kaybolmalarını ortadan kaldıracak bir icat” anlattılar. Yazımızı okuyan ancak hastalığın detayını bilmeyen kişiler için ufak bir bilgilendirme; *Alzheimer hastalığı gittikçe ilerleyen bir şekilde bilişsel yeteneklerin yıkımına neden olan bir beyin hastalığıdır. Kişi yavaş yavaş çevre ile iletişim kurma yeteneğini, karar verme yeteneğini kaybeder. Günlük yaşam aktivitelerini yerine getiremez. Belleğini kaybeder. Anormal davranışlarda bulunabilir. Kişilikte bir değişiklik olur, kaygı artar. (alz.org.tr)* Üstelik hastalar bir süre sonra kendilerinin hasta olduklarını da kabul etmedikleri için çoğu zaman cep telefonu, gps gibi cihazların kendilerine verilmesini de kabul etmeyebiliyorlarmış. Anlatın bakalım hikayenizi dedik ve Alp şöyle başladı; “Efendim aslında projenin fikri benim İstanbul'da cüzdanımı çaldırmam ile başladı. Kaybolan şeylerin takibi fikri ilk buradan doğdu. Daha sonrasında bir gün haberlerde gördüğüm bir Alzheimer hastasının kaybolması sonrasında ölümü haberini okumam beni derinden sarstı. Bu haberden sonra arkadaşım Bora'nın Alzheimer hastası olan dedesi aklıma geldi ve projeyi ona anlattım üzerine birlikte çalışmaya başladık.” Ve sıkı durun Alp sonra şu cümleyi kurdu. Biz adeta probleme aşık olduk ve birlikte çözmeye karar verdik. Hepimiz her gün hayatımızı zorlaştıran onlarca problemle karşılaşıyoruz. Bir çok problem ya da sıkıntıyı çevremizle paylaştıktan sonra da onlardan; - ah, ah, ah, - vah vah vah, - çok üzüldüm, - haklısın ama elden bir şey gelmiyor demekten başka bir şey yapmıyoruz. Haklı oluyoruz da, haklı olmak mutluluk getirmiyor. Karşılaştığımız problemlere hangimiz aşık oluyor? Alp ve Bora ile tanışmak bizi o kadar mutlu etti ki, onların gözlerinde çaresizliğin yılgınlığı değil, çözüm için çabalamanın umut ışığı vardı. Birkaç ay içerisinde tam dört adet prototip yapmışlar ve her birisinde versiyonlar öncekinden çok daha ileriye gitmiş. Bu gençler bu projeyi Avrupa’da ya da Amerika’da muhteşem imkanlara sahip bir okulun desteği ile falan yapmamışlar. 2007 model bir bilgisayarda tasarım yapmışlar, kimi zaman sadece simit yemişler, sınırlı harçlıklarını biriktirmişler, devre satın almışlar, yeterli para bulamadıklarında şeker kutusunda versiyon geliştirmişler ama asla umutlarını yitirmemişler. Probleme aşık olmanın hakkını vermeye çalışmışlar. Önceki yazılarımızın bir tanesinde işlediğimiz, sorunlar liderlik için bize fırsattır yaklaşımımızın paralelinde bir bakış açısıdır bu. Bu yüzden toplum olarak karşılaştığımız problemler ile ilgili şikayet etmek yerine her birimiz bir probleme platonik olarak dahi aşık olsa sanırım başka bir noktaya yükselebiliriz. Şu andan tezi yok bundan böyle kendi çevremizde şikayet kültürü yerine sorunlara sahip olma ve çözme kültürünü anlatmaya yeminliyiz. Artık farkındalığımız daha yüksek. Bu iki genç arkadaşımıza bizdeki bu duygularımızı açığa çıkartmaktaki gayretlerinden dolayı müteşekkiriz. Onlardan öğrendiğimiz cümleden sonra Girişimci tanımımıza bir ekleme daha yaptık. “Karşılaştığı sıkıntılardan dert yanmak yerine problemlere aşık olanlara GİRİŞİMCİ” denir”. Yazımızı Hazreti Mevlana’nın şu güzel cümlesi ile bitirelim “Umudunu yitirme, cebindeki son anahtar belki de kilidi açacaktır.” Sevgiyle kalın ### Eticaret Öncelikle Bir Pazarlama Kanalıdır! URL: https://halilerdogmus.com/eticaret-oncelikle-bir-pazarlama-kanalidir/ Last updated: 2026-07-04T17:37:18.000Z Çok uzun yıllardır e-ticaret ile ilgili gittiğim yerde onun konuşmasından temel kurguyu şu anda üzerinde çalışıyorum. E-ticaret öncelikle bir pazarlama kanalıdır, satış kanalı değildir. Buradan yola çıkarak stratejilerini kurgulayanlar, buna göre çalıştıranlar internet dünyasında başarılı olacaklar. ### Ermet Eşarp Reklam URL: https://halilerdogmus.com/ermet-esarp-reklam/ Last updated: 2026-07-04T17:37:17.000Z 1999 yılında profesyonel hayattan ayrılıp bir süre aile işimize yardımcı olmuştum. Kenarına oya işlenen yazmaları pamuk eşarp algısı ile piyasaya sunmak istedik. Türkiye’de ilk ve belki de son kez oyalı yazmalar için bir reklam filmi çekip TV de yayınlatmıştık. 20 ay çalıştığım bu işte ilk ay satış adedimiz 30 bin adetti. Ayrıldığımda aylık satışlarımız 1 milyon adete gelmişti. İşte 1999 yılında çektiğimiz TV reklamımız... ### ebebek F1 Projesi Lastik Değişim Deneyimi URL: https://halilerdogmus.com/ebebek-f1-projesi-lastik-degisim-deneyimi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:17.000Z Hayatımda ilk defa bir Formula 1 yarışını İstanbul Park’ın açılışında yani 21 Ağustos 2005 tarihinde seyretmiştim. O tarihte 6.8 saniyede 4 tekerin değişebildiğini gözlerimle gördükten sonra dünyada başarılamayacak hiçbir şey olmadığına inandım. İlk iş ebebek'te bir F1 grubu kurmuştuk. Bu lastik değiştirme konusunu ebebek'te ekibimizle deneyimlemek istedik ve bir lastiği 2'10'' de değiştirdik :-) ### Anadolu Ulaşım Reklam Filmi URL: https://halilerdogmus.com/695-2/ Last updated: 2026-07-04T17:37:16.000Z 200 5 -201 3 yıl arasında yönetim performansı ve kalitesi bir çok ilki ve yeniliği hayatta geçirdiğimiz Anadolu Ulaşım için, yine kendi ekibi ile hiçbir oyuncu ve teknik olmadan destek kendi imkanlarımızla bir kısa film çektik. Çok amatördü ama %100 kendimiz yapınca gerçekten hep keyifle izledik. Oyundaki tek yabancı Hasret Tur'un şöförüydü. Uşak Özlem Tur'un eski bir emektarını bulup ona sadece bildiği gibi davranmadığını söylemiştik. Zaten 70 yaşında kamera karşısında geçmemiş bir insan o yaştan sonra rol ezberleme imkanımız yoktu. fazlası lakabı "Deli İbrahim" olan birisine :) ### Pilav Ayran Deneyimimiz URL: https://halilerdogmus.com/pilav-ayran-deneyimimiz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:16.000Z Konuşmak için gittiğimde iz üniversitelerde öğrenci arkadaşlar bir bazen konuşmanın başında sorarım ayda 5.000 TL kazanmak isteyen var mı diye? El yoğunluğu evet diyenlere konuşmanın sonunda pilay ayran satarak bunu yapabileceklerini söyler dim. Bu kazancı 2009 yılında seyyar pilavcıyı gözlemleyerek elde ettik. Bir konuşmamızda kaynağından bir parçanızı siz sattınız mı ki bunu biliyor musunuz demez mi? Hemen bunu deneyimle memiz gerekiyordu. 16 Mayıs 2010'da F.Bahçe'nin kendisini 2 dakika boyunca şampiyon sandığı gün bisiklette stadın dışında Pilav ayran satarak bu işi pratiğini gerçekleştirdik. Bu videoyu da o deneyimimizi yaşarken henüz zabıtalara enselenmeden çekmiştik, bir anı olarak burada paylaşmak istedim. ### Bilmiyorum Diyebilmenin Zorluğu URL: https://halilerdogmus.com/bilmiyorum-diyebilmenin-zorlugu/ Last updated: 2026-07-04T17:37:15.000Z Hepimizin zaman zaman kendimizin başarısının sorgulandığı sohbetlerde bulabiliyoruz. Herkesin kendisine koyduğu bir başarı hedefi mutlaka vardır. Kimimiz bunun bilincindedir ve kendini başarıya götüren yöntemi biliyordur, kimimiz de çok kalıcı bir şekilde başarılı olacağımızı düşünür ve çaba gösterir. Birde armut pişme ağzıma düş yolu seçenler vardır. seyahatleri de durakta BAŞARI TURİZM'in Otobüsünü beklemeye benzer. Nedense bir türlü gelmiyor o durağa otobüsler, bir gece sonunda geldiğinde de zaten otobüsler dolu, oturacak yer yok. Bu yazıda dikkat çekme konuları ise “biliyorum” diye başlayan ya da biten cümlelerimizin başarı yolculuğumuzda ki olumsuz etkisi. Zaman zaman ekip üyeleriyle fikir alışverişlerimizde, içerdiği tek şeyin henüz öğrenilecek çok şey olduğunu belirtiyoruz. Buna özellikle üst düzeyde arkadaşlarla bir şey olmasına rağmen paylaştığımızda, karşımızda ki kişi cümleye hemen “biliyorum” diye başlıyor. Zaten sen bildiğinde bilincialtı gerisini dinlemiyor bile. Beyin bilgisini kabul ettiği bir şeyi tekrar kaydetmiyor ve yeterliliği kesiliyor. Sen gerçekten bildiğinle sınırda kalıyorsun. Radyoda bugün bir programda şunu anlattı. Geçmiş zamanları çok zengin ve önemli şahsiyeti Halife Harun Reşit'in danışmanlarından devrin bilgini Ebu Yusuf'a 20 soru sormuşlar, 19'unu “bilmiyorum” diye cevap vermişti. “Hanım bilmiyorsun, halife sana iyi maaş alıyor musun?” dediklerinde, “Halife bana bildiklerim için maaş alıyorlar, bilmediklerim için de ödese hazinesi yetersizliği.” Cevabını verdi. Ne kadar derin ve önemli bir mesaj var bu cevabın içinde. Bilmediklerimizi kabul edebilme erdemi bize ne kadar büyük rütbe kazandıracak ve kullandığımızı sandığımız donanım dahi ne kadar fazla detay öğrenmemizi sağlayacak bir bilebilsek. Muhtemelen bir şeylerin azının zannedilmesinin egomuza vereceği zarardan korkarız. Ya da çevremizde adama bak o koltuğa var ancak hiçbir şey bilmiyor diye alay edecekler diye çekiniyoruz. Çevremizde konuşulanları, hayatımız kitabı, izlediğimiz filmi bile seyrederken ben bunu zaten biliyoruz ön koşul ile yorumluyoruz. İşte o beyin düğümü oluşuyor ve bildiğini kabul ettiği için yeni bildirimler izlenmiyor. Bu nedenle tavsiyem iyi bir dinleyici olmaya gayret etmek bile öğrenmek için atılan çok büyük bir adım olacaktır. Kısaca en iyi şekilde biriktirdiğimiz şey 47 yıl boyunca cehaletimizde katlandığımız yol, katlanacak yolun yanında fark edilmediği gerçeği. Öğrenmeye devam.... Sevgiyle kalın ### Sürç-i Lisan Ettiysek Affola URL: https://halilerdogmus.com/surc-i-lisan-ettiysek-affola/ Last updated: 2026-07-04T17:37:15.000Z Geçen haftaki üyenin bir sivil toplum döngüsündeki arkadaşlarla bir akşam yemeği yeme haberi vardı. Yemeğe yaklaşık 20 kişinin katılacağı belirtilmişti. Bulunduğu yer oldukça uzak bir mesafede olan restorana geldiğimizde grubumuzun üst katında büyük ayrı bir kapalı bölümde olduğu belirtildi biz de çıkıştan çıktık. Kapıdan içeri girer girmez daha toplanalı yarım saat kapasitesine sahip olan bedenin vücudundaki duman bizi karşılar. Topluluktaki yaklaşık beş arkadaşımız sigara içiyorlardı, yaşça büyüdükçe büyük olduğumuz için rahatlıkla tepkimizi verdik. Arkadaşlar kapalı mekanda sigara içmenin kanunlarla yasaklanmış olup olmadığını bilmiyor musunuz diye sorduk. Birkaç arkadaş dışında kimse pek umursamadı. Arkadaşlarımıza kapalı mekanda sigara içmenin kanunen yasak olduğunu geniş ölçüde yedeklemeye gayret ettiğimizi düşünüyorum. Ancak kimsenin pek umursadığı söylenemez. Ben burada duramam zorluklarda ise onlardan önce benim şakalaştığımızı sandılar, espriyle karışık bizim sigara konusundaki görüşlerimizi gönderimde bulundular. Bir kaç arkadaşlarımız arasında masanın en uzak köşelerine mesafeleri oradaki arkadaşların sorusuna bazı örneklerle yanıtlar uyguladık. Aslında bizim taktığımız konu o mekanda sigara içilip içilmesinin ötesinde bir konuydu. Burada asıl nokta kanunlara olan yaklaşımımızdı ve biz de daha hassas olan bu noktayı vurgulamaya çalışmayık. Öyle ya hepimiz kanun koyucuları eleştiriyoruz, hepimiz yürümeyi eleştiriyoruz, hepimiz içinde ayrışarak Türkiye'yi eleştiriyoruz. Ancak kendi kanunlarımıza ne kadar sahip çıkıyoruz ki herkes arasında daha fazla saygı gösteren bir Türkiye'yi bekliyoruz. Bilakis hepimiz kendimize göre özel kanunlar bekliyoruz ya da işimize gelince kanunların bize uygulanmasını istiyoruz. Sadece birbirleri arasında olanlar olduğunda kapalı mekanlarda kanun uygulanmaz, kurallarda burada geçmez diye bir istisna varsa bunu da bizim cehaletimize vermek istiyoruz. kısaca gecenin özeti; #### Hem kapalı mekanlarda sigara içmeye karşı hem de hukukun özgürlüğüne saygısı olduğunu düşünenlere ise dünyayı terk etmek düşüyor. #### Sigara içmeyen arkadaşlar kanun koyucu onları düşünmüş olmasına rağmen arkadaş sohbeti varken otelde buna katlanabiliriz diyorlar, #### Sigara içen arkadaşlar içmeyen arkadaşlara nasıl bir Şehadet yaşattıklarının farkında olmak isteyenler, #### Mekan sahibi o gece ki hasılatı ile ilgileniyor, Bizde öyle yaptık ki, 70 dakika içinde daha fazla rahatsız etmemek için zor geldiğimiz mekandan belli etmemeye devam ederek 5\. dakika yan kapıdan ayrıldık. Tepkimizi de insanların arkalarından konuşmak yerine belki bu ve bunun gibi daha hassas olunmasına vesile olur diye bu bakışı da kaleme alarak verdik. :) Sürç-i lisan ettiysek af ola. ### Önce Kendi Sorumluluğumuzu Arama Farkındalığı URL: https://halilerdogmus.com/once-kendi-sorumlulugumuzu-arama-farkindaligi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:14.000Z Sanki her gün her konuda giderek artan bir şikayet dinleme ve çoğu zaman şikayet eden olma eğilimi güncel hayat tarzımız olmaya başlıyor. Buradan hareketle herhangi olumsuz tespitin bulunulduğu bir ortamda aşağıda ki 3 temel cümle bize yol gösterici olabilir. 1\. Her an karşılaşabileceğimiz olumsuz bir tespit, hakkımızda ki yorum, işimizdeki olumlu sonuçlanmayan bir süreç karşısında ilk tepkimiz genelde suçlamak, içinde bizim de payımız olduğunu kabul etmemek şeklinde oluyor. Oysa **“Bu karşılaştığımız durumda bizim kusurumuz / sorumluluğumuz neydi.”** Cümlesi ile başlamamız çok değerli. Karşılaşılan bu durumda kusurumuz dışarıdan hiç gözükmeyebilir belki ancak mutlaka ilişiklendirebileceğimiz bir noktayı düşünmeli ve bulmalıyız. Bu durum evde, işyerinde, hatta trafikte yaşanan bir konudan, ülkenin içinde bulunduğu ortama kadar her türlü konu olabilir. Bizim sorumluluk anlayışımız önce kendi hatamızı aramak yönünde olmalıdır. 2\. İkinci olarak özellikle toplumu ilgilendiren olaylarda çok keskin ve sert eleştiri cümlelerinin mimarı olabiliyoruz. Özellikle kendi çevremizde ki insanlar ile bir araya geldiğimizde her konu hakkında büyük söylemler içinde bulunuyor ve kurduğumuz şikayet cümlelerinin aslında bir süre sonra bizi olumsuz yönettiğinin farkında olamayabiliyoruz. Bu yüzden bakış açımızı değiştirmek için şu cümle tarzı bize yardımcı olabilir. **“Biz neyi daha iyi yapsaydık bu başımıza gelmezdi ya da etkisi daha düşük olabilirdi.”** 3\. Bakış açımızı tamamlayacak son aşama ise **“Şu andan itibaren hangi çabamız bu olumsuz duruma katkı sağlar”** cümlesini kurmak ve bu konuda eyleme geçmektir. Lütfen sahilde yüz binlercesi karaya vurmuş denizyıldızından denize atılan bir tanesinin hikayesini unutmayalım. Şunu unutmayalım ki karşılaştığımız olumsuz durumlarda önce kendimiz adım atmamışsak şikayet etmeye hakkımızda olmamalıdır. Kendi bireysel çabamızı sarf etmemiz yeterli olmayabilir. Evimizin önündeki çöpleri temizledikten sonra komşumuzun evinin önündeki çöpleri biz temizlemeyelim ancak onun da temizlemesi için onu motive edelim, imrendirelim belki de yardımcı olalım. Bu gayretleri sarf etmeden şehrimiz çok pis demek ve 5 yıl sonraki belediye başkanlığı seçimini beklemek bu kadar uzun süre pis bir şehirde yaşamayı peşinen kabul etmek demektir bunu da unutmayalım. Kısaca Her türlü olumsuz durumda sırasıyla şu cümleleri kuralım; #### **“Şu andan itibaren hangi çabamız bu olumsuz duruma katkı sağlar”** #### **“Biz neyi daha iyi yapsaydık bu başımıza gelmezdi ya da etkisi daha düşük olabilirdi.”** #### **“Bu karşılaştığımız durumda bizim kusurumuz / sorumluluğumuz neydi.”** Daha yaşanabilir bir dünya için sevgiler..... ### Kardeşlik Mutfağında “Bizim Tadımız” Geleneği URL: https://halilerdogmus.com/kardeslik-mutfaginda-bizim-tadimiz-gelenegi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:14.000Z 5 yıl önce o tarihte ikamet ettiğimiz sitede komşular arası sorunlu toplantıların bir tanesinde ortalığı yatıştırmak için herkese lokum ikram etmiştik. Birden gözler bizim üzerimize çevrildi ve yeni genel kurulda sitemizin yönetim kurulunda başkan adayı sensin demezler mi? Lokum ikram ettik başkanlık üzerimize kaldı. Sitemiz gerçekten insan ilişkileri noktasında oldukça mesafe alması gereken bir noktadaydı, yeni ekip büyük heyecanla işe başlamıştı ancak o tarihte yaklaşık 130 ailenin oturduğu sitede yaklaşık 10 farklı gruplaşma vardı. Tabi asıl sorunumuz “EGO”larımızın tavan yapmasıydı diyebiliriz. Herkesin müthiş bir haklılık argümanı vardı ve bu argümanlar zaman zaman çok kırıcı boyutlara gelebiliyordu. Böyle bir süreçte herkesin ortak menfaatini belirlemek kadar güç bir çaba olamaz herhalde. Site yöneticiliğinin teknik tarafını anladığımız pek söylenemez, ancak yeni yönetim kurulunda mühendisler, profesyonel yöneticiler vs birbirini tamamlayan güzel bir ekiptik. Ancak kırılan, bozulan komşuluk ilişkilerinin tamirinden anlayanımız olduğunu söyleyemeyeceğim. O günlerde muharrem ayı girmişti ve her yıl olduğu gibi bizim evimizde de aşure kaynatmıştık. Birden biz çocukken arkadaşlar arasında birbirimize kızıp küstüğümüzde bizi barıştırmak için babaannelerimizin uygulamaları aklıma geldi. Küsen arkadaşları barıştırmak için birbirimize şeker verdirir ya da sevdiğimiz şeyleri ikram ettirirlerdi. Bu yüzden çocukluk dostluklarımız hep güzel tatlar ile hafızalarımızdadır. Birden ampul yandı ve sitede her evden şeker toplayarak dev bir kazanda aşure pişirecek ve hepimizin tadını birbirimize ikram edecektik. Öyle de yaptık. Soğuk bir kasım pazarında pişirdiğimiz sıcacık aşure çok lezzetliydi. Tüm komşularımıza hatta yan site komşularına bile dağıttık. Derken bu gelenek oldu ve o siteden taşınmış olsak dahi hala aşure etkinliğimize davet alıyoruz ve bu sene de pişireceğiz inşallah. Derken bunu sitede yapıyorsak neden şirketimizde de yapmayalım dedik. Aşure pişirmek için mutlaka birbiriyle ilişkileri iyi olmayan bir topluluk olmak gerekmiyordu. Biz bu kez merkez ofisimizde çalışan tüm personelimize üzerine isminin yazıldığı etiketli küçük poşetler dağıtıp, hepimizin evinden getirdiği şekerle kaynatılmış bir aşure yapmayı planladık. Şirketimizde bu yıl ikincisini yaptığımız bu tatlı etkinliğin içinde o kadar güzel mesajlar var ki? Buna Aşurenin kardeşlik ve sevgi bereketi diyebiliriz. Kazan kaynarken herkes emek veriyor, kepçeyi bir tur da kendisi çeviriyor. Pişme işi bitip servis sırasına gelince herkes süsleme kısmında inanılmaz bir keyifle yardım ediyor. Düşünsenize yaklaşık 150 kişi kendisinin dışında diğer 150 kişiye şeker ikram ediyor ve günün sonunda herkes en az 150 kişinin şekerinden tadıyor. Bizim Aşureyi daha lezzetli yapan içindeki zengin malzeme çeşidinin yanı sıra içine büyük emek vererek koyduğumuz sevgi ve üzerine serptiğimiz kardeşlik duyguları olsa gerek. Bu fikrin asıl sahibi olan rahmetli babaannelerimizi de bu vesile ile hürmetle analım. ### Şirketlerde Matematik Düşünceyi İçselleştirmek URL: https://halilerdogmus.com/sirketlerde-matematik-dusunceyi-icsellestirmek/ Last updated: 2026-07-04T17:37:14.000Z Çalıştığımız şirketlerde iki birim vardır ki diğer çalışma birimleri tarafından pek büyük sempati ile kucaklanmayabilirler. Bir çoğunuzun hemen tahmin edebileceği üzere birisi Mali İşler, diğeri de Bilgi Teknolojileri departmanlarından bahsediyoruz. Yazımızda öncelikle Mali işler departmanına odaklanacağız. Bu anti sempati riski yüzünden bu birimin başındaki yönetici arkadaşlara da diğer tüm birimlerden daha ağır sorumluluklar düşer. Öncelikle tüm finansal konuların doğru ve zamanında kayıt altına alınması ve her şirketin kendi süreçlerine göre en kısa sürede en güvenilir finansal raporların üretilmesi çok önemlidir. Bu sempati riski neden doğuyor bunu iyi analiz etmeliyiz. İşletmelerimiz kâr amacıyla kurulmuş müesseseler olduğuna ve bu raporlamanın mali işler departmanı sorumluluğunda olduğuna göre, her türlü harcama evrakı bu departmanın disiplini sayesinde doğru kayda girebilir. İşin ilginç tarafı gider faturalarının kabardığı dönemlerde şirket mali raporları negatif yönde alarm verdiğinde bu giderlerin sorumluları çoğu zaman çok ön plana çıkmazlar. Bu giderlerin raporlara intikalini sağlayan Mali İşler departmanı ise bazen haksız yere ispiyoncu muamelesi görebilir. Oysa gelirlerin arttığı dönemlerde de aynı şeffaflıkla bu pozitif rakamlar raporlanır ancak pozitif değerlerin sahipleri daima vardır ve daima ön plandadırlar. Mali işler departmanı sermayedarlara ve devlete karşı da baş sorumludurlar. Bunlara ek olarak diğer tüm birimlerin tedarikçilerine karşı sorumlulukları vardır. Bu sorumlulukların hepsinin ortak bir dili vardır oda “RAKAMLAR”. Hal böyle olunca şirketlerde matematik düşünceyi 360 derece en fazla içselleştiren departmanda doğal olarak Mali İşler departmanı olmak durumunda kalır. Oysa tüm birimlerin kendi verimlilik kriterlerini mümkün olduğunca matematiğe dökmesi ve her birimin kendi içinde bir “mali işler” bakış açısına sahip olması şirketlerin sürdürülebilirlikleri için önemlidir. İşletmelerin amacı “Kâr elde etmek” olduğunu unutmayalım. Sürdürülebilir ekonomik boyut için bir işletmenin düzenli olarak gelirlerinin giderlerinden daha fazla olması esastır. Bu yüzden işletmedeki tüm sorumluluk merkezlerinin matematik bakış açısına en fazla sahip çıkan Mali İşler departmanlarına pozitif enerjiyle yaklaşmalarını öneririm. Tabi Mali İşler departmanlarındaki ekiplerinde iletişim süreçlerini sürekli geliştirmeleri ve raporlama dillerini her birimin kendisini daha iyi geliştirmesine hizmet edecek şekilde geliştirmesini bekleriz. Departmanlar arası oluşabilecek çatışma risklerine karşı tüm birimlerin matematik bakış açısını daha iyi içselleştirmeleri içinde sanırım biz yöneticilere basit gözüken büyük sorumluluklar düşüyor. Ancak bu bakış açısını şirketin geneline yayabildiğimizde öncelikle şirket içi verimliliğin artması sağlanırken bunun kendi özel hayatlarımıza bile pozitif yansıması kaçınılmaz olacaktır. ### Yaşadıklarımızın Sorumlusu Kim? URL: https://halilerdogmus.com/yasadiklarimizin-sorumlusu-kim/ Last updated: 2026-07-04T17:37:13.000Z Sevgili Dostlar; Son günlerde o kadar yoğun ve karmaşık olaylarla yüz yüze geldik ki ister istemez yaşadıklarımız hepimizi derinden etkiliyor. Bir yandan olan biteni anlama çabasını gösterirken bir yandan da kendimizi olayların sorumlusunu ararken buluyoruz. Üstelik haber kanalları, sosyal medya ve sohbetlerimiz yoluyla dezenformasyona da maruz kalıyoruz doğal olarak. Tüm bunların sonucunda, haklarındaki bilgilerin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu tam olarak bilmediğimiz insanlar için hükümler ortaya koyup, onları acımasızca yargılayabiliyor ve hatta onları infaz edebilecek noktalara dahi gelebiliyoruz. Maalesef bu bizim güncel bir davranış tarzımız oldu. Kendimizi her konuda en bilgili kişiymiş gibi konuşurken bulunca ister istemez konuştuğumuz her konunun uzmanı gibi davranmaya başlıyoruz. Şimdi sıkı durun, zira tüm bu yaşananların sorumlusunu birkaç satır sonra bulabilirsiniz. Aman dikkat! Büyük ihtimalle önce kabul edip sonra bu sorumluya da itiraz etmeniz doğal bir refleks olabilir. Elimizde yeterince bilgi, belge, veri olmasa da ısrarla sorumluların kimlik detayları, ikametgah adresleri, geçmişleri vs bir çok ayrıntıyı masaya yatırıyoruz. Sonra üstüne bir de arkasında falanca var, filancanın yardımı olmadan bunu başaramaz, zaten falanca yaşanacakları önceden biliyordu deyip üstüne giyabi olarak infaz ettiğimiz kişi ya da kişilerin birlikte hareket ettiklerinin şemasını dahi çıkarabiliyoruz. Peki yaşadıklarımızın sorumlusu gerçekten KİM? Doğru cevap için fazla sabırsızlanmanıza gerek yok. İsnat edilen tüm suçları üstlenecek birisi var lakin siz bu cevabı kabul edecek misiniz? Evet, yaşadıklarımızın tüm sorumlusu BEN’im. Şimdi sorgulamayı derinleştirelim bakalım, BEN’i ne kadar tanıyorsunuz. BEN var ya BEN, BEN her şeyi bilirim. Anlamadığım hiç bir konu yoktur. Herkesin BEN’im dediklerime inanması ve kabul etmesini beklerim. İtiraz olduğu zaman süper bir açıklamam vardır: “Efendim toplumda müthiş bir kutuplaşma oldu, ONLAR şöyle, ONLAR böyle” der uzmanlığımı konuştururum. O kadar da nezaketliyizdir ki, BEN’im doğuştan kusursuzluğum vardır. Hatta BEN’im hiçbir hatam göze batmaz. Üstelik bu nezaket çizgisi sadece kusursuzluğum ile sınırlı değildir. Konu BEN olunca o kadar çok seversiniz ki BEN’i. Tüm başarıları, güzel şeyleri, tek üreten de BEN’imdir. BEN olmasam, o da olmaz bu da olmaz. Gerçekten karşılaştığımız tüm olumlu durumlar BEN’im sayemdedir. Kimse şu senin çok iyi tanıdığın BEN’in üzerine toz konduramaz. Bu arada BEN herkesi çok severim. Ancak şartlarım vardır, BEN’imle iyi geçinecek, BEN’im dediklerimden dışarı çıkmayacak, BEN’im gibi düşünecek. Aksi takdirde BEN’im sevdiğim birisi olamaz, zaten aynı fikirde olmadıklarım da BEN’i sevmiyordur. Bu tavrımız aslında sadece son günlerdeki olaylara ait bir davranış değil. Lakin tüm yaşadıklarımızın içindeki sorumluluklarımızda BEN’im hatalarıma odaklanmadıkça bize kurtuluş gözükmüyor. Her daim başkalarının hataları ile uğraşmaktan dolayı BEN’i unutuyoruz sanki. Tüm bu acımasız eleştirileri ortaya koyarken, hem yukarıda belirttiğimiz hem de benzer şekilde eleştirdiğimiz sorunların hiçbirinin çözülmediğinin, aynı şekilde ortada durduğunun da farkında mıyız acaba? Sorumlunun BEN olduğu bir dünyada çözümü hep karşıda aradığımız sürece ne değişebilir ki? Hataların en azından birazını BEN’ de görmediğimiz sürece bu yaşadığımız sorunlar artarak devam edecektir, bunu unutmayalım. Aslında vurgulamak istediğimiz ve dikkat çekmek istediğimiz tam da bu nokta. Yaşadıklarımıza bakış açımızı gözden geçirmemiz gerekiyor. Ancak hiçbir şeyi değiştirmediğini görerek yine de ısrarla buna devam ediyor olmamız gerçekten çok şaşırtıcı bir uyuma hali. Şimdi tekrar sorumluya dönelim. Kabul ediyorum: \- Yakın çevremdeki mutsuzluğunuzun nedeni BEN’im, onlara yeterli vakti ayıramadım, \- Şirket içinde gördüğünüz ne kadar olumsuz davranış varsa, bunların hepsinin sebebi BEN’im. Herkesin hataları ile uğraştım durdum, başkalarının eksikliklerini her ortamda dile getirerek BEN’im önemimi her zaman anlatmaya öncelik verdim. \- Arka sokaktaki çöp tenekesinde bulduklarını iştahla yemeye çalışan insan evladının nedeni BEN’im. Yemekhane de artan yemekleri, karnı aç insanlara ulaştırmayı önemsemedim. \- Yığılan işlerinizin ve cevapsız maillerinizin sebebi BEN’im, başarılı insanların çalışma disiplinlerini hiçbir zaman örnek almadım. Bu listeyi istediğiniz madde ile dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz. Sevgilinizden ayrılmanızdan en sevdiğiniz kitabın kaybolmasına kadar hepsinin sorumlusu BEN’im. Bu kadar basit konuları önemsemiyorsanız, 15 Temmuz’da yaşadıklarımızın sorumlusu da BEN’im. Tabi kabul ederseniz. İşte sorun burada başlıyor. Siz BEN’im sorumlu olduğumu kabul etmiyorsunuz… BEN kim miyim ? BEN’im işte…. ### Lezzetli Bir Makarna Kaç Dakika da Pişirilir? URL: https://halilerdogmus.com/lezzetli-bir-makarna-kac-dakika-da-pisirilir/ Last updated: 2026-07-04T17:37:12.000Z Lezzetli bir makarna kaç dakika da pişirilir? Son günlerde sıradan sade bir makarna ne kadar sürede pişirilir diye farklı kişilerden görüşler alıyorum. Aldığım cevaplardan sonra şunu memnuniyetle söyleyebilirim; 7 den 77 ye hepimiz makarna pişirmekten anlıyoruz. Biraz sonra anlatacağımız iş yapma bilinci ve sorumluluğu paylaşımı için makarnanın kaç dakikada pişirildiğini bilmek çok önemli. Görüşüne başvurduğum herkese önce sade bir makarnayı maksimum kaç dakika da servise hazır hale getirisiniz diye sordum ? Büyük çoğunluk cevap olarak maksimum 15-20 dk da yaparız dediler. İkinci olarak ise sade her hangi bir sosu olmayana makarnayı 3 saatte pişirirsek ne olur diye sordum. Cevap olarak ya o makarna yenmez, erir vs işe yaramaz dediler. Şimdi gelelim asıl konumuza. Günümüz bilişim çağında organizasyonlar büyüdükçe çok temel bir sorun yaşıyoruz. Bazen 20-30 dakikada yapılacak bir iş günlerce, birkaç gün sürecek bir iş aylarca sürebiliyor. Takım arkadaşlarımıza bir işin hak ettiği sürenin ne anlama geldiğini anlatmanın en kolay yolu olarak bu makarna örneğini vermeye başladım. Basit bir iş günlerce sürdüğünde tıpkı makarnanın 3 saat pişmesi gibi lezzeti kaçabiliyor, değersizleşiyor. Burada makarna pişirmek ile mecazileştirmeye çalıştığımız konuların, detaylı bir proje çalışması gerektirmeyen küçük işler olduğunu anlamışsınızdır. Hepimiz haftada birkaç kez aslında tek başına çok önemli olmasa da bir bütün içinde önemli katkıları olabilecek küçük işler ile de uğraşıyoruz. Ancak bu işler için hak ettiği zamandan daha uzun süre harcandığında işin lezzetinin kaçtığının farkındayızdır. Tüm ekibimizi bir işin ancak hak ettiği sürede yapılması durumunda bize yarar sağlayacağı konusunda daha fazla bilinçlendirmeliyiz. Çevremizde o kadar çok parazit var ki bir işi yaparken dikkatimiz dağılabiliyor, aynı zamanda bir den fazla iş ile uğraşırken bazıları unutuveriyoruz. Oysa o unuttuğumuz iş belki de başka bir arkadaşımızın işini tamamlayacak son bir adım ve biz o küçük işi tamamlamadığımız için ekip arkadaşımızda kocaman bir işi bizim yüzümüzden sonuçlandıramıyor. Bu tür verimsizliklerin kaynağı olmamak için elimize gelen ve kısa sürede tamamlanması mümkün olan işleri ertelememeye özen göstermemiz çok önemli. Günlük tempomuzun içinde bu tür işlere düzenli olarak 30-40 dakika ayırmayı çalışma sistemimizin bir parçası yapmaya gayret edersek çarkların daha hızlı dönmesine önemli katkılar sağlayabiliriz. Ancak bu işleri hızlı seri şekilde yapabilmenin önünde birkaç engele daha dikkat etmemiz gerekebilir. İlki teknolojiyi yakından takip etmeme riski. Eğer yeni gelişmeler veya uygulamalar konusunda kendimizi ve şirketimizi düzenli güncellemiyorsak kısa sürede yapılabilecek işler bazen günlerce süren uzun uğraşlarla ancak tamamlanabiliyor. Örnek vermek gerekirse bir mağaza görsel video sunumu için eskiden bir firmadan destek almak için yardıma ihtiyacınız vardı belki de şirket prosedürünüz gereği ihale açmanız gerekiyordu oysa şimdi KeyNote uygulaması var, cep telefonunuzla çektiğiniz fotoğrafları Kadıköy’den Beşiktaş’a geçiş sürecinde bile muhteşem bir yapıma dönüştürebiliyorsunuz. Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün üstelik bu iş küçük iş bile sayılmayabilir. Makarna benzetmemiz için ofisteki çizilen bir duvarın boya tamirinden, bozulan çiçeklerin değiştirilmesine kadar daha basit işlerden bile bahsedebiliriz. Bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta hangi işin **kimler tarafından**çözülebileceğine dair yeterli networkünüzün olmasıdır. Küçük işleri bitiren ağı sürekli geliştirmelisiniz. Hangi işleri **kimlerin ne kadar sürede** çözeceğine dair deneyiminizin olması size önemli avantajlar sağlayabilir. Bahsettiğimiz küçük ama önemli işlerin sanırım şirketlerde ki çözüm birimlerinden birisi de idari işler departmanları. Bu birimlerdeki arkadaşlara gerçekten büyük sorumluluklar düşüyor. Bu birimleri asistans hizmet şirketlerindeki iş yapma hızı anlayışıyla bilinçlendirmek te sanırım bizlerin görevi. Ancak makarna örneğimizi sadece idari işlerin görev tanımındaki konularla sınırlı olmadığını tekrar hatırlatmayı da unutmayalım. Bu yazıyı okuduktan sonra 15 dakikalık makarnayı 3-4 saatte pişirmenin şirketimizde nelere mal olacağını bir kez daha düşünelim ### Şikayetlerimizin Aslında Bir Liderlik Fırsatı Olduğunun Farkında mıyız? URL: https://halilerdogmus.com/sikayetlerimizin-aslinda-bir-liderlik-firsati-oldugunun-farkinda-miyiz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:12.000Z Sevgili Dostlar İnsan evladı muhtemelen yaratılışında sürekli ve her durumda öncelikle şikayet edilecek bir nokta bulma fıtratı var. Böyle olduğunda genetik kodlarımızın gereği, sürekli şikayette bulunuruz. Yağmur yağdı ıslanmaktan, güneş çıktı terlemekten, kar yağdı kaymaktan şikayetçiyiz, çoğunlukla bunların yokluğunda da bu sefer yağmur yok, güneş yok, kar yok diye şikayetçiyiz. Hep şikayet hep şikayet, kısacası çoğu zaman ne gibi şeyleri bilmediğimiz kesin. Tabi bazen gerek kendi hayatımızda, gerekse işlerimizde, bazı memleketlerimizde ciddi anlamda üzücü olaylar yaşanabiliyor ve bu yaşanan sistemimizde bizim şikayet etme tavrımıza güç veriyor. Belki de para sözcüklerin aslında şikayette bulunduğunun farkında olmadığınızı belirtir. Çoğu zaman üzüntülerimizin ifadeleri aslında birer şikayet cümlesi geldiğini ve bizi yönlendirebildiğini sakladık. Üzüntü hissimiz ile sorumluluklarımızı hatırlamadığımız bilincimiz aynı anda aralıktaki kutuplara kayabiliyor. Geçenlerde whatsapp grubumuzdaki bir arkadaşımız, katıldığı uluslararası bir davetten çok etkilenmiş ve böylece bir paylaşımda vardı; “Başka milletlerin tartıştıkları konuları nerede biz neleri tartışıyoruz, hakikaten biz başka bir dünyada, çok üzücü” Hayır güzel arkadaşım üzücü değil, aksine muhteşem bir fırsat. Şimdi sen o katıldığın toplantıda bizim çağımızda ya da büyük bir şirkette hiç konuşulmayan, içerik olarak zengin herkesin ufkunu açan bir şeyler duyduğun ya. İşte sana muhteşem bir liderlik fırsatı daha. Bu durum üzülecek bir bakış açısıyla seyir mi var, paylaşımcı bir lider görünümüyle hemen benzer bir etkinlik yapmak için fırsata mı dönüştüreceğiz. Malum bu şeyleri okuduğunuz noktalardan birisi de Linkedin, yani eğitim, bilinçli hayat görüşü vs bir çok konuda gelişmeleri bir süzgeçten geçmiş kişilerin bulunduğu bir platform. Burada hiçbir şikayet etme kültürünü geliştirerek kendisine, ailesine, ülkesine ve dünyaya faydalı bir şeyin yapılamayacağını bilmesi gerekmiyor. Şikayette bulunmanız onun için bizlerin bir liderlik olanağını sergilemek değil mi? Genel şikayetler sırasında zaten konunun doğrusunun nasıl olması genişlemenin düşüncelerini de ifade ediyoruz. O zaman bakımını de yaptığı şikayet konusunun çözümü için neden yönetim yapmayı denemeyelim. Konuyu uzatmadan evimizde, işimizde hemen son 48 saatimizi düşünelim, beğendiğimiz, eleştirdiğimiz, üzerine emek sarf edebileceğimiz yakınlıkta ve rahatlıkta havalandırmada bir bakış açısı ele alır, mutlaka liderlik esnekliğiyi deneyelim. Şikayet kültürünü unutmayın, üzüntüsü ile kola kayıtlı o kadar tehlikeli bir duygu ortaya çıkarın ki, toplumsal verimliliğimize zarar verebilir buna dikkat edelim. Üzüntülerimiz bir travmaya dönüş, sorumluluklarımızın önüne geçilir. Şimdi sizin için LİDERLİK saati.. ### Mert Muhlis - Doğu Akdeniz Üniversitesi - Kıbrıs URL: https://halilerdogmus.com/mert-muhlis-dogu-akdeniz-universitesi-kibris/ Last updated: 2026-07-04T17:37:11.000Z --- Mert Muhlis Doğu Akdeniz Üniversitesi Kıbrıs 26 Kasım 2011 --- Son yılımın ilk dönemiydi. O gün arkadaşım Çağlar fakültemizin iletişim kulübü olarak düzenledikleri ve Anadolu Ulaşım ile Ebebek.com'un Genel Müdürü Halil ERDOĞMUŞ’un katıldığı seminere davet etti . Fakat aynı gün o saatlere denk gelen okul projemiz olan sosyal sorumluluk için huzurevi yaşlılarına yılbaşı eğlence programı düzenleyecektik. Bundan dolayı seminerin sonuna da olsa yetişebildim. Seminerde Halil Bey girişimcilik, azim, kendine güven, heyecan ve istenildikten sonra herşeyin yapılabileceğinden bahsediyordu. Buna örnek olarak Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu stadı Migros girişinde başından geçen “pilav ayran satmak” olayını anlattı ve konuşmasının sonunda şöyle bir cümle kurdu; \- Elimde bir pasta tarifi var ama bu bildiğiniz pastalardan değil. Her gittiğim seminerde bunu satıyorum. Bakalım bu Doğu Akdeniz Üniversitesinden kaç kişi alacak, bu salondan ne kadar toplayacağız. Tarif 1 Lira J İşin ilginç kısmı o günlerde üzerimde kuruş bile para yoktu. O pilav ayran hikayesinden kendi yaşamımla bağ kurdum ve girişimcilik için güzel bir fırsat olabilirdi diyerek ortamın sessizliğinde sadece “ben” diyerek el kaldırdım. \- O tarifi ben istiyorum fakat para vermeyeceğim. \- Parasız olmaz. Tarif 1 lira \- Bende para yok ama tarifi istiyorum ve o pastayı yapacağım. \- Ya yapamazsan, bedavaya tarifi almış olacaksın. O zaman pastayı yapıp hafta içinde satacaksın. \- Satacağım \- Ya satamazsan \- Satamazsam siz söyleyin ne olacağını \- Satamazsan 100 liranı alırım. \- Tamam ( o sırada Umut hocam konuşmaya dahil olarak) \- Ya yapıp satarsa sizde onu işe alın o zaman dedi ve Halil Bey bunun üzerine şöyle cevap verdi; \- Eğer onu yapıp satarsa zaten işe ihtiyacı olmayacak ama bir gün yaptığı pastayı beraber yerken belki iş konuşabiliriz. Seminerin sonunda katılımcılar arasında bir çekiliş yapılacaktı ve kazananlar Anadolu Turizm gidiş-dönüş bilete sahip olacaktı. Halil Bey torbadan ilk ismi çekti, kazanan salonda. İkinci ismi çekti, kazanan salonda ve sahneye çıkıyorlar tabi. Son şanslı kişi çekilecek. 3cü kazananın ismi okundu ama yok, bir daha çekildi ve o kişide yok. Artık son çekiliş ve 3cü kazanan için bir isim çekildi ki şansa bakın kim? Mert Muhlis yani ben. Halil Bey tebessüm ederek “olmaz” dedi. \- Hem bedava tarifi alacaksın hem bedava bilet alacaksın. İkisinden birini seç. \- Tarif o zaman :-) Tebessüm ederek; \- İkisi de olsun dedi. Çıkışta arkadaşın cep telefonundan ses kaydı ile ayaküstü tarifi aldım. Üç gün sonra malzemeleri aldım ve iş çıkışı saat 23:00 da başlayarak sabah 07:00 ye kadar pastayı yaptım. Tam 8 saat sürdü çünkü kestaneleri her yerindeki ince kabuklarına kadar soymak sabır işi ve çok zordu. O gün ilk olarak fakültemde Umut hocama ve daha sonra kapı kapı dolaşarak diğer hocalarıma sattım. Bu arada sözümde durarak pastayı yaptığımı ve sattığımı belgeleyerek resimleriyle birlikte Halil ERDOĞMUŞ’ a mail attım. :-) 1 hafta içerisinde fakültede herkes pastayı yapıp yapmadığımı ve nasıl bir şey olduğunu sormaya başladılar. Bununla birlikte ilk pastamdan satın alan hocalarım evlerinde misafirlerine ikram etmek için sipariş vermeye başladılar. Yapımının zor olması ve okulumun son sene yoğunluğundan dolayı bu işi 1 ay kadar yaptım ve hatırı sayılır güzel bir cep harçlığı kazandım. ( Bu arada maliyetim kazancımın %35 i) Bu anı benim için cesareti, sabrı, kararlılığı özetleyen, bütün hayatıma emsal olacak bir dersti ve gerçekti. --- ### İşletme Körlüğünün Kök Nedeni Çevremizdeki Tolerasyon Olabilir mi? URL: https://halilerdogmus.com/isletme-korlugunun-kok-nedeni-cevremizdeki-tolerasyon-olabilir-mi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:11.000Z Sevgili Dostlar Merhaba Hafta sonu şirketimize ait bazı istatistikler incelerken anında bu paylaşım ortaya çıktı. Bizim genel merkezimizde PDKS (Personel Devam Kayıt Sistemi) kullanılmakta ve bu sistem günün ve haftanın ayrıntılı raporlarını üretmektedir. Eğer çalışan mesailerimiz kabul edilebilir tolerasyon sınırlarından daha geç gelirlerse sistem geç kalma nedenlerini katılıyorlar ve ödemelerini takip edip gerekçelerine göre onaylıyorlar. Bu sistem şirketimizin özellikle SGK tarafındaki sorumluluklarını kayıt etmek için gerekli ve iyi bir sistem. İlgili raporları inceleyen bir çok kişinin tamamladığı geç kalma gerekçesi olarak aynı mazereti girdikleri ve bizlerinde bu ortak mazereti neredeyse istisnasız olarak onaylamış olmadığıma dikkatimi çekti. Mazeret; “Trafikten kaynaklanan ve şirketin önünde otopark bulunamaması”. Aslında son derece masum ve çözümü bu açıklama, endişe verici bir konuyu akla getirdi. Aynı kişiler ayda 4-5 kez hatta bazen haftada 2-3 kez sabah aynı mazeretle masum kabul edilebilir sürelerde dahi olsa geç kalırsa ve bunun önlemini almıyorlarsa burada bir körlük başlamış olabilir mi? Aslında İstanbul'da emeklilik malum, birde İstanbul'da bir çok şirketin otopark sorunu vardı ve dolayısıyla işe geç kalma mazereti bunlar olduğunda kabul edilebilir masum bir durum olarak görülüyor. Aslında bunun önlemini almak bunu yaşayanlarımızda düşmez mi. Eğer her gün sabah 07.30'da evden çıktığımızda yetişemiyorsak bu kez 07.15'de evden çıkmayı denemenize gerek yok mu? Konuyu daha derin tercih ettiğinizde geç kalmanın devam etmesinin aslında bu kadar basit olması mümkün olabilir. Zira bu paylaşımımızın asıl sebebi bu mazereti gerekçe gösteren şirketlere sık sık geç kalmalarımıza dikkat çekmek ya da geç kalmalarımızı Linkedin üzerinden itiraf etmek değil. Asıl önemli konu doğru gidişin basit değişim çözüm dağıtmak yerine mazeret kullanımını uzmanlık düzeyine getirmektir. Bunu sadece iş değiştirebilir ki bir tehlike olarak da görmemek gerekir. Bu ve benzer konularda iş değişikliği, gerek toplumsal yaşamda, bazı özel hayatımızda bizi tolere edecek muhataplarımıza karşı sorumluluklarımızı suistimal etmek değil midir? Bu paragrafı biraz daha derinleştirdiğimizde konuyu özü ile ilgili de bu tür duyarlılığımızın gelişmiş olabileceği sonucu ile karşılaşabiliriz. Yani araba ile işe gelirken geç kalma konusu aslında pek önemli olmayabilir. Aynı konu gibi işler tıkır tıkır, doğru gittiğinizde bazı toleranslar göze batmayabilir. Hedefler tutmuş, işler büyüyor ancak detayın birkaç konuda aksayan yanları var ve hedefleri içeriyor için bunların görmezlikten gelip ya da hoşgörülü yaklaşmak, belki biz takip etmekten, istemeden çalışmalardan en büyük hatalardan bir tanesi. Bu bakış açısını kesinlikle işlerimizde kullanmamız bizim işlemlerimiz için çok önemli olabilir. Aksi takdirde, önceleri yapılabilir olarak görülen eksikliklerimiz zaman içinde işleyişin standartlarını düşürecek ve çevremizdeki hoşgörü bizim iş yapma kalitemizin derinliğini aşağılara çekebilecektir. Ayrıca tekrar geç kalma boyutuna dönecek olursak; Eğer biz bu konuda tedbirimizi almazsak ve bu ayda iki üç kez dahi şirket kendi özel aracı ile ya da şirketlerin sağladığı dağıtım araçlarıyla gelenler olarak şirketlerimize servisle gelen arkadaşlara karşı adaletsizlik yapabilmiş olamıyor muyuz? Onların her gün işlerinin başlangıcında vaktinde gelebilmek için daha erken kalkarken bizlerin daha fazla rahat davranma hakkımız olabilir mi? Ayda iki üç kez yaşadığımız coğrafyada bir aydan daha fazla gün demektir. Böyle bir durumda; şirkete karşı ve örneklenmemiz gereken diğer çalışma arkadaşlarına karşı sorumluluklarımızı ihmal etmiş geçmişlerin da farkında mıyız? Şimdi işlerine özel araçlar ile zaman zaman geç kalan dostlarımız bu paylaşımdan pek çok değişiklik olmayabilir. Lakin yazımızın özü ve asıl amacı sadece geç kalmanın kötü bir şey olduğunu vurgulamak değildir, çevremizdeki hoşgörü sınırlarının bizim eksikliklerimizi düzeltmemizin ve kendimizi geliştirmemizin önünde ki en büyük engellerden olduğudur. En içten sevgilerle ### Tecrübe Kazanmak Uzun Bir Yolculuktur URL: https://halilerdogmus.com/tecrube-kazanmak-uzun-bir-yolculuktur/ Last updated: 2026-07-04T17:37:10.000Z Geçen hafta şirketimizde birlikte çalışmaktan keyifle ortaya çıkan çok genç bir arkadaşımız bir başka şirketten müdür pozisyonuna yükselecek bir transfer teklifi aldı. Sistemimizde henüz bir yılını doldurmamış, üniversite sonrasında tam zamanlı en önemli iş deneyimi olarak bizimle çalışmaya başladı, bizdeki pozisyonlarda uzman düzeyde olan bir arkadaşımızdı. Çalışkan, kolay öğrenen, hevesli akıllı veya zeki (ben zeki ile akıllı olmak arasında ayrımları pek ayıramam) bir arkadaşımız. Kısacası kendi kariyer yolculuğunda bir şirketten müdürlük teklifi alınca çok heyecanlanmış olsa da kişi gidecek şirkette henüz kurulmamış birimin başına başka bir kadro henüz bulunmayan müdürlük tekliflerini kabul etmişti. Profesyonel hayatta kalma belirtileri bu durum bizi iki açıdan mutlu etti, iki açıdan da endişelendirdi. Birinci mutluluk nedenimiz; Giden arkadaşımız mutlu, onun mutluluğu bizim mutluluğumuzdur. İkinci mutluluk nedenimiz ise şirketimizde işe uzman durumda yeni başlangıç ​​daha bir yılını doldurmadan başka bir şirket tarafından “ebebek'te kayıtlısa kayıtlı müdür olabilir” diye görülebilirdir. Bu durum hoşumuza gitti ve bundan olduk. Diğer taraftan ise biraz düşündürdü, endişelendirdi. İlk olarak bu transferi yapan şirketin ortağı ve Genel Müdürü daha bir hafta bizzat bize gelen kahvemizi içmişken böyle bir transferin paylaşılmamasını etik olarak sorguladık ya da bu davranışı kendi samimiyetimiz duygularımızla uyumlumedik. Diğer nokta ise; birlikte çabalarımızın tüm arkadaşlarımıza karşı sorumluluklarımızı hatırlamamızdır. Bunu yayınlayarak, belki de bir çoğunuzun açıkladığı bir hikaye ile anlatması daha dikkat çekici olabilir. Usta – çırak ilişkilerinin önemli olduğu zamanlarda, çıraklar ustalarından icazet (onay) bulunmadan müesseseden kalmamışlar. Ancak usta “tamam yaşadım artık sen her şeyi bilensin, bu yazıları kendi başına yapabilirsin” der ve o zaman ayrılığa izin verirmiş. Ustalar hem çırağının zenginleşmiş, hem de çırak hünerlerini iyice gösterebilsin ki bu kişi için “falanca ustanın çırağıydı” desinler ve kendi ustalığına bir laf gelmesin. İşte o devirde bir çanak, çömlek ustası varmış. Kenardaki çıraklarına tüm hünerlerini öğretir sonra “sen oldun” diye el vererek çıralarını kendi işlerini kurmak için yollarmış. Günlerden bir gün bu ustanın yanında çalışan bir çırak ustasına dağılmış ve “ben oldum artık değiştirmek istiyorum” demiş. Usta ise “evlendim daha senin vaktin var” diye çırağını geri çevirmiş. Hikayemizdeki çırak ise ona fırsatta daha kısa ayrılmak üzere sürekli “usta ben artık oldum, istiyorum” diye ustalığını sıkıştırmaya devam etmiş. Ancak ustaca ona fırsatta “oğlum daha her şeyi öğrenmedin, biraz bilgili olmalısın” iznini vermiş. Bir gün çırak, artık ustanın bu şekilde bildirn sıkılmış olsa gerek, “usta ben ayrılıyorum” demiş ve gidip sokağın sonraki ucuna kendi çömlek atölyesini kurmuş. Her gün ustasından önce kendi kendine dönmüş, ustanın kapsamlı tarladan toprak getirip, ustanın çalıştırdığı su kuyusundan kurtarılma sularla parçalanmış, parçalanmış ustanın hediye ettiği çıkrıkta döndürüp, ustadan gördüğü hünerlerle neredeyse ustadan daha güzel çömlekler yapılmaya başlandı. Ancak çömlekleri fırınlayıp piyasaya sürdün sonra bir süre sonra bütün çanak, çömleklerin üzerlerinde çatlaklar oluştu. Cins güzel çömlek yapılmış, sızıntının ortaya çıkmasından sonraki çatlaklarının önüne geçememiş. En sonunda boyun eğik vaziyette ustasının tarafında devam eden ve durumu anlatan sorunun nerede olduğunu sormuş. Ustası da ona hiçbir kibir göstermeden, yaptığı çanakları fırına sokmadan önce çanakların üzerlerinde gözle görülür safra zor gözükebilen minik hava yastıklarının püf, püf diye üfleyerek söndürülmesini ihmal ettiğini göstermiş. Bizim çırak ise ustasının yanında çalışırken o zamana kadar benim ustam neden çanaklara bakıp onların üzerine püf yaparak kederleniyor diye düşünürmüş. Oysa püflemenin bu olayı “PÜF NOKTASI” olduğu öğrenilmişti. Kısacası bizim diğer endişemiz; Çırağımızın konuşmasının kısa sürede yeni kalıcılığının tüm sorumluluklarının PÜF NOKTALARINI öğrenip öğrenmediğidir. ### Değerli Kalabilmek, Değerli Anılabilmek URL: https://halilerdogmus.com/degerli-kalabilmek-degerli-anilabilmek/ Last updated: 2026-07-04T17:37:10.000Z Hepimizin çok yakında takip ettiği üzere geçen hafta iş dünyasının çok önemli bir ismi Mustafa V. Koç vefat etti. Ülkemizde kendisini yakından tanıyanları saymaya kalksak aslında toplam nüfusumuzun içinde az sayıda insan çıkar. Şahsen bende bir çoğumuz gibi onu bilen ancak tanımayan grubun içindeyim. Lakin Perşembe günü haber bültenlerinde alt yazı geçmeye başladığı andan itibaren ilginç bir üzüntü duygusu hissetmeye başladım. Bugüne kadar yakından tanımadığım bir insanın ölüm haberinin beni bu kadar etkilediği pek olmamıştı. Çevreme baktığımda yalnız olmadığımı anladım. Mustafa V. Koç’u bilen ama yakından tanımayan, ancak son derece üzüntü duyan o kadar çok insanı görünce bu kez kendime bunun nedenini sormaya başladım. 1990 yılında ilk maaşımla Arçelik CD player aldığımı hatırladım. Çocukluğumda evimizde ilk hatırladığım beyaz eşyanın yeşil Arçelik buzdolabı olduğu aklıma geldi. Çocuklarımın şu an Koç Lisesinde okuduğu, bindiğim aracın Ford olması vs vs. Sanırım bu aile bizim hayatımıza yıllardır o kadar çok kaliteli dokunuşlar yapmış ki, o kurumun başındaki aile bireylerinden birisi öldüğünde de, onu bilen ama yakından tanımayan bizler farklı bir üzüntü hissettik. Bu ölüm bize çok şey hatırlatmalı. Tıpkı bu ölüm sonrası olduğu gibi bizim arkamızdan da güzel paylaşımların yapılmasını arzuluyorsak, yeni bir günü bitirirken, "çevremizde dokunabildiklerimize değer üretmek için neler yapıyoruz?" sorusunu yaşadığımız sürece hiç aklımızdan çıkarmayalım. Bugün de boş geçip gitmesin. Evimizde, çevremizde, işimizde bugünü dünden daha değerli bitirebilmek için bilinç seviyemizi tekrar ayarlayalım. Hepimizin ardında hatırlanabileceğimiz kaliteli dokunuşlarımız olsun bu hayatta. ### Sayacımız Yeniden Başlıyor URL: https://halilerdogmus.com/sayacimiz-yeniden-basliyor/ Last updated: 2026-07-04T17:37:08.000Z İnsan olarak sanırım ruhumuz yeni başlangıçlar yapmayı sevmek üzerine formatlanmış. Saat başlarını, yeni bir günün sabahını, yeni bir haftanın ilk gününü, yeni bir ayın başlangıcını mevsimin ilk kar tanesini, yaz tatilimizdeki ilk güneşli günümüzü daha fazla önemsiyoruz. Şüphesiz ki konu yeni bir yıl olduğunda da geçerli. Aslında biz 31 Aralık’tan kurtulduğumuz için mi 1 Ocak’a kavuştuğumuz için mi seviniyoruz bunun tam olarak farkında olduğumuzu sanmıyorum. Belki ikisini de kutluyoruz. Geçen yılın her şeye rağmen geride kalmasını ve yep yeni bir başlangıç yapacak olmamızı birleştirerek sevincimizi bu iki ayrı duyguya pay ediyoruz. 31.12 gece yarısı sayacı sıfırladık. Sanki birden her şey geride kaldı. Sanırım herkesin kendi hayatı için ufak ta olsa bir kalibrasyon fırsatı doğdu. Bir önceki yılda aslında hoşlanmadığınız ancak bir şekilde muhatap olduğunuz, sizin de sorumlu olduğunuz bazı konular mutlaka vardır. İşte sayacın sıfırlanmış olması bu istemediklerimizden kurtulmak ya da onları daha fazla kontrol altına almak için bize müthiş bir fırsat sunuyor olabilir. Bugün hatta bu haftayı iyi değerlendirelim, yapmak isteyip yapamadıklarımız, yavaş yaptıklarımız, hiç başlamadıklarımız için gün bugündür. Not: Bu sayacın % 1 inide çoktan tükettik J ### Steve Jobs Ya Da Bill Gates Olmanın Dayanılmaz Zorluğu URL: https://halilerdogmus.com/steve-jobs-ya-da-bill-gates-olmanin-dayanilmaz-zorlugu/ Last updated: 2026-07-04T17:37:08.000Z Bu hafta genç bir yazar arkadaşımız köşe yazısında “Neden içimizden Steve Jobs’lar çıkmıyor?” diye sormuş. Sonrada bunun nedenini Amerika'nın eğitim olanaklarına bağlayarak, “Siz de önemli başarılar elde edebilirsiniz, Amerika’da okumalısınız” mesajı vermiş. Her yıl binlerce gencimiz eğitim için bu ülkeye gidiyorlar. Gerçekten de Steve Jobs ya da Bill Gates olmak için Amerika’da okumak yetseydi niceleri bu başarıyı yakalamış olurdu. Bizim altını çizmemiz gereken daha fazla maddemiz olduğu kanaatindeyim. Kanımca kendinizi geliştirme ruhunuz, eğitiminiz, içinde yaşadığınız ekonomik çevre hepsi başarı için ayrı ayrı öneme sahiptir. Her konuda mükemmelsiniz lakin Antartika’dasınız. bu durumda büyük fırsatlar bulmakta zorluk çekebilirsiniz. Bu yüzden içinde yaşadığınız çevrede gerçekten çok önemlidir. Geçenlerde Murat Ülker bir sohbet toplantısında şöyle bir ifade kullandı. “Bazı bisküvilerimiz, bulundukları illere göre farklı lezzetlerde olabiliyorlar. Bu yüzden bir bisküvi ya da keki genelde hangi fabrikada üretmeye başlarsak aynı tesiste üretmeye devam etmeye çalışırız. Makinaların bile ruhunun olması, o şehrin iklimi hatta o fabrikada çalışan ustalar bile önemlidir.” Kısaca yediğimiz bisküvilerin tadı bile reçetesi dışındaki değişkenlere göre değişebiliyormuş. Hal böyle olunca insanın yetiştiği sosyal ve ekonomik çevrenin ve iş yapmak için bulunduğu çevrenin de başarı için o denli önemli olabileceği sonucunu çıkarabiliriz. Ruh tamam, eğitim tamam, çevre mükemmel. Başarı için yeterli mi? Tabi ki değil. Kesinlikle bundan sonra çok ama çok önemli tamamlayıcı bir konu daha var. O da **çok çalışmak, çok çalışmak, çok çalışmak.** İstediğiniz kadar iyi bir eğitiminiz olsun, yeterli çalışma azminiz yoksa önemli kazanımlar ve başarılar elde edebilmeniz tesadüflere bağlıdır. Tabi tesadüflere inanıyorsanız! Günümüzde birçok genç arkadaşımız, daha fazla çalışmak yerine kendilerine koydukları sınırların ötesine geçmeme mücadelesi veriyorlar. Bununla birlikte neden daha iyi pozisyonlarda olmadıklarını, neden daha çok para kazanmadıklarını da sorgulayıp duruyorlar. Genç arkadaşlarımıza önemli bir tavsiye; daha iyi gelir elde edebilmek için bulunduğunuz pozisyonun hakkını vermeniz yetmez daha çok ve verimli çalışmanız gerekir. Aksi durumda o pozisyonlarda gözü olan ve daha çalışkan rakipleriniz sizin yerinizi almakta gecikmeyeceklerdir. Firmalar için de bu durum böyledir. Sektörünüzde sizden daha fazla gayret gösteren ve başarı için daha fazla çalışan şirketler zamanla diğerlerini ekarte eder hatta bazen pazardan silip atarlar. Küçük bir esnaf için bile bu böyledir. Aynı cadde üzerinde iki bakkal düşünün, bir tanesi dükkanını her sabah düzenli olarak 08.00’de açıyor ve akşam 18.00’de kapatıyor. Diğeri ise kendisini biraz zorluyor ve her sabah komşu bakkal dükkanını açmadan saat 06:30'da kepenklerini kaldırıyor, akşam ise komşu bakkal kapattıktan iki saat sonra kapılarını kapatıyor. Zamanla hangisinin daha fazla gelir elde edeceği ortadadır. Üstelik hafta sonu açıklık saatlerinden bahsetmiyoruz bile. Yönetici seviyesinde de insan emek arzının bakkal örneğinden pek farkı yoktur. Sizinle aynı pozisyonu hedefleyen insanların varlığını unutmamalısınız. Daha uzun sürelerle iş yapma kapasitesi olan kişiler, tıpkı daha uzun süre açık olan bakkal gibidirler. Her an onları sizin koltuğunuza oturmuş olarak görebilirsiniz. Bu konuya sadece daha uzun süre hizmet vererek daha fazla gelir getirmek kısırlığı içinde bakmamanızı öneririm. Öncelikle, daha uzun süre açık olan bakkal, her gün daha fazla kişi ile temasta olacak, daha fazla tecrübe ve bilgiye sahip olacaktır. Daha fazla açık olan bakkalın stok devir hızı da diğerine göre daha yüksek olacaktır. Bunu, yönetici örneğinde, “bilgileri daha güncel kalacaktır” şeklinde kullanabiliriz. Kısacası, ikinci bakkalın daha uzun süre açık olması daha yüksek gelir elde etmesi sonucunu doğururken, sizin de kalitenizin, deneyim ve birikimlerinizin artması ve rakiplerinizden daha değerli bir çalışan olmanız anlamına gelecektir. Lakin bizim profesyonellerimiz “ama efendim özel yaşamımız var, benim ailem var, onlara zaman ayırmam lazım, gece geç saatlere kadar işte kalamam, hafta sonu çalışamam” gibi birçok mazereti hemen sayıveriyor. Hay hay konuya bu kadar dar çerçeveden bakarsanız, mazeretiniz olur. Haklısınız. O takdirde yerinizde saymaya mahkumsunuz. Zaten ülkemizde herkes daha fazla çalışırsa maazallah ülkemiz daha hızlı kalkınabilir, bu durum bizi bozar. Biz gelişmiş ülkelerin standartlarında çalışma koşullarında çalışmaya özeniyoruz hatta çalışıyoruz. Lakin biz, onların zamanında bizden daha sistemli ve daha çok çalışarak elde ettikleri o standartları, o evreleri yaşamadan elde etmeyi istiyoruz. Malum bizim jeopolitik konumumuz çok değerli, biz iki kıtanın birleştiği muhteşem bir konumda yaşıyoruz. Bu durum sanki her birimize, diğer ülkelerdeki insanlara göre ayrıcalıklar tanıyor. Sevgili okurlar; Globalleşen ve dijitalleşen dünyada bizim caddedeki bakkala göre büyük avantajlarımız var. Emeğimizi göstermek ve üretmek için mutlaka masamızın başında kalmamız gerekmiyor. Elimizdeki mobil cihazlarımızla artık çok şey yapabiliyoruz. Eğer elinizde “20 sene önce görmek mucize olurdu” diyeceğimiz bu aletler varsa, bu aletleri yeterince kullanmamak, kapalı bakkal durumuna benzer. Zira rakip kullanıyorsa size geçmiş olsun. Tabi bazılarımızın biraz önce bahsettiğimiz özel yaşam dokunulmazlıkları var. Onlar bu konuya katılmayabilirler. Ancak bu mobil aletleri kullanmadığımızda özel yaşamda yeri olmayan bazı dakikalarımız zaten boşa gidiyor. Mesela bu yazının büyük bir bölümü, bir arkadaşımla kahve dünyasında ki randevuma giderken konuşmayı yazıya çeviren uygulama ile trafikte giderken yazıldı. Unutmayın işiniz bu dünyadaki en **önemli** gerçekliğinizdir. Özel yaşamınızdaki kişiler ve onlarla geçireceğiniz zaman ise en **değerli** anlardır. Bu önem ve değer ikilisini doğru dengelemeniz de sizin başarılı bir yönetici olabilmenizle ilgili yüksek lisans tez konunuz olabilir. Dört yıl kadar önce YGA liderler konferansında Microsoft ülke eski başkanı ve TURKCELL eski CEO’su Süreyya Ciliv, konuşmasında “Bill Gates’in en etkilendiğim yanı hangi saatte mail atarsam atayım çok hızlı dönüş yapmasıdır. Ona olan hayranlığım öncelikle buradan başladı” demişti. Bunu duyana kadar bazen farklı saatlerde mail attığımda rahatsızlık verir miyim endişesi duyardım. O andan sonra duymamaya başladım. Zira insanların mail okuma ve onlara zaman ayırma özgürlüğüne bir müdahalemiz hiçbir zaman olmadı. Zamanın gereğini hepimiz kendimize göre algılayıp kendimize göre yerine getiririz. Ancak ne Bill Gates ne de Steve Jobs bulundukları yere salt eğitimle gelmediler. Eğitim mutlaka önemli, bulunduğunuz bölge çok önemli, lakin verimli ve çok çalışmak, zamanı iyi kullanabilmek çok daha önemli. Öyle bir hız çağındayız ki, bu çağın gerektirdiği hıza ayak uyduramadıktan sonra dükkanınızın açık kalma saatleri bile önemini yitirebilir. Bir örnek olay daha anlatarak konuyu kapatalım. Geçenlerde bir çalışma arkadaşımız çağrı merkezi birimimizde personel devir hızımızın yüksekliğinden ve o birime çalışan bulmakta zorlandığımızdan dem vurdu. İş görüşmesine davet ettiğimiz kişilerin bir çoğunun görüşmeye bile gelmediğinden, bir kısmının ise kısa süre çalıştıktan sonra işi beğenmedikleri için ayrılıklarından şikayetçiydi. Hatta bir tanesi istifasını WhatsApp mesajıyla yolladığı için son derece bozulmuştu ve bize o kişiyi adeta şikayet ediyordu. Ona şunu söyledim, “işte bizlerden daha genç insanlar bu hızda yaşıyorlar. İnsanların istifalarını WhatsApp ile vermesini yadırgamak yerine ‘WhatsApp ile istifa verenleri yadırgayanları’ yadırgamamız gerekiyor. Günümüzü anlamak gerekiyor. Önümüzdeki dönemde yaptıkları işleri sadeleştirerek birim zamanda daha fazla konu çözebilen insanlar daha hızlı ilerleyebilecekler. İşte bu birim zamanı daha iyi kullanabilmek birazda dükkanın açık olma saatleri ile ilgili bunu sakın unutmayın. Bu satırları okuyan birçok arkadaşımız içerikten rahatsız olabilir. Lakin başlığı tekrar okursanız uluslararası çevrelerce başarılı oldukları tescillenmiş iki insanın seviyesine doğru gidebilmenin dayanılmaz zorluğundan bahsediyoruz. Kimseyi zorla daha fazla çalışmaya falan davet etmiyoruz. Başarı yolculuğumuzda rakiplerimize göre bir adım daha ileriye gidebilmek için ailece, ekipçe, şirketçe, hatta tüm ülke olarak daha fazla çalışırsak ancak o zaman konumumuzun yükseleceğinin altını çiziyoruz. Bizim satırlarımız biraz ağır gelmişse, Google’da “Atatürk’ün çalışmak ile ilgili sözleri” şeklinde arama yapıp okumanızı tavsiye ederim. Özetini bizim kadar lafı gevelemeden o söylemiş. Sevgiyle kalın ### Haklı Mı Olmak İstersiniz, Mutlu Mu Olmak İstersiniz? URL: https://halilerdogmus.com/hakli-mi-olmak-istersiniz-mutlu-mu-olmak-istersiniz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:00.000Z Bu yazımda haklılığın her zaman kazanmak olmadığından bahsetmek istiyorum. Aslında inandığımız bir gerçeğin aksine haklılığınızı karşındakine kabul ettirdiğiniz anda kaybetmeye başlarsınız. Bu cümle, ilk okuduğunuzda size garip gelebilir. Oysa iş ve özel yaşamınızı şöyle bir gözden geçirin bakalım. İş yerinizde en son kiminle bir konu üzerinde tartışıyordunuz ve süreç sizi kimin haklı olduğunu tartıştığınız boyuta getirdi? Her gün ama evimizde, ama sosyal çevremiz ya da iş yaşamımızda karşımıza çıkan bir uyuşmazlıkla karşı karşıya kalabiliyoruz. İşte bu anlarda bizim sergileyeceğimiz tutum çok önemli. Yıllar önce bir uzmanla bu konuda söyleşide bulunurken bana bir örnek vermişti. İnsan ilişkilerinin GS-FB maçı gibi sürdürülemeyeceğini işaret etmişti. Nasıl ki maçta kaybeden takımın taraftarlarının ruh hali olumsuzlaşıyor ve diğer takıma ve taraftarlarına karşı beslediği duygular negatifleşiyorsa, günlük yaşamda da haklılık tartışmalarının sonunda benzer ruh hallerinin yaşanacağını unutmayalım. İnsanlarla iletişiminizi sürdürürken sakın ola ki ben haklıyım, sen haksızsın boyutuna girmeyelim. Zira haklı olan daima kaybeder. Gerçekten de evde, arkadaş çevremizde hele hele iş yerlerimizdeki haklılıklar bize, ilişki kalitesinin kaybı olarak geri dönüyor. Düşünsenize mağazanıza bir müşteri gelmiş, sizin onlarca yıllık müşteriniz ve son alışverişinde sizin kabahatiniz olmayan bir konuda sorun yaşamış. Siz müşterinize bu yaşanan problemde sorumluluğunuz olmadığını kanıtladığınızda acaba o kişi hala sizin müşteriniz olmaya devam edecek mi? İş çevrenizde bir tedarikçiniz, sizin altınızdaki bir iş arkadaşınızın kendilerine hiç dönüş yapmadığını kanıtladığında, bunları çalışma arkadaşınıza sunduğunuzda haklılık ispatı konusunda mesafe kaydedebilirsiniz, lakin o arkadaşımızın çalışma motivasyonu ilgili firmaya karşı muhtemelen hiçbir zaman pozitif olmayacaktır. Evinizde eşinizle ya da çocuklarınızla da benzer süreçler daima yaşanır yaşanacaktır. Peki, bu tür süreçlerde nasıl davranalım? Güncel yaşamımızda ikili ilişkilerde iletişim sürecini haklılığın ispatlanacağı noktalara getirmemeye özen gösterelim - İletişimin boyutu karşılıklı olarak ispat platformuna doğru yöneldiğinde, hemen asıl elde etmek istediğiniz sonuca odaklanalım - Haklılık mücadelesine, sadece hukuki platformlara düşmüş konularda ihtiyaç duyalım - Hepsinden önemlisi haklı olduğumuzu ispatladığımızda; müşterimizin, iş arkadaşımızın, ailemizin sevgisini kaybedeceğimizi unutmayalım Sakın ola ki bu yazılanlardan “o zaman biz daima alttan alalım, haklı iken bile hakkımızı aramayalım” düşüncesine kapılmayın. Bu tür süreçlere girildiğinde görüşmeyi kimin haklı kimin haksız olduğunun ispatlanacağı boyuttan çıkartalım. Zira haklılık tartışmaları bizi çözüm üretmekten uzaklaştırır. İki taraf da, ulaşmak istediği sonuca şu andan itibaren nasıl katkı sağlar, buna bakabilmeli. Şu ana kadar olan süreçte zafiyetler varsa sorumlularını şu anda aramamız büyük bir kayıp olabilir. İvedilikle sonuca odaklanalım, işlerimizi sonuçlandırdıktan sonra geriye dönüp benzer süreçlerin yaşanmaması üzerine çalışmalarımızı yapalım. Başarı odaklı insanlar zaten ulaşmak istedikleri sonuçları elde ettikten sonra bu süreçte kendileri ile ilgili eksiklikler varsa bunu analiz etmek mecburiyetinde hissedeceklerdir. Konunun bir ek boyutu da çevrenizde yaşanan olaylarda konuların çözümü için size gelinmesidir. İş yerinde iki astınız, iki arkadaşınız ya da evde iki çocuğunuz size gelip aralarındaki uyuşmazlık ile ilgili sizden hakemlik veya yargıçlık yapmanızı isteyebilirler. Eğer iki tarafta iş ile ilgili tecrübelerinin yetersiz olduğu için sizden danışmanlık talep ediyorlarsa sorun yoktur. Lakin süreç benim dediğim doğru senin dediğin doğru aşamasına gelmişse bir hakem ya da yargıç olmadığınızı siz atlamayın ve bunu size müracaat edenlere de söylemeyi unutmayın. İş yerlerinde bazen öyle zor konular bizlere geliyor ki ister istemez çözüm sırasında kendimizi hakem ya da yargıç gibi hissedebiliyoruz. Fakat bizim misyonumuz “yönetici” olmaktır. Bunu aklımızdan çıkarmayalım. Bizim görevimiz böyle bir sorunda taraflardan birisinin haklılığına (diğerinin haksızlığına) hükmetmek değildir. Çok ince farklılıkların olduğu bu tür süreçlerde bizlere düşen görev şüphesiz ki varılmak istenen sonuca en verimli şekilde gitmenin kısa yolunu, sorunu bize getiren arkadaşlarımızın kendilerine buldurabilmek olmalıdır. Kendilerinin içselleştirmediği her türlü çözüm, dayatma bir çözüm olacaktır. Bu tip çözümler sadece bugünü kurtarabilir, tekrarlarında yine hakemlik gerekebilir. Tüm bunların yanında zaman zaman daha derin, daha zor konular, hemen çözülemeyen tartışmalar olabilir, olacaktır. Öyle anlarda ise benim felsefem; Sen haklı ol ben mutlu olayım… Sevgiyle kalın ### Rekabette Mobil Teknolojinin Önemi URL: https://halilerdogmus.com/rekabette-mobil-teknolojinin-onemi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:00.000Z _No content available._ ### Bebekoloji Konferansı URL: https://halilerdogmus.com/bebekoloji-konferansi/ Last updated: 2026-07-04T17:36:59.000Z _No content available._ ### Şirketlerimizde Bulutçu Başı Pozisyonlarına Dikkat! URL: https://halilerdogmus.com/sirketlerimizde-bulutcu-basi-pozisyonlarina-dikkat/ Last updated: 2026-07-04T17:36:58.000Z Bir gün Sultan, Padişahtan, erkek kardeşi Ahmet Efendi’nin sarayda işe alınmasını rica etmiş. Bunun üzerine Padişah Sadrazamı çağırıp kayınbiraderinin sarayda işe alınması için ferman buyurmuş. Sadrazam Sultan’ın erkek kardeşini şöyle bir sorguladıktan sonra onun herhangi bir eğitimi veya mesleği olmadığını anlamış. Ancak ferman bu, bir şekilde tatbik edilmesi gerekiyor. Bunun üzerine sarayın bahçesine bir masa, bir koltuk, kağıt ve okkadan oluşan bir hazırlık yaptırıp Ahmet Efendi’yi yanına çağırmış. Kendisine, havada geçen bulutların sayılması görevini vermiş. Ahmet Efendinin işi masa üzerinde bulunan kağıtlara sarayın gökyüzünden her gün kaç tane bulut geçtiğini çentikleyip gün sonunda da toplam bulut sayısını Sadrazama rapor etmekmiş. Ahmet Efendi vakit kaybetmeden işe koyulmuş. İlk zamanlar işler çok kolaymış lakin aylardan bahar olduğu için çok ciddi miktarda bulut yokmuş hatta yaz gelmiş bulut sayılarında önemli miktarda azalma olmuş. Ancak Ahmet Efendi her gün düzenli olarak kaç bulut geçtiğini çentik atıp gün sonunda da sadrazama raporlamayı ihmal etmemiş. Derken sonbahar gelmiş bulut sayıları yavaş yavaş tekrar artmaya başlamış. Kışa yaklaşırken ise bulut sayıları önemli miktarda artınca hemen Sadrazama çıkmış “efendim artık bulutlar o kadar çok arttı ki ben saymaya tek başıma yetişemiyorum, mutlaka bana bir yardımcı gerekli, aksi durumda işim yetişmiyor demiş” Sadrazam Sultanın kardeşi için mi hayır mı diyecek, hemen bir tane daha kadro tahsis etmiş ve Ahmet Efendi’yi de **“bulutçu başı”** yapmış. Bu hikayeyi tam 10 yıl önce duymuştum. O günden beri şirket içinde bu konudaki farkındalığımızın arttığını söyleyebilirim. Günümüzde iş yapış metodolojileri hızla gelişiyor. Bırakın sıfırdan oluşacak gereksiz pozisyonları eskiden çok gerekli olan bir departman bile şimdi birden hikayedeki bulutçu başı departmanı olabiliyor. Hatta gerçek anlamda bulut (Cloud) teknolojisi geliştikçe bile bazı pozisyonlar Osmanlı usulü bulutçu başına dönüşebiliyor ve bu pozisyondaki çalışanlar şirketin bir köşesinde duran mobilyalardan farksız hale geliyorlar. Şirketlerimizde bulutçu başı talepleri iki farklı şekilde olabiliyor: \-Birincisi işler dikey büyürken daha fazla işlem hacmi olduğunda alt kadromuz hemen gelip “efendim iş hacmimiz 3 katına çıktı, bizim de eleman sayımızı arttırmamız gerekiyor” şeklinde gelen taleplerdir. Mesela mağazacılık yapıyorsanız, mağaza açtıkça mağaza personeli sayınız tabi ki artacaktır, ancak merkezdeki birçok pozisyonun benzer bir artışa ihtiyacı olmamalıdır. \-İkinci şekil ise yatay büyümelerde veya yeni teknolojilerin hayatımıza girmesi ile organizasyon şemasında hiç olmayan pozisyon talepleri doğabilmektedir. Şunu unutmamalıyız ki verimlilik için hayatımıza yeni bir şey giriyorsa hayatımızdan da eski bir şey mutlaka çıkmalıdır. Bu yüzden özellikle şirketlerin hızlı büyüdüğü dönemlerde yöneticiler kendilerine gelen kadro artış taleplerinde yukarıdaki hikayeyi hiç unutmamalılar. Zira hızlı büyüme süreçlerinde iş yapış pratiklikleri henüz kazanılmadığı anlarda dahi kadroların yetersiz gözükmesi son derece normaldir. Bu süreçlerde dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan birisi, organizasyonu şişirmeden iş süreçlerinin yeniden analiz edilmesi, pratik yolların oluşturulması ve sadeleşmenin hiçbir zaman unutulmamasıdır. ### Hız Limiti Olmayan Bir Otobanda Kulvarımızı Seçmek URL: https://halilerdogmus.com/hiz-limiti-olmayan-bir-otobanda-kulvarimizi-secmek/ Last updated: 2026-07-04T17:36:57.000Z Başlığı okuyunca bir çoğumuzun acaba otobanın adı ne söylendiğini duyar gibiyim. :) **Değişim otobanında** ki **başarı parkurundan** bahsediyorum. Bu hafta dinleyici olarak katıldığımız ve geleceğin konuşulduğu iki farklı etkinlikten sonra birleşmemi istedim. Konuşmacılardan bir tanesi çok önemli bir paylaşımda bulundu. - Radyo icat edildiğinde 35 yılda 50 milyon kullanıcı, - TV icat edilip pazara sunulduğunda 50 milyon kullanıcıya 13 yılda, - Facebook hayatımıza 50 milyon kullanıcıya 30 ayda, - Instagram geldiğinde 50 milyon kullanıcıya 13 ayda ulaşırken - Angrybird oyunu 50 milyon oyuncuya ulaştığında sadece 35 günde ulaşmış Bu tablo pek tabi hayatımıza yeni giren x bir şey için ilk 50 milyon kullanıcının 35 saatte ulaştığı diye uzatılabilir. Hatta birkaç ay içinde hayatımıza yeni girecek yeni şeylerde 50 milyon kullanıcının erişebileceği süre 35 dakika ve belki de 35 saniye olabilir. kısaca başarı otobanında kendi kulvarımızı belirlemek çok önemlidir. Yüksek hızla aracı kullanmayı sevmeyemezsiniz ancak başarı otobanın da durması ya da kağnı hızıyla devam etmek bir tercih meselesi olsa gerek. Bu hıza ayak uyduramayanlarımız bir süre aç daha kalabilirler ancak yavaş yavaş sofralarından yemek çeşitlerinin azalacağı da kesin. Tabi bu aynı şekilde şirketler içinde geçerlidir. Şirketler tarafında da başarı otobanında öncelikle kurulacak sistem, yolların yetkinliği ve hız yapabilme yeteneklerini belirleyeceklerdir. Sisteminiz ayarlanabilir esnekliklere göre kendisini geliştirebiliyorsa yol virajlı ve asfaltın hızının yapılabileceği bir otoban yoktu. Yolları uyumlu hale getirecek kişiler ise çocuklarız. Başarı parkurunda hedefimiz yükseklerde ise sürekli yolumuzu bulma amacımız olmalı. Şirketler büyütüldükçe, sorumluluklar özellikleri hayatımıza giren yeni prosedürler, kurallar, iş yapma yöntemleri bizim hızımızı bozmayacak şekilde tasarlanmalı ve geliştirilmeli. muhtemelen bu otobanda hızlı kulvarda yer alabilmek için yakın gelecekte sektör ne olursa olsun bir çok şirket için dijital iş tasarımları önemli bir gelecek gelecek. Bir çok batılı şirkette işlerden bağımsız olarak bu tasarımcılar genel müdür doğrudan rapor verir ve böylece yerlerini almaya başlarlar bile. Ancak parayı kaçırmak isterim ki bu tasarımcılar ürün değil, analiz metodolojilerini tasarlıyorlar yani bu tasarımcılar dijital iş tasarımcıları. Tam bu aşamada konunun bir başka dikkatinin toplanması gereken nokta ortaya çıkıyor. Son yıllarda üniversiteye kazandırılan ya da giren yakınlarınız varsa belki şu cümle boyutunda bilgi verilecektir. “Bugün üniversiteye yeni başlayan kişilerin okullarını bitirdikleri en popüler olacak meslekler henüz doğmamıştı.” Son yıllarda ben bu cümleyi çok duymuştum bu hafta ne anlama geldiğini çok net hazmettim. Çünkü üniversitelerde mevcut olan CDO'larımız yani “Chief Digital Employee”lar belirli bölümler üretecekler yok. Hangi dersleri alıp hangi stajları yapan kişilerin daha iyi bir dijital iş yapabileceklerine dair yeterince deneyimleri henüz bulunmuyor. Konuyu çok uzatmadan toparlamamız gerekirse başarı parkurunda sıradan bir yolculuğunuz olacaksa dahi, bireysel olarak değişimi otobanındaki hızınıza dikkat edin fazla gerilerde okuman, aksi durumda bireysel olarak otobanın bir noktada nostaljik bir şekilde kalabilirsiniz. Hatta sizin akranlarınızın boyutu tur bindirdiği bir yarışta geride kalanlarından kurtulabilirsiniz. Eğer kurumun değişim hızına ayak uyduramazsanız ve parkurunuzun yolunu yükseltemezseniz, nostaljik bir emin olarak kalmak ta hayal olabilir yakın gelecekte yok olabilirsiniz. **Özetle bireysel olarak sizlere tavsiyelerim;** - Ben her şeyi bilirimci modu isek bakışımıza resetleyelim ve acilen fabrika ayarlarımızdaki daha fazla ne öğrendim, nasıl öğrendiğim modumuza dönelim, - Hızla çoğalan dünyada bireysel iletişim birimlerimizdeki dönüş hızlarımızı arttıracak kendimiz ile uyumlu aksiyon yöntemlerimizi tasarlayalım, geliştirelim - Bireysel olarak hayatımızda algımızı dağıtan gereksiz her türlü yapıdan kurtulup sadeleşmeye özen gösterelim. Hayatımızdaki daha az gerekli kayıtlar, mailler, eşyalar ve benzerlerinde silme kurallarını geliştirelim - Dijitalleşmenin gerisinden kalmayalım ancak önemsemeleri onun varlıkları ile ve ile geçirdiğimiz sürelerin içindeki olguluğumuzu iyi kontrol edelim. Kısaca maddi manevi değer verdiklerimize sarılırken gözümüz sürekli sosyal medya hesaplarımızda olmasın, yani sevdiklerinize kaliteli zaman ayırmayı ihmal etmeyin. - En iyi öğrenme yolunu öğretmeyi başararak daha fazla deneyim kazanma çabası edin. **Kendi organizasyonumuz dahil tüm kurumlara tavsiyelerim;** - Tüm sorumluluğun daha basit iş tasarımlarını kurgulamayı teşvik etmek - Organizasyonlarımızda dönüş hızı ve kalitesi yüksek ekip birimlerini destekleyelim, örnek alalım - Planladığımız eğitimlerin ekonomik aksiyonlara dönüşebilme hızı ile değerlendirelim - Şirket içi trafik tıkanıklıklarına karşı her zaman radarlarımızı açık tutalım - Yüksek hızın ancak standartlaşma ve sistem yaklaşımı ile tasarlanmış bir iş modeli ile gerçekleşebileceğini unutmayalım ### Tepe Yönetime Yakınlaştıkça Sorumluluklar Artar URL: https://halilerdogmus.com/tepe-yonetime-yakinlastikca-sorumluluklar-artar/ Last updated: 2026-07-04T17:36:56.000Z Bilgi çağında yaşıyoruz. Zaman gün geçtikçe daha kıymetli hale geliyor. Hal böyle olunca birim zamanda daha fazla iş yapabilmek sürdürülebilir başarı için önemini arttırıyor. Şirketlerimizde özellikle yönetim kademesinde bulunan her çalışma arkadaşımızın, bir sonraki (hatta iki-üç sonraki) adımları düşünerek hareket etmesi daha değerli hale geliyor. Lafı uzatmadan bu değeri anlatan bir padişah kıssası paylaşıp son kısmına ufak bir yorum ekleyeceğim. Sultan Mahmud’un (Gazneli Mahmut: 971- 1030) Eyaz adında bir kölesi varmış. Bir gün beyleri Sultan Mahmud'a : \- Eyaz denilen bu kölenin ne marifeti var ki siz ona otuz kişinin maaşı kadar maaş ödüyorsunuz? Diye sormuşlar. Sultan Mahmud bu soruya o anda karşılık vermemiş. Birkaç gün sonra beylerini alarak ava çıkmış. Giderlerken mola verdikleri bir anda bir kervanın gitmekte olduğunu görmüşler. Sultan Mahmud Beylerini Otağına çağırmış ve beylerden birine: \- Git sor, bakalım bu kervan nereden geliyor? Demiş. Beylerden biri atını sürerek, gidip birkaç dakika içinde geriye dönmüş. \- Efendim kervan Rey şehrinden geliyor. Demiş. Sultan Mahmud bu kez: \- Peki, nereye gidiyormuş? Diye sorunca ilk beyimiz susup kalmış. Bunun üzerine Sultan Mahmud başka bir beyi göndermiş. O da gidip gelince: \- Efendim, Yemen'e gidiyormuş. Diye cevaplamış. Padişah: \- Yükü neymiş? Deyince ikinci bey de susup kalmış. Bu defa padişah başka bir beye: \- Sen de git yükünü öğren! Bakalım demiş. Bey gidip gelmiş: \- Her cins mal var fakat çoğu Rey kâseleri." demiş. Padişah: \- Peki, kervan Rey'den ne zaman çıkmış? Diye sorunca bey susup kalmış cevap verememiş. Padişah böylece tam otuz beyi gönderip otuzunun tek tek getirdiği bilgiler ile öğrenmek istediklerini öğrenebilmiş. Padişah son olarak Otağ’ına Eyaz'ı çağırmış: \- Git bakalım şu kervan nereden geliyor? Diye, hiçbir şeyden haberi olmayan Eyaz’a da sormuş. Eyaz saygıyla padişahın huzurundan eğilerek konuşmaya başlamış: \- Efendim, kervan görünür görünmez sizin merak ederek soracağınızı tahmin ettiğimden gidip gerekenleri öğrendim. Kervan Rey'den geliyor, Yemen'e gidiyor, yükü şudur, şu kadar at, şu kadar deve, şu kadar katırdan oluşuyor. Kervanda şu kadar insan var, onlardan şu kadarı silahlı... Diye başlayarak kervan hakkında en küçük malumata varıncaya kadar anlatmış. Bütün bunları beyler ağzı açık dinlemişler. Böylece Eyaz tek başına otuz beyin edinemediği bilgiyi edinmiş, başaramadığı işi başarmış, beylerde neden padişahın Eyaz’a otuz kişinin maaşını verdiğini anlamışlar. Son dönemde kendi şirketimizde dahi beylerin hikâyesine o kadar çok kez şahit olmaya başladım ki bunun farkındalığını oluşturmak için bu yazıyı paylaşmayı düşündüm. Rakiplerimizden üç adım daha önde olacaksak paylaştığımız bilgilere göre bizlerden ne tür yeni bilgilerin isteneceğine her daim hazır olmalıyız. Bir başka açıdan ise verdiğimiz kararlar sonrasında ortaya çıkacak yeni sonuçların, bizlerin hangi yeni kararlara hazır olmamızı gerektireceğini ön görebilme yeteneğimizi geliştirmemizi zorunlu kılıyor. Padişahın hikâyesindeki EYAZ misali sorumluluğuna 360 derece hâkim olan bireyler olmamız çok önemli. Şirketlerdeki güç birimlerine, yani Yönetim Kurulu Başkanı’na, CEO’ya, Genel Müdür’e en yakın olmaya çalışmak değerli görünmemizi sağlayabilir ancak hiç birimizin değerini arttırmaz. Bu yüzden güç merkezlerine daha yakın çalışmaya başladıkça bizlerden beklentilerin daha da yükseldiğini sakın unutmayalım. ### Toplumsal Huzur Önce Aile ve İş Yerlerinden Başlar URL: https://halilerdogmus.com/toplumsal-huzur-once-aile-ve-is-yerlerinden-baslar/ Last updated: 2026-07-04T17:36:57.000Z Sevgili Dostlar Birlik ve beraberliğe her zamandan daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde bir dostum benimle aşağıdaki yazıyı paylaşmış. Gerçekten inandığım ve işe yarayacağını düşündüğüm bu yazıyı hem kendi dostlarımla paylaşmak istiyorum hem de paylaştığım insanların da kendi dostları ile paylaşmasını rica ediyorum. “Evimizde, mahallemizde, işyerimizde, şehrimizde ülkemizdeki tüm dertlerin çözümü 5 harfli tek bir “sözcük”te saklı.” Yanlış duymadınız, bir tek sözcük var ki tüm sorunlarımızı kısa sürede çözebilir. Yeter ki buna inanalım, uygulayalım, uygulatalım sahip çıkalım. Allah bağışlasın, 17 yaşında bir kızımız ve 8 yaşında bir oğlumuz var. 3 yıl önceydi bu kuzu sarmaları zaman zaman didişiyorlar ve birbirlerinin bazen kalplerini kırıyorlardı. Anne baba olarak ister istemez buna canımız sıkılıyordu. Kim ister ki evlatlarının mutsuz olmasını, birbirlerini mutsuz etmesini. Günlerce bu konuda çareler düşündüm, birkaç kitap karıştırdım hatta dostum olan bir pedagog ile sohbet ettim. Ancak verilen nasihatler, yazılan çizilenler bana sadece edebiyat gibi geldi. Şu an esin kaynağını hatırlayamadığım bir şekilde bir sözcük aklıma geldi. Bunu eşim ve çocuklarıma anlattım ve bir kelime oyunu oynamaya karar verdik. Evde artık birbirimize hitap ederken bir isim tamlaması kullanacak, kullanmayı unuttuğumuzda birbirimize hatırlatarak bunun yerleşmesini sağlayacaktık. Sonuç ne mi oldu? Sadece 2-3 saat geçtikten sonra bile etkisini hissetmeye başladığımız ve birkaç gün içinde kalıcı etkisini gördüğümüz sonuç ortaya çıktı. Öncelikle bu konuda en başarılı uygulayıcılar çocuklarımız oldu. Onlar bize göre daha fazla samimiyetle sarıldılar bu kelimeye. Son üç yıldır bizim evimizde artık kardeş kavgası hiç yaşanmıyor diyebilirim. Zaman zaman bu kelimeyi unutuyoruz ancak hemen aklımıza gelince birbirimize hatırlatmaya çalışıyoruz. Hatta bu artık bizim ailemizin konsept cümlesi oldu. Tabii şimdi merakla bekliyorsunuz bu 5 harfli basit kelime nedir diye. Öncelikle bu yazıyı okuyan herkesten özür diliyorum. Son üç senedir bunun başarısını görmüş olmamıza rağmen dost çevresindeki birkaç sözlü paylaşım haricinde kimseye bunu anlatma gayretinde bulunmadım. Belki utandım, belki önemsemedim. Ama son günlerde yitirilen “CAN”ların sayısı her geçen gün artınca aklıma geldi. Bu paylaşımı yapabildiğim kadar çok insanla yapmak ve aile içinde yakaladığımız bu başarıyı bu ülkedeki tüm vatandaşlarımızın kardeşliği için de yakalamak için çaba sarf etmek istedim. **Bu basit konsept cümlemiz “Canım Ailem”.** Oğlumuz ablasına; canım ablam Kızımız kardeşine; canım kardeşim Eşim ve ben çocuklarımıza; canım kızım, canım oğlum Çocuklarımız bize: canım babacığım, canım anneciğim Eşler birbirlerine; canım eşim diye hitap ettik. Bu cümleyi kurduğunuzda sadece birkaç saat içinde hissetmeye başlayacağınız ve 3-4 gün içinde bambaşka bir boyuta taşıyacağınız farklı bir mutluluk ve huzur seviyesine ulaşıyorsunuz. Öyle ya, ortada bir **“CAN”** var ve siz o kelimeyi **“CANIM”** diye kullandığınızda size ait olan bir **“CAN”**dan bahsediyorsunuz demektir. İnsan kendi “CAN”ına; kızabilir mi, küsebilir mi? İnsan kendi “CAN”ıyla kavga edebilir mi? Şimdi gelin bu kara günleri atlatmak için ülkemizde bir “CANIM KARDEŞİM” seferberliği başlatalım. Yakalarımıza beyaz bir kurdele takalım ve bu kurdele takan herkes birbirine “CANIM KARDEŞİM” diye hitap etsin. Gelin bir deneyin, zor değil. İnanın içinizden sempati duymadığınız kişilere dahi böyle hitap etmeye bir başlayın sonuçlarını görmeye başlayacaksınız. Ancak size tavsiyem bunu aile içinden başlatmanız. Eğer biz bu sevgi dolu içten cümleyi Türkiye’deki mümkün olduğunca çok aile içine yerleştirebilirsek bu huzur ortamı, aileden, işyerlerine, işyerlerinden mahallelere, mahallelerden şehirlere, şehirlerden ülkemize birkaç saat içinde yayılacaktır. Umarım bunu iyi anlatabilmişimdir, “CANIM KARDEŞİM”. ### Büyüyünce Ne Olacaksın Evladım? URL: https://halilerdogmus.com/buyuyunce-ne-olacaksin-evladim/ Last updated: 2026-07-04T17:36:55.000Z Bu soruyu ilk ne zaman geliştirmeyi sürdürüyorsunuz? Hatırladığım kadarıyla bu soruyu ilk kez Mehmetçik İlkokulu 5.sınıfta duydu. 12 Eylül'den dolayı o yılı çok net hatırlayabiliyorum. 1980 yılıydı, o zaman küçük bir şehir olan Uşak'ta Vali Kemal Esensoy sınıfımızı ziyaret etmişti. O dönemlerde, zaman zaman sınıflarımıza müfettişler, Milli Eğitim Müdürü ya da nadiren Valiler karşılığında gelirler ve toplantılardan birkaç soru sorardı. Ancak bunun nedeni büyük merakla sorulan ortak bir soru vardı: Söyle bakayım evlendim büyüyünce ne olacaksın? Birimiz çıkar: “Öğretmen olacağız efendim” Bir başkası: “Polis” Biraz merakları: “Pilot” Cevapların en popüleri “doktor” idi. Bu yazıların çoğunu okuyanlarımızın çoğunun eğitimin ilk özgürlüğü muhatap olduğu bir sorudur bu. Ayrıca hepimizin çok da karaborsa'da bir soru sayılmaz sanırım. Eğitim sürecimizin ilerleyerek de hafif evrim geçirerek “hangi üniversiteye gideceksin?”, “Hangi bölümü okuyacaksın?”, “Okulu bitirince ne olacaksın?” diyen çıktı. Uzun bir süre bizimle birlikte kararsız yol haritamızın en sürekli devamı olarak bizi takip etmiş, üniversite yıllarında dahi peşimizi bırakmamıştır. Bu kişide muhatap olduğumuzda eski anılarınızı yansıtan bir ara dönemde bu konu liderliğini seçmeye neden dönelim. Eğitim yıllarımızın ilk seçeneklerini bize bu soruyu soranlar keşke teslimatı da söylerlerdi de, bizi uzun süre doğru yanıt bulmak için uğraşırlar. Şimdi içinizden “yahu bunun değiştiğini değiştirecek, şehrin valisi sizin 15 yıl sonra ne nereden bilecekti” diye düşünenlerimiz olabilir. Oysa bu sorun hepimize öğretilmiş tek bir cevaptı. Yıllarca onu birimizin ayrı ayrı keşfetmesini beklemeden sınıftaki tüm gruplarla birlikte hepimizin ortak giydiği beyaz iç çamaşırı ya da o dönemler daha standart giydiğimiz ilkokul önlüklerimiz misali tek bir cevap. Doğru cevap yazınca bu okuyorlar, içinde kabul etmeyecek tek bir kimsenin yapısından kaçınmayacaklar. Eğer bu cevabı kabul etmeyenlerimiz olursa zaten onun nedeni de bu ortak cevabı bize ilkokulda fark etmemelerindendir. Bu kez 35 yıl öncesini HAYAL edelim… Vali; “Büyünce ne olacaksın evladım?” diye sordu. İlkokul 5\. sınıf öğrencisi Halil cevap verdi: “İYİ BİR İNSAN beklerim” Doğrulamak istediği cevabı alamanın şaşkınlığı ile başka ne olacaksın evlendiği için yineledi. Halil, öğretmeninin yıllardır sınıfta sürekli bu davranışı aşılamış ve benimsetmiş kararlılığıyla yineledi: “DAHA İYİ BİR İNSAN Efendim” Mesaj alındı, artık derin bir suskunluk….. Valiyle aramızda tabi ki bu diyalogu geçmedi. Babamın o dönemde Ticaretle uğraştığı için ben Tüccar olacağımı söylemiştim. Şimdilerde bir perakende şirket yöneticisi olarak genellikle hafta sonlarında ekipler halinde farklı lokasyonlardaki mağazalarımızı ziyaret ediyor ve sahadaki gruplarla birlikte bazen mağaza podeslerinin, bazen kolilerin üzerinde kılavuzu birlikte kahvaltılar yapmayı çok önemsiyorum. Sayın Valim o sorularınızı bize ulaştırır ya bende tüm saha ekibine sırayla bu sorularınızı soruyorum ve keyif alıyorum. Şimdilik kimseden doğru cevabı alamadık ancak son haftalarda artık doğru çözümün bulunmadığı çizip iletişimde bizde tüm gruplara önce iyi insan harcamalarını aşılamaya başladık. ki okullarımızda öğrendiklerimiz, ailemiz, çevremiz bizim “İYİ BİR İNSAN” olmamız için çok desteklenmişlerdir. Benim kastettiğim marjinal nokta bunun bilgisinin tükenmesi. Daha okullardan itibaren tüm eğitim sürecimizde bireysel kere toplumumuzda düzenli ortak amacın “İYİ BİR İNSAN OLMAK” olduğundan bahsediyoruz. Bu ortak payda da birleşerek yetişmiş 78 milyon insanın yaşadığı bir ülkede hayal bile alınırum. Yönetim kuruluşunda bir STK'da “360 Derece Uzlaşı” isimli bir proje üzerinde çalışıyoruz. Yol haritamızın toplumun her kesiminin üzerinde uzlaşabileceği toplam birkaç temel değerin belirlenmesi. Kararı verecek tek özellikler ben olmazsam da ilk temel değerin “İYİ İNSAN OLMAK” ses değişiminde. Tabi şimdide “İyi İnsan olmak ne demek?” oyunda ortaya çıkıyor. Üç aşağı beş yukarı aşağıda ki şekilde tarif edebilir misiniz? - Çevresini, karşılık beklemeden sevip saygı duyuyordur. - Sadece kendi mutluluğunu değil, diğer kişilerin de refahını düşünüyor. - Maddi ve manevi birikimlerini paylaşmaktan keyif alandır. - Davranışları ve etkileri ile karşısındaki insanı kırmaktan çekinir. - Kendi şefkatini ve merhametinin çevresine hissettirebilendir. - Hatayı önce kendisinde arayandır. - Alçak gönüllülerin en değerli erdem olduğunu bilendir. - Kalbinin yumuşatılmasının stratejik yolunun güler yüzlü olması onu daim hatırlayandır. - İnsanlara ve toplumun faydalı olmayı kendine ilke edinip, çalışmaktan kaynaklanan hatalarındır. - Yaşadığı her şeyin değerini bilen, zamanını boş geçirmeyendir. - Varlığı, sahip olduklarına ve yaşadıklarına her adımında şükretmeyi unutmayandır. - Ağzından çıkacak olan onun doğumundan önce kalpten sonra mantıksal olarak süzülmeden geçirilebilendir. - Borcuna sadık kalabilmeyi başarandır. - Vefalı olan, kendisine yapılan iyilikleri unutmayandır. - Yapının iyilikleri de, görülen kötülükleri de unutulandır. - Affetmenin ve teşekkür kişinin insanın yücelten değerlerinin ortaya çıkmasıdır. - Karşısındakini kandırmaya çalışan insanları aslında kendini kandırdığını bilip buna itibar etmeyendir. - Bir insanın güvendiğini hissettirmesi onun için en büyük desteğin ortaya çıkmasıdır. - Kendi hakkından önce özgürce korutendir. - Sözü bir ve doğru olandır. - Öfkesine hakim olabiliyor. - Kin duymanın kendisini esir almasına izin verilmemesi, bu duyguyu bir arada tutabilendir. - Alçakgönüllü ve işlenmesinin sağlanması bilendir. - İsraftan kaçınan, sahip olduğu kaynaklar verimli kullanmaya özen gösterendir. Birimiz hiçbir zaman mükemmel olmayabiliriz. Bu eşyalarda eksikliklerimiz varsa, ilkokuldan başlamayınca insanlar daha sonra gelişme gösteremeyebilirler. Şu andan itibaren iyi insan olmaya çabalamak, sürekli tüm maddelerden takdir belgesi alamıyor olsa bile en azını harcayarak çabalamak, değerli olacaktır. Ancak bunu okuyanlardan çocukları olanlar varsa, önce kendilerine sormalılar; Acaba çalıştıra, “evlendim büyüyünce sen önce İyi bir insan ol, sonra bir meslek sahibi ol” diye sürekli olarak oluşur muyuz? Bence dokunabildiğimiz kadar çok veri ve iletişimde onu insani bu erdemi hatırlatmak çok ama çok önemli. Biz şirketimizde bunu başlatıyorsunuz. “Önce iyi bir insan ol, sonra yaptığının işte iyi ol”. Bu erdemlere sıkı sıkıya sarılmak, güzel Türkiye'mizde şu an içinde hiçbir şeyin kaybolmadığını saklamanın bizi kurtaracak bir ilaç olabilir. Buna siz de kayıtlıysanız, önce ailelerimizde sonradan yakın çevremiz ve şirketlerimizde bu ürünleri hep birlikte artırmaya saklanırız. Biz daha iyi bir insan olmaya karar verelim ve çaba gösterelim, gerisi toparlanacak gibi olacak. Şunu kesinlikle unutmayalım önce biz iyi insan olmaya gayret göstermeden, çevremizdekilerin de iyi insan olması mümkün olmayacaktır. ### Anlayana 10 Numara Tavsiye URL: https://halilerdogmus.com/anlayana-10-numara-tavsiye/ Last updated: 2026-07-04T17:36:55.000Z Bu sabah posta kutuma gelen bir mail içinde yazılanlardan esinlenerek uzunca süredir bir türlü anlamlı bir şekilde bir araya getiremediğim kelimeler zincirinden bir cümle kurdum ve hemen paylaşmak istedim. “HATA"ya duyulan nefreti "HATALI" insana "TAŞIRMADAN" davranabilmeyi kendimize erdem eşiği kabul edelim.” İş yaşamında özel yaşamda hepimiz hata yapabiliyoruz ya da davranışlarımızın bazıları başkalarına göre hata olarak görülebiliyor. Lakin çevremizdeki bir çok insanda adeta bizim hata yapmamızı beklercesine sinsi sinsi pusuda bekliyor ve kendi değerlendirme çerçevesine göre bile olsa bir hata yapıldığında adeta pençeler açılıyor ve saldırı başlıyor. Kısacası o kadar çok “boş kale buldum mu gol atarım” modundayız ki. Çoğu zaman bu yüzden ana hedefin rotasını şaşırabiliyoruz. Üzüm yemek yerine bağcı dövmek tabiri bunun için söylenmiş olsa gerek. Oysa ortada herkesin kabul edebileceği bir hata bile olmayabilir. Şirket içi toplantılarımızda bir çok kez, başkalarının hataları ile uğraşmak yerine önce kendi eksikliklerimize odaklanmamız gerektiğini hatırlatmaya gayret ediyoruz. Ancak bu gün buna ek olarak bu özet paylaşımda da bulunmak istedim **“Hataya duyulan nefreti hatalı insana taşırmadan davranabilmeyi kendimize erdem eşiği kabul edelim.”** Yani birisi hata yaptı diye hata yapan insana odaklanmak yerine “hatasına” odaklanmaktan bahsediyorum. Hatanın kalbi yoktur üzülmez, kırılmaz ama hatalı insanın kalbi vardır kırılır, sonrada tamiri zor olur. Hatalı olduğunu düşündüğümüz insanları hatalarından dolayı yerden yere vurmayı fırsat edinmek yerine onlara karşı küçük bir bebeğin ihtiyacı olan şevkat ile yaklaşabilmek sanırım muhteşem bir üslup olsa gerek. Üstelik çoğu zaman konuların detayına inildiğinde hiç te bizim sandığımız gibi durumlar çıkmayabiliyor işin özünde. Bu cümleyi sonuç ve çözüm odaklılıkla da anlatabiliriz gibi geliyor oysa sonuç ve çözüm odaklılık fazla materyalist kalabilir çok zaman. Kısaca başarılı ilişkiler için kalbe giden temiz kan damar yollarından birisi sanırım bu olsa gerek. İş yaşamından siyaset adamlarına kadar bu bakış açımızın yaygınlaşması ve özümsenmesi için gayret gösterelim. **“Hataya duyulan nefreti hatalı insana taşırmadan davranabilmeyi kendimize erdem eşiği kabul edelim.”** ### İşe Aşık Etmenin Tohumları URL: https://halilerdogmus.com/ise-asik-etmenin-tohumlari-4/ Last updated: 2026-07-04T17:36:54.000Z 17 yaşında, 11\. sınıfta okuyan ve gelecek yıl yurt dışı üniversitelere başvuru yapmak için çabalayan bir kızım var. Bu süreçte bende yakından öğrendim ki eğitim konusunda önemli başarılar göstermiş başta Amerikan üniversiteleri olmak üzere birçok yabancı Üniversite sizin sadece okul notlarınızla ilgilenmiyor. Öğrenciliğiniz boyunca yaptığınız tüm faaliyetlerinizin kalitesine bakıyor ve tek yönlü, cevap anahtarı başarısı odaklı olarak yetişmiş öğrencilerden ziyade çok yönlü bireyleri şimdiden ayrıştırmaya çalışıyorlar. Hal böyle olunca bizim kızımız da özellikle son iki yılında bir çok faaliyetlerin içinde yer alarak CV sini zenginleştirmeye gayret etti. Bu yaz tatili geldiğinde ise daha önce cv sine ekleyemediği staj konusunda kendisine ciddi bir firma arayışına girdi. Açıkçası meslek liselerinde okumuyorsanız ne kadar çalışkan olursanız olun bir şeyler öğrenebileceğiniz bir çok firma sizi stajyer olarak kabul etmiyor. Kendisinin kimya ya olan ilgisinden dolayı GYİAD networkümüzü kullanarak 17 yaşında bir öğrenciye 3 haftalık staj imkanı sağlayabilecek bir firma bulmak için etkileşimde bulunduk. “WhatsApp” gruplarının inanılmaz hızı ile 15 dk sonra bir şirket bulmuştuk bile. Kızımız cv sini göndermesini takiben yapılan ön görüşme sonrasında bir kimya firmasının önce fabrika laboratuvarında sonra ofisinde çalışmak üzere ilk iş teklifini aldı. Lakin işe başlamadan önceki son 24 saatte adeta uyuyamadı. İlk kez bir firmada işe başlamanın heyecanına şahit olmak gerçekten müthişti. Gözlemlediğim kadarı ile firma onu daimi çalışacak bir personel gibi karşılayıp daha ilk günden yapabileceği sorumlulukları vermişti yada kızımız öyle hissetmişti. O andan itibaren belli ki kendisini çok önemli hissetti. İşte bu yazıyı kaleme almamın ana noktası burada başlıyor. 3 hafta boyunca işine her gün farklı bir heyecanla gidip o akşam ertesi iş gününün bir an önce gelmesini bekleyen genç bir öğrencinin bu süre boyunca hissettiklerine yakından şahit oldum. Önceleri konuya sadece baba-kız boyutunda bakarken son iş günü geldiğinde yaşadığı son iş günü üzüntüsü ve bir an önce iş yaşamında yer alma dürtüsünün tavan yapmasını fark etmem çok önemliydi. Şüphesiz bir stajyer öğrencinin ilk iş deneyiminde bu firmaya ölçülebilir bir katkı sağlaması pek beklenmeyebilir. Lakin ilk iş deneyimini yaşatan firmanın bu stajyere katkısının ölçülemeyecek kadar değerli olduğunu son gece çok iyi anladım. Kızım son iş gününün ardından şu cümleyi kurdu. “ Sanırım herkes ilk iş deneyimini böyle bir iş yerinde yaşama fırsatına sahip olsa belki de dünyada işini ve çalışmayı sevmeyen bir kişi bile kalmazdı.” Kızımın 3 haftalık iş yerine teşekkür ettiğimizde şirketinden bize iletilen cevap ise işin ruhunu çok güzel özetliyordu. “İşini aşkla yapanların başarılı olacağına inanıyoruz ve bu yüzden herkesi işine aşık etmeye çalışıyoruz o kadar” Kızım artık üniversiteyi bitirmeyi beklemeden bir an önce daha fazla iş deneyimi yaşamak için sabırsızlanıyor. Öğrencilik sürecinde kendisine uygun iş arayışları şimdiden başladı diyebiliriz. Patronun verdiği cevabı duyduğum andan itibaren şirketimizde iş hayatına ilk defa başlayanlar açısından nasıl bir sorumluluk taşıdığımıza dair farkındalığımız ciddi şekilde arttı. Zira bizim de en önemli felsefemiz işine tutkuyla bağlı bir ekip olmaktır. Gerek stajyer olsun gerekse ana kadrolarımızda görev alarak iş hayatına ilk adımı atan kişilerin, çalışma hayatı nasıldır sorusuna verecekleri ilk cevabı bizde yaşayacakları deneyim belirler, bunu biliyoruz. Fakat çalışmayı sevmesi, sistemli olması, iş hayatına dair etik yaklaşımlar ve sorumluluk bilincine sahip olması için bilinçli olarak neler yapıyoruz? Bu deneyimin farkında olarak katma değer sağlamak o kadar önemli ki… Şimdi insan kaynakları departmanımızla, yeni insanlar kazanmak adına yaptıklarımızın haricinde, ilk iş deneyimini şirketimizde yaşayanlar için bir çalışma başlatıyor olacağız. İtiraf etmek gerekirse, ilk iş deneyimi için özel hazırlanmış bir paketimiz yoktu, şimdi bunu hazırlamaya başlayacağız. Şüphesiz bu kişiler kariyerlerinde farklı bir şirkette daha olumlu ya da daha olumsuz deneyimler yaşayabilirler ancak işine tutku ile bağlanmalarının tohumlarını atmak artık bizim de öncelikli sorumluluğumuz olacak. ### Şirketlere Balkondan Girmek URL: https://halilerdogmus.com/sirketlere-balkondan-girmek-4/ Last updated: 2026-07-04T17:36:53.000Z Linkedin hayatımıza giren bu yana iş ağımız fazlasıyla genişledi. Bu platformda son zamanlarda dikkatimi çeken bir metotla ilgili tespitlerimi paylaşmanın faydalarını öğreniyorum. Yeni şirket kuranlar ya da büyük şirketin ürün ve hizmetlerini pazarlayan kişiler öncelikle kendilerini bir hedef müşterisi seçiyorlar, sonra bu şirketlerdeki muhtelif kişilerle bağlantılı olarak tanışmaya davet ediyorlar. Buraya kadar her şey normal, lakin muhtelif kişilerin kim olduğu önem arz ediyor. Bir şirketle çalışmak istendiğinde öncelikle şirketin Genel Müdürü ile irtibat kurulmalı mı? Genel Müdür ile bu platformda tanışarak o şirkete bir şey satma çabası sanki biraz eve balkondan gelmiyordu. “X ürünüm var, şirketinizle çalışmak istiyorum, bir randevu alabilir miyim?” sorgu ile gelen bir randevu talebini, daha linkendin'de tanıdığınız ilk dakika şirketi en tepe yöneticisine göndererek aslında bu şirketle çalışmayı kaçırabilirsiniz. Diyelim ki Genel Müdür sizin mesajınızı aldı ve sizi ilgili personel boyutu yönlendirdi, o kişinin, sizin Genel Müdür ile bağlantı kurdunuz ve bu amaçla tanıştığınızı anladılar ve zaten geçmişte yaşadıklarınızın onların rahatsızlıkları ile boyut sempatisi duymayacağı görüldü. Oturduğu yerden kolay satış yapmak isteyenlerin tavsiyeleri, öncelikle iletişim istedikleri bilgiler hakkında daha ayrıntılı inceleme yapmaları ve ilk temaslarını kesinlikle ilgili birimlerdeki ve doğru kişilerle yapmalarıdır. İlk temasta, daha davet kabul edildi ve bir şey satmak için mesaj paylaşımı uygun bir yöntem değil. Karşıdaki kişiye katma değer sağlayacak bir bilgi paylaşarak, fayda üretmeye hazır olduğu konusunda güven ortaya koyması etkili olabilir. Gazete kağıdı satan bir kişinin, gazete kağıdı alıcısına ”boyutunda kağıt satmak istiyorum” mesajı yerine “son 48 aylık dönemde gazete kağıdının fiyat dalgalanmaları ve bunun nedenleri durumu raporumuzun yardımını paylaşmak isterim” mesajı iletmesi farklı güven ortakları oluşturacaktır. İster katılın ister katılın, iş yapmak istediğiniz şirketlere balkondan değil, kapıyı çalarak girmelisiniz. Girerken de eliniz boş olmamalı, karşınızdaki kişinin değer vereceği bir bilgiyle içeriye girmelisiniz. Böylece içeride kabul edilmekle birlikte, odanın güzel ikramlarıyla karşılaşabilirsiniz. ### Girişimcilik Temelleri Üzerine Birkaç Satır URL: https://halilerdogmus.com/girisimcilik-temelleri-uzerine-birkac-satir-3/ Last updated: 2026-07-04T17:36:53.000Z 2002 yılından bu yana üniversitelerden “Girişimcilik” ve yaşadığım tecrübeleri paylaşmam için davet alırım. Bu davetlere katılmaktan hep keyif duydular. Davetçiler benim konuşmaya yapabilecekleri, deneyimlerimi farklıya geldiklerini düşünürler. Hatta konuşmadan sonra heyecanlı paylaşımlarıma teşekkür ederler. Oysa ben bu davetleri yeni bir şeyleri öğrenmeyi, daha önce yaşadıkları tecrübelerin bir kez daha üzerinden geçme fırsatını olarak görürüm. Güncel yaşanan temposundan yıllar önce yaşadığımız, ama hayatta geçirmeye fırsat bulamadığımız birçok eski konu deneyimini anlatırken, anlık düşünmeyi geliştirir. Bir başka kazandığım ise geçmişte yaşadıklarımızı dinleyenlere ayrıntıları ile anlatırken mevcut tecrübelerinizle yeniden değerlendirme, analiz etme fırsatı bulurum. Kısacası tecrübeleri paylaşmak insanın diri tutar. Yeni girişimci olacak arkadaşlara bu bakış açısını vurgulayarak girişimcilik üzerine bir kaç nokta paylaşmak istiyorum. **Girişimcilik cesarettir.** Klasik bir giriş yapacak ama cesaretiniz yoksa girişimci olamazsınız. Hatta bir adım daha öteye giderek bunu söylemeliyim edebiyatta girişimciliği yapmışken; Yetenek, bilgi ve cesaret birlikte olmalıdır diye başlarlar. Bana göre çok girişimci olamazsınız üniversitede hoca olabilirsiniz. Çok bilenler zaten pek cesur olamazlar. Benim bakış açımdan bilgi fazla olduğunda korku ve endişe gelişebilir, korkunun gittiği yerlerde ise cesur olamazsınız. Girişimci olanlar çok bilen bir taraf değil, çok ve çabuk öğrenilebilen bir yapıya sahip olmalıdır. Böylece cesaretiniz hep canlı kalır. **Girişimcilik önce yakın çevrenizle mücadele etme gücünü gerektirir.** Girişimcinin elindeki proje normalde daha önce yapılmamış işler ya da kırılma olduğu için önce yakın bir zamanda; “Bırak bu boş işleri, zaten o iş o kadar kolay olsaydı ya da o kadar kârlı olsaydı, o kadar çok kişi yapardı” cümleleri ile tacize başlarlar. Bu çok ciddi bir “mobing” sürecidir ve ruhsal olarak mücadele direnci gerektirir. Ancak bu bazen o kadar ileri düzeyde olabilir ki girişimcinin anne babası bile biraz ileri gidiş babalık hakları veya anne sütünü ileri sürüp sizi inanılmaz güç bir pozisyonda bırakabilir. Bunlara en başta hazır olmak ve yakın çevrenizle savaşmadan bu sürece onları nasıl dahil ederek ilerlemeyi planlayarak ilerlemelisiniz. Aksi takdirde bu “mobing” ile mücadele sürecinden projenizle sağlıklı bir şekilde ilgilenebilmeye imkan bulamayabilirsiniz. **Girişimcilik inancı ve sabır ister.** Üniversitede ki sıra fakir bir iş kurdu ve başarılı oldu. Ahmet başardı, bende aynı sıralarda aynı sıralarda yetiştim bende bir şeyler yapayım bende başarılı bir şekilde not etmek diye sadece 2400 yıl önce yaşamış Aristo mantığına hoş bir atıf olacaktır. Yapabileceğinize ve başarabileceğinize önce kendiniz inanmalısınız. Verilerinizi toplamaya başladığınızda bir kaç kurgu veya test çalışması bu işin ne kadar sürede olgunlaşabileceği konusunda boyut fikir verebilir. Ancak unutmamalısınız ki hiç bir meyve ağacının toprakla buluştuğu gün meyve vermez. Onu sabırla beklemeniz beklerken de beslemeniz gerekir. Hemen bir bambu ağacının nasıl yaşlı bir yazar bir araştırma yaparak inanç ve sabrın neden çok önemli bir yerde bir çıkarımda bulunabilirsiniz. Sabırın insanda bulunan bir hücre ya da vasıf değildir. Amerika'da yaşanarak öğrenilen bir olgudur diye inanırım. **Girişimcilik rakamsal yaklaşmayı gerektirir.** Boş bir çatışma boyunca gidip gitmediğiniz için sizi sürekli kontrol edecek bir pazar analizi, iş planı ve “kontrol listesi” gerektirir. Bir işe başlarken ilerlemez iş zaten kitaplarda yazan ve manuel'i olan bir konu olsaydı mutlaka sizden önce yapılmış olurdu. girişimcilik çok eski tarihlerden bu yana önemli aşamalar geçirmiş olmalı. Eskiden cesur, çalışkan, ileriyi görebilen olmanız yeterli olabilirken artık mutlaka bir Pazar analizinizin ve iş planınızın olması çok önemli. Eğer bahçenizdeki elma ağacındaki toplayıp kapınızın önünde ürünlerinizi satarak girişimciliğe adım atacaksanız bile, pazarınızı, maliyetlerinizi ve gelirlerinizi kaydederek işe başlamanız ve hedef almanız için bir nokta ile “kıyaslama” yapılması önemlidir. Rakamlarınızın boyutu bu işe devam edip etmeyeceğinizi ya da hangi şartlarda devam etmeniz gerektiğini söylemeli ve en az fikir verebilmelidir. Pazar elma satmaya elverişli ise elma ağacınızın meyve vermesini 5 yıl boyunca yapıp sonra bir kilo elmanın kaç parasını alıp sattıktan sonra öğrenmeyi sürdürüp ben çok saklamakayımdır ve ile açıklayabilirsiniz. Elma ağacı örneğindeki gibi 5 yıl sonra para kazanmayı alabileceğiniz bir iş modeliniz varsa bir ortada elma ağaçlarınızın dikimi, destek, büyüme ile ilgilenirken diğer taraftan bu beş yıl içinde elma alıp satarak elma ticaretini gayret gösterin. Sizin elmalar büyüyüp satılacak şimdi geldiğinde biz bunları kime satacağız demek çok geçecektir. Belki bu süreçte elmaların mevsiminde para yatırmaz ve soğuk hava depolarında bekletilerek kış sonunda satıldığında çok daha karlı bir iş olduğunu da öğrenmiş olabilirsiniz. Ama tüm bu süreç için mevcut ana çizgiler yazılmış bir kontrol dinlemeniz sizi gerçekten çok daha başarılı yapacaktır. **Girişimcilik aynı yere bakıp başka şeyleri görebilmektir.** Girişimcilik dut ağacına bakan herkes sadece dutları görürken sizi dut yapraklarını kemiren tırtılların kozalarından iplikle yapılan ipek böceklerini fark edebilmenizdir. Bence girişimciliğin en önemli gerekliliklerinden birisi budur. Girişimcilik hem gören göz hem de yenilikçi bir ruh ister. Bu örneği özellikle vermek istedim. Zira dut o kadar çok verir ki insanlar meyveyi toplayıp satmaya bile gerek duymazlar. Her ne kadar pazarda dut satılsa da, dut kurusu, dut kremii, dut şerbeti, dut pekmezi vs. birçok ürün olarak çıkmasa da dünya dut üretiminin % 70 i dökülüp yok olup gider bu nedenle dut ağacına bakanlar o tırtılların değeri hissememeleri çok doğaldır. Bizde da heba olup etrafı yok olup giden o kadar çok kayıp var ki, bu kayıpların içinden ipek böceklerini çıkarmak herkesin aklına gelmez. Ama bir girişimcinin kendi bakış açısıyla İstanbul'da lokantalardaki çöpe atılan ekmekleri, çöpe atılmadan toplayıp bunları minik poşetlere saklanacak şekilde paketlettirerek, vapurlarda martılara simit parçalayıp atanlara sattıracak etkinliğe görebilendir. ### Digital Age-Ağustos 2015 URL: https://halilerdogmus.com/digital-age-agustos-2015/ Last updated: 2026-07-04T17:36:52.000Z ![ebebek--Digital Age1--Ağustos 2015](http://www.halilerdogmus.com/wp-content/uploads/2015/08/ebebek-Digital-Age1-A%C4%9Fustos-20151.jpg) --- --- ![ebebek--Digital Age2--Ağustos 2015](http://www.halilerdogmus.com/wp-content/uploads/2015/08/ebebek-Digital-Age2-A%C4%9Fustos-20151.jpg) ### Fortune-Şubat 2015 URL: https://halilerdogmus.com/fortune-subat-2015/ Last updated: 2026-07-04T17:36:51.000Z ![ebebek--Fortune--Şubat 2015](http://www.halilerdogmus.com/wp-content/uploads/2015/08/ebebek-Fortune-%C5%9Eubat-20151.jpg) --- --- ![ebebek--Fortune1--Şubat 2015](http://www.halilerdogmus.com/wp-content/uploads/2015/08/ebebek-Fortune1-%C5%9Eubat-20151.jpg) --- --- ![ebebek--Fortune2--Şubat 2015](http://www.halilerdogmus.com/wp-content/uploads/2015/08/ebebek-Fortune2-%C5%9Eubat-20152.jpg) --- --- ![ebebek--Fortune3--Şubat 2015](http://www.halilerdogmus.com/wp-content/uploads/2015/08/ebebek-Fortune3-%C5%9Eubat-2015.jpg) ### Para-Ocak 2015 URL: https://halilerdogmus.com/569-2/ Last updated: 2026-07-04T17:36:59.000Z _No content available._ ### Capital-Ocak 2015 URL: https://halilerdogmus.com/566-2/ Last updated: 2026-07-04T17:36:58.000Z _No content available._ ### Batıyoruz Sayın Sektörüm Uyanalım URL: https://halilerdogmus.com/batiyoruz-sayin-sektorum-uyanalim/ Last updated: 2026-07-04T17:37:07.000Z Bu hafta sağanak yağmurla birlikte, 4 hafta önce söylediğim ÖTV zammı ardından yurt dışı fiyat artış zammı ile motorin uçtu. Öyle uçtu ki tutabilene aşk olsun. Sektör gazetelerini okuduğumda hepimiz durumumuzdan şikâyetçiyiz, ama kimsede tık yok. Pardon tık olmaz mı? Sektörün önemli markalarından bir tanesi İstanbul Ankara 35 YTL diye reklamlara başlayınca, sektörün bir başka markası İstanbul - Ankara, Ankara- İzmir, Ankara -Denizli 25 YTL diye hodri meydan dedi. Üstelik katılımcı kuvveti ile falan değil. Öz mal 2006 2007 model araçları ile. Çarşamba günü araçları Ankara Otogarında saydım. Fiyat sürünürken bari paket kalkış yapabilselerdi. Sayın sektörüm hepimiz batıyoruz, batmasak ta cepten kaynak kaybediyoruz. TOFED zaten bir çözüm sunamıyor, artık bu sefilliğe son vermenin bir çaresi olmalı. Kanun ve nizam doğrultusunda yapılacak şeyler var. Bunların başında Ulaştırma bakanlığının asgari fiyat tarifelerini gözden geçirmesi acilen sağlanmalıdır. İkinci nokta asgari fiyat tarifesine uymayanları cezalandırmak için aramızda oluşturulacak bir denetim ekibine basit görevler verilmelidir. Rekabet kurulundan alınacak görüşle ivedilikle fiyatlarımız yaşamı devam ettirecek boyuta çekilmelidir. Aksi takdirde 3 ay sonra kimsenin ağlayacak dermanı kalmayacaktır. O istikamete giden yolcu sayısı 300 adet ise bizim 500 koltuğumuz varsa astronomik farklar olmadığı sürece yolcu 25 e de taşsak gidiyor 30 a taşısak ta gidiyor. Mazot 2.60 YTL iken 580 km lik yolu 25 YTL ye taşımanın bir formülasyonunu bulamadığımıza göre artık öldürücü rekabetin fayda sağlamayacağını algılamamız gerekiyor. Sayın TOFED yetkilileri sizlerden rica ediyorum. Bu önderliği siz üstlenmelisiniz. Böyle bir organizasyonu sektörden başka birisinin yapması ne kadar doğru olur. Bu konuya çözüm getirebilmek gündemi ile acilen bir toplantı yapılmalıdır. Sayın sektör Basını, sizde bir misyon üstlenmelisiniz. Bu organizasyonların yapılması için büyüklerimizi harekete geçirmelisiniz. Hepimizi zor günlerin beklediği konusunda hem fikir bir grubun iletişimini sağlarken sizlerede düşen görevleri unutmamalısınız. Umarım kasım ayı bitmeden bir araya gelir ve öldürücü rekabetin unsurlarını ortadan kaldırabilir, en azından kaldırmaya teşebbüs edebiliriz. BATIYORUZ EY SEKTÖRÜM UYANALIM ARTIK !!! Sağlık ve mutluluk dolu günler dilerim ### Bir Varmış, Bir Yokmuş URL: https://halilerdogmus.com/bir-varmis-bir-yokmus/ Last updated: 2026-07-04T17:37:07.000Z Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler en üst düzeydeki eski hamam **içinde** ... Ben deyim şu ağaçtan, siz deyin şu yamaçtan, uçt uçtu bir kuş uçtu; babadan kalma ustadan öğrenme mesleği ile güler yüzlü bir otobüsçümüz var……. Yazıma böyle başlayınca artık gerisini siz tahmin edin. Sizlere camiadaki ve Ankara'da bakanlığın üzerinde yoğun planlama ile ilgili duyumları iletmek istiyorum. TOFED uzun süredir devam eden çalışmalarını ve Üniversite hocalarının da işleyiş yöntemi üzerinde katkılarını esirgedikleri, verimli hat faaliyetlerine Kasım ayı itibarıyla bölge bölge başlıyormuş. Bu yeni sisteme göre aynı istikamette yolcu taşıyan tüm yolcular sadece geçmiş bir yıl boyunca sürekli seferleri baz alarak o istikametteki koltuk arzı adetleri ve bu arzların hangi firmalar tarafından belirlendiği belirlenmiştir. Ana kriter olarak ara duraklar bu çalışmadan ilk etapta muaf tutulmuş. Bu arzla birlikte şimdi geçmiş bir yıl boyunca o istikametlerdeki taştıkları yolcu gövdesi talep edilmeye başlanmamış. ayrıca Kasım ayının başında sunulan programlar yapılan sefer ile sefer azaltmaları konusunda tavsiye kararları sizlere sunulmuş. Sefer sayımızın çözümü ile birlikte önerilen fiyatlarda km 0-250 kmde arsındaki yollarda 7,5 kuruş, 500-750 km yollarda 8,5 kuruş 750 km yi geçen yollarda ise km başına 9 kuruş fiyat olacak. Şunu söylemek gerekirse, İstanbul Antalya bilet fiyatları 70 YTL'ye kadar çıkacakmış. Bu muazzam elimizdeki bilgilerin ulaştığı ön bilgiler sadece bu kadar. Ayrıntıları ise bayram sonrasında yapılacak basın toplantısında öğrenilebilecek. Bir diğer güzel haber ise yine TOFED liderliğinde, TUSİAD, TOBB hep birlikte Maliye Bakanı Sayın Unakıtan ziyaret edilmiş. Daha önce sadece hava taşımacılığı hizmetlerinin özel bir imtiyazı olan akaryakıttaki ÖTV nin Otobüs sektörü ile kısıtlı bir muafiyetinin olmadığı, Türkiyedeki taşımacılık ve Enerji sektörü genel sorunu olduğu konusunda özet bir dosya sunulmuş. Motordaki ÖTV nin taşımacılık sektörü ile birlikte Türkiyenin ihracat düzeyindeki maliyetlerinde önemli ölçüde sağlanan yapılan bilimsel çalışmalarla hükümet kanadına aktarılmıştır. Unakıtan bu çalışmadan etkilenerek Yılbaşına doğru Ticari amaçla kullanılmış (gerek taşımacılık, gerek enerji, parçalı Tarımsal kesimdeki) Motorinin ÖTV'nin % 50 indirilmesi ile ilgili çalışma başlatma sözü verilmiştir. destek verene kadar hep otobüsçülerin sıkıntısını yandığını ancak bunun toplumsal büyük kesimi ilgilendiren bir soun olarak ekrana yatırıldığında bakış açılarının mutlak olarak değişmek zorunda olduklarının sınıflandırılması çizilmiş. Ve son bomba haber Türkiye Rekabet Kurumu şehirler arası Otogar fiyatlarının tekelden ve keyfi belirlendiği yöndeki şikayeti değerlendirerek bu kullanımı km ve adil tarifeye dönüştürülmesi yönünde karar verildi. Bu kararın itiraz yolunun kaldırılması için iki ayrı yönetmelik çıkarma konusunda Ulaştırma Bakanlığına yazılmıştır. Aralık başında Otogar çıkışlarında bir çok bölgede % 50 ye varan bir indirimin yapılabileceği hesap verilmeye başlanmış Yazımın başlangıcı şöyleydi hatırlarsanız, Bir varmış bir yokmuş… Ancak masallar böyle başlar değil mi. yukarıda okuduklarınız gibi ### Ekonomimiz Krizsiz Bir Dönem Yaşayabilir Mi URL: https://halilerdogmus.com/ekonomimiz-krizsiz-bir-donem-yasayabilir-mi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:05.000Z Bu kez biraz ekonominin genel seyri hakkında görüşlerimi yazmak istiyorum. Son yıllarda istikrardan bahsetsek de hiç kimsenin işinden memnun olmadığı bir ortamda bir kriz lafıdır gidiyor. Sanırım biz işimize gelmeyen ekonomik ortamları kriz diye adlandırıyoruz. Hakkaniyetle değerlendirdiğimizde şu an yaşadığımız ekonomi sürecinde ne 5 Nisan 1994 yaşadğımız kriz ne 2001 Anayasa Fırlatma Krizi ne de 11 Eylül saldırıları krizini andıran bir yapısal bozukluklar yok. Ama biz krizsiz yaşayamayız ya mutlaka adına bir kriz dememiz lazım. Bu yüzden Mayıs 2006 da yaşadığımız kur dalgalanmasını da büyük kriz geldi haberleri ile sahiplenmiştik. Peki kriz yoksa neden hepimiz rahat içinde değiliz, ekonomik faaliyette bulunan rant kesimi dahil neden işlerim süper her şey tıkırında diyemiyor. Bunun 2 nedeni var. Birincisi, Türkiye yıllarca enflastyonist ekonomiden birden 2003 yılının ikinci yarısında düşük enflasyonlu bir sürece girdi. Eskiden şirketler yaptıkları işlerden para kazanamasa bile ya paraları varsa faizden kazandılar, ya da malları varsa malları durduğu yere değerlendiği için stoklarından kazandılar. Ama birden enflasyon bitince afallayan ve son 4 yıldır ne yapacağını hala öğrenemeyen bir çok firma kapanmaya başladı. Türkiye’nin hiçbir kriz döneminde dahi bu kadar fazla firma batmamış veya kapanmamıştı. Zira bu süreç hem uzun hem de bir çok işletmeci açısından teşhisi konamamış bir süreç. Kriz deseniz kriz değil, işler güllük gülistanlık deseniz o değil. Son 4 yıldır bir türlü mutlu olamamamızın ikinci ve bana göre en önemli nedeni REKABET. Biz bu kelime ile daha önce yüzeysel tanıştığımız için bunun anlamını pek kavrayamamışız gibi geliyor. Zira işletmelerimiz bu kavrama pek alışık olmadığından Rekabeti çok dar bir çerçevede düşünüyor ve bu dar çerçevede rekabetle mücadele ediyorlar ya da ettiklerini sanıyorlar. İlkel ekonomi insanı gibi davranıyorlar da diyebiliriz. Hatta biraz daha ileri gidip belden aşağıya mücadele ediyorlar. Ben Rekabet olduğu ortamda tek silah olarak fiyat indirmeyi kullanan işletmecilere belden aşağı oyuncular diyorum. En kolayını seçiyorlar, ama en tehlikelisi, en öldürücüsünü seçtiklerinin farkına ancak birkaç ay sonra varabiliyorlar ve çoğu zamanda iş işten geçmiş oluyor. Sektörümüzde de bu sıkça yapılan bir uygulama öyle değimli? Aynı istikamete giden otobüslerin e kış geldi fiyat indirmezsek yolcu beni tercih etmez mantalitesini kıramıyoruz. Bildiği tek şey fiyat indirmek. Nasıl kaliteli hizmet sunarım, ne gibi değişiklikler yaparım diye düşünen yok, tek silah fiyat hemen indir donu. Pardon indir onu yani fiyatı. İki seviyesi var birisi eğer şöför ve mazot parasını çıkartacak kadar indirirsen, kasko poliçesinide ödemeden sallarsın 2 sene yaşarsın sanki otobüsünü hiç yenilemeyeceksin. Ama ikinci seviyeye indirirsen sen sömestri zor görürsün, bütün her şey sana mazot verenin insafına kalmıştır artık. Aman dikkat REKABET bu şişede durduğu gibi durmaz, öldürür. ### Hepimizin Başı Sağolsun URL: https://halilerdogmus.com/hepimizin-basi-sagolsun/ Last updated: 2026-07-04T17:37:04.000Z Hepimizin yakından takip ettiği gibi yaklaşık 3 yıldır uçak seferleri hızla çoğalıyor. Bu süreçte 100'ün üzerinde yaralanmalı ve ölümlü otobüs kazası vakalarında bir tane bile uçak kazası yaşanmadı. Oysa şimdi bütün gözler Uçakla taşımacılık sektöründe olacaktır. Öncelikle Atlas Jet ailesine, yakınlarını kaybeden yolcu ve mürettebat yakınlarına ve sektörümüze başsağlığı diliyorum. Ancak bu kaza olduğu sürece bugüne kadar el üstünde olağanüstü Uçaklara göre tü ka ka yapılmamalıdır. Atlas jet Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Murat Ersoy'la yapılan özel bir görüşmede Isparta'ya gerek bakanlarımızın ayırdığı Isparta'daki sivil toplumların baskılarının sonucunu tekrar sefer koyduklarını biliyorum. Ama bunların hiçbiri değişmeyecektir. Şu anda elde edilen tüm veriler bu toplanan nedenden dolayı veri ipuçu kesiliyor. Hava koşulları uygun, pilot alıştırmaları, çevrimsel rutin bakımları yapılmış, kule ile iletişime geçilinceye kadar her şey yolunda. Bu durumda biraz kaderci bakış açısı ile yaklaşmak geriye kalıyor. Tüm bunlara 2-3 gün içinde kara kutu gelecek ve her şey ortaya çıkıyor. (belki bu yazının yayınlandığı tarihte açıklanmış olacaktır) . Benim öne çıkan hususu abartmamız gerekiyor ve Uçak yolculuğu lan taşımacılık sektöründeki en güvenli yolculuk biçimi. Bu konuyu daha objektif değerlendirmemiz gerekir. Dileriz bundan böyle sektörümüz, araç ne olursa olsun bu tür kazalarla karşılaşmazız. Şimdi Türkiye'nin bölünmüşlüğü bu konularda oturacak ve taşıma sektörü de ister istemez bundan zarar görecek. Bence elimizi vicdanımıza koyalım ve hakkaniyetli yorumlar mümkündür. Konuşacağımız onun kelimesini birçok kişiyi teşvik edebilir. Allah bir daha bu tür bir kaza geçirdiğinden diye duacı kaydı. Bu konunun dışında biraz erken sevinmek mi olur göstermek ama minik bir konuyu paylaşmak istiyorum. Benzin yurt dışı piyasalarda 100 USD yi geçmeyi önerdi. Ama geçemedi. Hep 99 dolardan geri döndü. Önümüzdeki hafta bu denemeyi tekrarlayamazsanız bu sefer Fiyatlar çok az da olsa geri gelebilir. Bu iç pazarın ardından bayram yansıyabilir. Bahsettiğim oranlar içleri maksimum % 3-4'lük düşüşler gibi beklenebilir ama şu sıralar hepimiz bu konuda sefilleri oynadığımız için paylaşmak istedik. Perşembe akşamı 91 USD kapandı, grafiksel olarak 94 ü bu hafta tekrar geçemezse 80 USD ye kadar geri gelebilir. Sonraki hamlesini bir iki hafta sonra tekrar değerlendirmek üzere hoşçakalın. Sevgiler ### Biz Mazotumuzu Kuzey Kıbrıs’tan Almak İstiyoruz URL: https://halilerdogmus.com/biz-mazotumuzu-kuzey-kibristan-almak-istiyoruz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:06.000Z Geçen hafta KKTC'ye bir ziyaretimiz olmuştu. Bu ziyaret sırasında çok önemli bir şey dikkatimi çekti. Bildiğiniz üzere yılladır KKTC'ye bütçemizden önemli miktarda kaynak aktarılıyor. Buna ne biz ne de KKTC rağmen pek memnun sayılmaz. KKTC ye akaryakıtı Türkiye satıyor. (yani finanse ediyor) Onlar vatandaşlarımıza 1.750 YTL den mazot veriyor. Aynı mazotu biz Türkiye'den satış için 2.350 YTL'den satın alıyoruz. Bunun adaleti nerede. Devletin gözüne göre bize ikinci sınıf muamelesi yapmak çok ağrıma gitti. Buna itiraz etmeyen bir toplumumuz için muhtemelen daha birçok şeyi hak edeceğiz. Geçen hafta ÖTV yüksek dedik, hükümet Türkiye'de ki onun vatandaşı olduğu gibi bizim de resmi dalga geçtiğinden ÖTV yi Noelinden sonra daha fazla artırılacağın artık resmi olarak açıkladı. Yıllardır KKTC'ye aktarılan bu kaynağı biz koruyoruz. Bu daha ne kadar sürecek. Orada kumar ekonomisinin yaşadığı diye biz ne kadar daha buna seyirci kalırız. Sevgili dostlar KKTC'de asgari maaşların 1000 YTL üzerinde olduğu gözlendiğinde hayretlere düştük. Meşhur Çin atasözü "İhtiyacı olana balık vermeyin, balık tutmayı öğretin” Bu idarenin daha fazla elden finansman sağlanması ne kadar doğru olabilir ki. Türkiye'nin mali açığının bir nedeni olan KKTC ye yardım konusunda benim tek üzerinde devam ettiğim hususu KKTC de daha ucuza akaryakıt özelliğidir. Satılması demek KKTC'nin daha fazla finanse edilmesi demek.Bu da bizim KKTC'yi finanse etmek için daha fazla ÖTV ödememiz demek. Başımızdaki ağabeylerimiz yöneticilerimiz de bu çarpıklığı dile getirmek üzere BİZ AKARYAKITIMIZI KKTC DEN ALMAK İSTİYORUZ kampanyasını başlatmaksak. En az konunun ayrıntısını bir kez daha vurguladığımı düşünüyorum. Otobüs hizmet hizmetleri ve bu sektör içinde bulunan anlaşmazlıklar birilerinin lafta değil, her ay, her hafta, her gün, her dakika gündemde tutması gerekiyor. Şunu dedik bunu dedik ile pek bir yere varamadığımız ortada. Bu nedenle akılcı politikalar iyileştirmemizin süresi devam ediyor. Her geçen gün hepimiz, nasılsa birilerimiz bizim yerimize bir şeyler yapacak diye düşünüyor ve duruyoruz. Ama o birileri aslında biziz. Sayın sektör her şeyden bu kadar memnun iseniz sizlere Allah bereket versin. Yok, eğer sıkıntılarımızı yaşıyorsanız, lütfen bir telefona sarılın, sektörü hareketlendirelim. Yollarımızı tamir ettirelim, Garajlarımızı daha kurallı hale getirelim, taşıma standartlarımızı yükseltelim. Devleti yanımıza vs. Bir şeyler yapmadığımız sürece kendi mazotumuzu KKTC de 1750 den Türkiyede 2350 den çalışmaya devam edebiliriz, kimsede bundan şikayet edemezsiniz. Ama hem şikayetleri devam ediyor geri kalmayacak, hem de en ufak bir adım bile atmayacağız. Bu durumda başlangıçta TOFED olmak üzere hiçbir kimsenin eleştiri hakkımız olmayacak. ### Boş Giderim Boş Gelirim URL: https://halilerdogmus.com/bos-giderim-bos-gelirim/ Last updated: 2026-07-04T17:37:06.000Z Boş giderim boş gelirim, zarar ederim sana ne. Diyemediğimize göre herkesin bir şeyler yapma zamanı geldi diye düşünüyorum aylardır. Ama kimsede tık yok. Önümüzdeki haftadan itibaren İstanbul, İzmir , Eskişehir, Ankara, Kütahya Otogarlarında acentalara, katılımcılara, otobüs şöförlerine güzergahların maliyet hesaplarının anlatıldığı bir tablo paylaşmaya karar verdim. Binlerce bastırıp bunu elden dağıtmayı ve herkesi bilinçlenmeye davet etmek istiyorum. Böyle gazete köşelerinden, ahlanıp vahlanmakla hiçbir sonuç elde edemiyoruz. Bu nereden çıktı diyecek olursanız, bugün aldığım aşağıdaki şiiri okuyunca aklıma geldi. Şiiri sizlerle de paylaşmak isterim. ÇARESİZSENİZ,ÇARE SİZSİNİZ Sular yükselince, balıklar karıncaları yer.. Sular çekilince de karıncalar balıkları yer... Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir... Çünkü kimin kimi yiyeceğine.. 'Suyun akışı' karar verir... Bir Afrika Atasözü DÜŞÜN Gidene kal demeyeceksin... Gidene kal demek zavallılara, Kalana git demek terbiyesizlere, Dönmeyene dön demek acizlere, Hak edene git demek asillere yakışır. Kimseye hak ettiğinden fazla değer verme, yoksa değersiz olan hep sen olursun... Düşün... Kim üzebilir seni senden başka? Kim doldurabilir içindeki boşluğu sen istemezsen? Kim mutlu edebilir seni, sen hazır değilsen? Kim yıkar, yıpratır seni sen izin vermezsen? Kim sever seni, sen kendini sevmezsen? Herşey sende başlar, sende biter... Yeter ki yürekli ol, tükenme, tüketme, tükettirme içindeki yaşama sevgisini... Hep hatırla: 'Çaresizseniz, Çare 'SİZSİNİZ' Kısacası dostlar bizim hastalığın çareside yine bizleriz. Önümüzdeki günlerde Sektörü bilinçlendirme hareketi diye düşündüğüm bu harekette lütfen sizde mantığınızı kullanmaya ve bu yönde bir şeyler yapmaya çalışın. Eğer bu dağıtacağımız bildirilerde yanlış görürseniz uyarmaktan çekinmeyin, ama eksik görürseniz de birlikte geliştirmemiz için bir adım atın. Diyarbakır’ından Edirne’sine Bodrum’dan Artvin’e kadar bu yollarda giden bütün meslektaşlarımıza kazasız belasız bayramlar diliyorum Sevgilerimle ### Olmak Yada Olmamak İşte Bütün Sorun Burada URL: https://halilerdogmus.com/olmak-yada-olmamak-iste-butun-sorun-burada/ Last updated: 2026-07-04T17:37:02.000Z Shakespeare’in 1601 yılında babasının ölümü üzerine yazdığı Hamlet, yüzyıllardır “Olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu” sözüyle adını hafızalara kazıdı. Acaba yazar o günden bizim otobüs sektörümüz içinmi söyledi bu sözü diye aklımdan geçirdim bir an. O zamanlar, at ve atlı arabanın dışında taşımacılık yoktu ama geldiğimiz nokta hakikaten düşündürüyor. Şahsım adına ben şöyle bir yorum getirmek istiyorum. Hiç birimiz samimi değiliz, bu sektörde. Hesap kitap bilenide bilmeyenide hepimiz hem kendimizi hem de birbirimizi kandırıyoruz. Yarın sabah güneş doğarken sihirli bir değnek bizim sektöre dokunacak, bütün dertlerimiz bitecekmiş gibi seyretip duruyoruz olan biteni. Petrol 100 dolar olmuş, otobüsler eskimiş, yolcu yokmuş hepsi hikaye geliyor bize. Serbest piyasa diye bir düzenin arkasına takılmış gidiyoruz. Cem Karaca’nın söylediği bir şarkı vardı hatırlarsanız “**Bindik Bir Alamete Gideyoz Kiyamete”** 2003 yılından beri ekonomiyi anlatırken, krizlerin devamlılığından bahsederim hep 5 Nisan 1994'te alınan ekonomik kararlar ülkede üretimi durdurmuş binlerce işletme kapılarına kilit vurmuştu. Kimisi tekrar açıldı kimisi el değiştirdi. Sonra 1998 yılında yaşanan Uzakdoğu krizi ve Türkiye'ye yansımaları. 1999 yılı bankacılık sektöründe 'Kara Çarşamba' olarak adlandırılan kriz. Ve nihayetinde '2001 Şubat Krizi'. Şöyle bir baktığımızda 13 yıl içerisinde 4 büyük kriz atlatmışız. Her ne bu süreç içerisinde irili ufaklı sarsıntılar yaşamış olsak da, diğer krizler 2001 Şubat Krizi kadar tahribatlı olmamıştır. Bunu kabul etmemiz gerekir. Hepimiz bu krizlerden çok etkilendik şüphesiz. Ancak 2003 yılından beri sanl yani gözükmeyen krizin içinde yaşadığımızın farkında bile değil çoğumuz. Bu kirizin adı “ÖLÜMÜNE REKABET” Bu sadece bizim sektörümüzde yaşanan bir durum değil ama bizim sektörümüzde de hakikaten öldüresiye bir rekabet almış başını gidiyor. Bu yüzden yazımı şu şekilde bitirmek istiyorum. “ÖLMEYE HAZIRMISINIZ” kendimizi kandırıp duruyoruz, ama bayramdan sonra nisan sonuna kadar bu sektörden alacağı olan herkesi şimdiden uyarmak istiyorum. Şimdilerde paranızı kurtardınız kurtardınız, sonrasında alacak bir don bile bulamazsanız şaşırmayın. “ÖLMEYE HAZIRMISINIZ” Sağlıcakla kalın ### Bus Word 2007 URL: https://halilerdogmus.com/bus-word-2007/ Last updated: 2026-07-04T17:37:05.000Z Geçen Hafta Otobüs fuarı için Belçika'da bulunuyordum. Belçika'nın Kortrijk Kentinde idi. Şehrin son derece güzel tarihi bir Avrupa kenti idi. Sabah açılış saatinde orada bulunmamıza ve hem sektörel bir fuar olmasına hem de şehrin dışında bir mekanda olmasına rağmen neredeyse 1 saat kuyrukta bekledi. Bu çok büyük bir rağbetin olmasından değil, maalesef Fuar girişinin iyi organize edilemeyişinden di. Merakla bekleyenler için kesinti. Çığırlarda yepyeni bir model olarak 2008'i de beklemiyoruz. Türkiye'de bulunan markalardan Mercedes Turismo sunumunu, ön plana çıkartırken. MAN Neoplan starliner'ın yanında bu sene Türkiye'ye getirmeyi planladığı Cityliner'ın ismi tanıtılıyordu. Otobüslerin hepsi güzelde, Fiyatlar hiç içici değil maalesef. Uluslararası gösterimlerde yer aldığına göre aşıldığı bir konu var. Adamlar satmadıkları ürünü üretmiyorlar. Bu sayede fiyatları hep diledikleri gibi belirliyorlar. Belki seri olarak 1000 tane otobüsü üretebilse maliyetleri % 20 aşağıya çekebilecekler. Ama önce sipariş verdikten sonra ürettikleri için 2008 yılında da hesaplı kesemize göre otobüslerin geleceğinin müjdesini insanların dağıtımım. Bu yıl fuarda TEMSA oldukça önemli bir mekanı kiralayıp Türkiye'yi temsil ediyor son derece gurur vericiydi. Hatta fuarın yurt dışında bile 10 ayrı otobüsü vardı ve aramızda TEMSA fuardan satışlarını hemen stoktan teslim ediyor espirileri yaptık. Birde gördükten sonra, Temsa 2008 Yılının Otobüs üreticisinin içindeydi. Türkiye'den gelen bir Tür şirketinin Ödül almaktan çok büyük mutluluklaru paylaşmak isterim Fuarda, aaa buda çok ilginçmiş denecek hemen hemen hiçbir standın eksikliği bir miktarda hayal edilerek yapılıyordu. Beklide biz Türkler hemen yeni bir şey bizi bizden başkası da onu görmeyecek ve bu yeniliği ilk gelen biz devam edeceğiz bir hayalle dolaşıyoruz fuarları. Asıl farkı oluşturabilecek olan ise aslında biziz. Bir karoser firmasının arka motor kapağının aşağıdan yukarıya doğru açılan bizdeki klasik versiyonunun yerine, sanki gardrop gibi ortadan yanlara açılan iki kapak şeklinde bir çalışma yapmış. Görünümü oldukça şıklaştırmış. Ama Türkiye'deki tüm yöntemlerinde ne kadar çile vericisi olduğunu düşünemiyorum. Yollardaki kasisle birlikte gacurda güç öten bir dünya menteşeyi düşleyebiliyorum. Bir başka firma ise koltuklarını geliştirmiş ve ranza haline getirmişti. Ancak ranzanın üstü nasıl çıkılacağı ve aralıklı nereye koyacağını henüz çözümleyememiş. Tüm bunları gördükten sonra sektörlerdeki diğer dostlarımızla yediğimiz yemeklerde konuştuğumuz şeyler aynıydı. 25 YTL ve Ankara-İzmir taşıyıp ondan sonra daha lüks nasıl bir otobüs var diye dünyada dolaşmak ne kadar akıllı işin tartışılması gereken bir süreklilik. Hepimize bol kazançlı bir Kasım ayı temennisiyle ### Hesap Kitap Yapmaya Cesaretiniz Var Mı URL: https://halilerdogmus.com/hesap-kitap-yapmaya-cesaretiniz-var-mi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:04.000Z Ey sektörümün yıllanmış temsilcileri Kumarbazlar hakkındaki ilk yazımdan sonra sektörden ciddi miktarda dönüş aldım. Buradan hareketle sizleri hesap kitap yapmaya davet ediyorum. Otobüsçüsünden acentasına kadar lütfen cesaretiniz varsa aşağıdaki örnek hesabı kendi güzergahınızda yapalım ve acı sonucu kendinizde artık idrak etmeye çalışın. Ama CESARETİNİZ VARSA… İzmir – Ankara yolu 570 Km lik bir güzergâh. Yolcu bileti cesareti olmayan firmalarda 23 YTL ye kadar düşmüş durumda, en Kralımız Kamil Koç onlarda 28 ile 30 kesiyorlar, 33 koltuklu rahat hatlarında fiyat 32 YTL. Nilüfer Turizmde burada fiyatla rekabet etmeye çalışıyor. Bu güzergâhta Anadolu, Kamil Koç Pamukkale ve Metro en çok seferi olan firmalar. Ortalama 26 YTL den filet kestiğimiz varsayarak size işte hesabı veriyorum. İzmir acentemiz yaklaşık % 22,5 komisyon alıyor. 26 YTL den 5\. 85 kuruşu düştüğümde kalan 20.15\. Bu rakamdan 4 YTL de KDV düşüyoruz kalıyor 16.15 YTL. Garaj çıkışı 45 YTL buda koltuk başına 1 ytl bunu düştük kaldı 15.15 YTL, yolcuları otogara taşıyan servisler içinde 46 lık paket bir araçta yaklaşık 1 YTL servis ödüyoruz kaldı 14.15 YTL. Kasko ve zorunlu koltuk sigortaları. 90 kuruş kaldı 13.25\. Bizim servis ve ikram anlayışımızın kişi başına maliyeti 1.05 YTL kaldı 12.20\. araçların tamir bakım masrafları sefer başına 1.10 YTL geriye kalıyor 11.10 YTL. Personelin sefer başına maliyeti de SSK lar dâhil 0.95 YTL geriye kaldı 10.15 YTL. Tüm bunlardan sonra km de % 31 yakan bir otobüs koltuk başına 8.85 harcıyor. Kaldı mı size 1.3 YTL ama bu rakamdan sonra amortisman ayırmak ayıp olur. Bu şu anlama geliyor. 250.000 EURO para yatırıp bir araç alıyorsunuz sonra bu aracı eğer garajdan tam paket çıkartabilirseniz size koltuk başı 1.3 YTL bir başka değişle sefer başına 46 koltuk X 1.3 YTL = 59.80 YTL para kalıyor. Eğer otobüsü 40 kişi çıkartırsanız 125 YTL zarar ediyorsunuz. Haydi, bu güzergâhta sefer yapan Sektör erbapları, çıkın bakalım bu hesabın içinden. Birinizde dönüp deyin ki bu hesap yanlış. Bizde doğrusunu sizlerden öğrenelim. Bal gibi günü kurtarma ve bu verimsiz yolu katılımcıya yıkma telaşından başka bir sonuç çıkmıyor ortaya. Tüm kumarbazlar sahada. Unutmadan hatırlatayım. Şu meşhur KDV bu sektörde hiç anlaşılmamış bir vergi. Şirketinizin aylık kestiği biletlerden devlete KDV borcu çıkmaya yaklaştığı an hemen yeni bir otobüs alınarak Devlete KDV ödemekten kaçtığınızı sanıyorsunuz. Evet KDV yi siz vergi dairesine ödemiyorsunuz, ama hiçbir otobüs fabrikası da size sıfır KDV li fatura kesmiyor. Yani KDV yi vergi dairesine siz ödemiyorsunuz ama bal gibi otobüsü alırken üstelikte peşin peşin faturanın içinde bunu size otobüs satan sizden tahsil ediyor. KDV alacağınızla günü kurtardığını hesap edenlerin gaflet ve dalalet uykusunda oldukları aşikâr. Bir Allah’ın kulu bu hesabı yapmaz mı, yaparsa bu dip toplamla yüzleştiğinde nasıl bir tepki verir. Ne olur Allah Rızası için benim göremediğim bu kazan yöntemini biz sektöre yeni girenlere de öğretir misiniz? En derin sevgi ve saygı dileklerimle Bayramınızı kutluyorum. ### Oto Yol Hayalleri URL: https://halilerdogmus.com/oto-yol-hayalleri/ Last updated: 2026-07-04T17:37:01.000Z Geçen hafta Ulaştırma bakanlığı yeni otoyol yatırımları ile ilgili basına bilgi verdi. Böyle bir yatırımın adını duymak bile aslında heyecan verici. Ama ilk heyecan sonrasında bu haber bende büyük azap oluşturdu. Ulaştırma Bakanlığının, trafik yoğunluğunun fazla olduğu bölgelerde yapılmasını planladığı 6 yeni otoyol projesinden önce tamamlanması gereken çift yollar aklıma geldi. İstanbul- Antalya yolunu bir gözünüzün önüne getirin bakalım. Bu yolda mevcut Adapazarı – Bilecik – Bozuyük arasındaki 150 km lik yolu senelerdir tamamlayamadan siz nasıl 6 tane dev otoyol projesinden bahsedersiniz anlamıyorum. Ankara – Adana arasındaki yollar tamamlanmadan, Çanakkale boğazında köprüyü de kapsayan İstanbul’a ikinci otoyolun hayalini kurmak bile çok saçma geldi bana. Kısacası bu bahsedilen projelere nispeten çok küçük bütçelerle tamamlanabilecek yarım yollar varken böyle büyük projelerden bahsetmek ve buna start veriliyormuş gibi empoze etmek pek yakışıklı olmadı diye düşünüyorum. Beklide bu hayaller tam bize göre. Zira bunu vesile bilip hepimiz galeyana gelmeliydik. Hesap sormalıydık hatta geç kalmış da sayılmayız, evet hesap sormalıyız. Yarım kalmış yolları tamamlamak bukadar mı zor. Dünyanın en pahalı mazotunu alan ve bu vesile ile muazzam vergiler ödeyen özellikle taşımacılık sektörü bırakın otoyolu normal çift şeritli yolları hak etmiyor mu? Tepki vermeyen bir topluluk olduğumuz için bu haber içinde gazetelerin internet sitelerinin alt sayfalarında yorum yapanların dışında bir tepkiye maruz kalmadı. Bu otoyol haritasını görünce ah keşke hemen başlanabilse demekten kendimi alamamakla birlikte ayağı yere basan bir insan olduğum için daha fazla kederlenmekten başka bir şey gelmiyor elimden. Allah hepimize sabır versin ki bu hayallerin gerçeğe dönüştüğü günleri görebilelim ### Meşhur Sezon Bitti, Şimdi Meşhur Ramazandayız URL: https://halilerdogmus.com/meshur-sezon-bitti-simdi-meshur-ramazandayiz/ Last updated: 2026-07-04T17:37:02.000Z 25 ay önce bu sektöre girdiğimde daha ne olduğunu anlamadan Ramazanda otobüs sektörü ile tanıştım. Bir çok yolculukta otobüsler 3 yolcu ile tıngır mıngır gidiyor ama kimse o saat bir ay boyunca iptal görmüyordu. İşin enteresan yanı o seferi yapan otobüs sahipleri de en ufak itirazı olmuyordu. Geçmiş zaman eki ile yazmama rağmen bu şekilde şu anda da devam ediyor. Ey otobüs sahibi bunu neden kabul ediliyorsun. Yazın meşhur sezonda hiçbir yere sığmayacak kadar paramı kazandın ? Eğer bu kadar çok para kazanırsanız yapılacak şey ramazanda zarar verici faaliyetlerde bulunmak yerine ihtiyaçlara sahip olanlara fitre ve zekat dağıtmak en az manevi alem adına kârlı olacaktır. ki bu yaz geçen yaza göre daha verimli bir sezon yaşadı otobüs sektörü. Ama bu çokta abartılacak bir parasal birikim bırakılmasıydı. Anlamakta zorluk çekiyorum, durum burada yatıyor. Hala sektör ramazanda boş gelip boş gitmeyi devam ettiriyor, rakibim yerleşiyor diye en az ramazanda dönemlerden olmuyor. Diyarbakır garajında ​​en az ramazana özel saat paylaşımı yapmak rakipler arasında bu kadarmı zor? Erzurum babaları garajın içinde bu kadar mı düşman? Konya'da sorunları konuşmak namus meselesi mi oldu? Ben de dahil olmak üzere tüm sayın sektör temsilcileri Sezon bitti uyanalım artık. Korkunç gerçeklerle başa çıkıyoruz. Meşhur ramazandan sonra bu kayıpların yaralarını saracak ne bayram var nede bol güneşli günler. Yılın son üç ayına sıkışan ramazan ve kurban için 3 erden 6 bayram günü, önceden ve sonrasında 3 er gün ilave ekleyelim 12 gün. Önümüzde 1 yemin töreni var 1 gün, Bir yeniden asker toplama var ve sonunda bir hafta. İşte yıl sonuna kadar toplam 20 gün iş var ama 95 günümüz var. 75 gün boyunca zarar vermeyi kaldırabilecek hiç konuşmayalım düşünmeyelim. 1 Ocak geldiğinde yine güneş açılmıyor bu hikaye böyle devam ediyor. Nisan Mayıs ayında işler hareket edecekte biz ayakta kalma mücadelemize devam ediyoruz. Artık daha aktif iletişim geçme süresi geldiğini düşünüyorum diye düşünüyorum. Artık rakiplerimizle anlaşamasakta uzlaşabiliriz uygulama yapma zamanı geldi diye düşünüyorum. Bu bağlamda başbakanlığı üstlenecek kurumlarımız başta TOFED olmak üzere otogarlarımızda dernekler olmalı. Amacımız bizlerin yaşamsal mücadelemizi savunmak olan bu kuruluşların uzlaşma alt yapılarına ön ayak olmaları gerekir. Biz otobüs camiası olarak yapılmış bu tür birlikler kurulmuş, bu birliklerde bizim hayatta kalma mücadelemize, ön ayak olabilmeli daha iyi hizmet verebilme isteğindeki detaylar de motivasyon kazanmana yardımcı olmalılar. Sektörün tek kurtuluşunu farklı şekillerde sağlanan ÖTV desteğinde ve her fırsatta sadece bundan bahsetmeye artık hepimizin karnı tok olmalı. Havayolu şirketleri bu kadar yüksek performansla doğuda çalışan Trakya da çalışan ve Bulgaristan çıkış çıkışı ile uzun süre kaçak akaryakıt alarak bundan nemalanan takip hala önü arkası kesildi. Bundan dolayı haksız rekabeti kimse dillendiremiyor ya da dillendirmek istemiyor. Bu nedenle sapma oranları doğru konuşalım. Sektörümüzün Sivil Toplum yapısını artık harekete geçirmeli. Karmızı doyuracak projeler üretecek, ya da üretecek ekiplerin önünü açacak. Yoksa daha biz gelecekte otuz sene ÖTV nin inmesini bekler dururuz. ÖTV yi otobüs sektörü sorunu olarak yaşadığımız süre boyunca bu konuda ilerleme sağlanamayacaktır. ÖTV Türkiye'nin özellikle bir üretime girişi sorunu platformuna taşınmalı ve Türkiye'nin geneline yayılarak bir çok sektörle birlikte mücadelesi direnişi. TOFED bu konuda ilerlemeyi istiyorsa, Tekstilden Enerji sektörüne, Tarımdan, Otomotiv sektörüne kadar her dalda girdi olarak ticari motor kullanan her kesim bu davanın bu mücadelesinin içine çekilmeli. Gelin birlik sorunları, gelin susan dudaklarımızı, duran ayaklarımızı harekete geçirelim ve köşenin köşesinden mücadelemizin bir kenarından başlayın. İlk iş ne mi yılda, ziyaretçilerin ziyaret etmesinden ve kolkola girmekten haberdarız. ### İmece Usulü Kayboluş URL: https://halilerdogmus.com/imece-usulu-kaybolus/ Last updated: 2026-07-04T17:37:03.000Z Hepsinin bilindiği üzere İmece Toplu iş yapmak için birçok kişinin bir araya gelmesiyle yapılan işleme denir ve imece toplumsal dayanışmanın en güzel örneğidir. Son günlerde sektörümüzün gidişatını düşünürken düşünme geldi. Hepimizin önden siz buyurun kültür ile; - aman efendim önden siz buyurun.. - Yok olur mu lütfen rica ederim siz kaybolun.. Kibarlığı ile eriyip yeteneğiz. Bu hafta yaşadığım ciddi duyumlar imece şeklinin yokluğunu anımsattı bana. Sektörün önde gelen gelenlerinden bir parça, 750 km gibi bir güzergahın fiyatını 25 YTL ye indiriyor. Nedeni ise İzmir Ankara yolunda fiyat kıran rakibinin güçlü olduğu yerde ona mesaj vermek. Bu hafta gazetelerden okuduğunuz gibi akaryakıt fiyatları dünyada 100 dolardan 25, Türkiye'de ise 2,65'ten 1,5 YTL'ye geriledi. Bu nedenle şimdi rekabette önce kim indirecek yarış başladı. Beyler bu paraları Nereden kazanıp nereye savuruyoruz. Bu tür fiyat düşüşlerinde bir de kötü maliyetlerimiz varken ortaya çıkan performansı kim savunabilir. Oturup konuşarak mesaj vermek milyarlaca lira zarar vererek mesaj vermekten daha mı zor. TOFED bu konuda vurdum duymaz bir tavır içinde, ürünün diğer ürününü kazananda bunu anlayamıyor. MAN ya da MERCEDES'in size vereceği kime otobüsleri satabileceksiniz. Sektörün önde gelen iki üç firmasını bir yemek davetinde buluşturmak sizin üretiminize zarar vermeyecektir. Blaki'nin sonucunu bu konunun sorumluluğunu yerine getirmiş olursunuz. Ancak şu bir gerçek ki. Bu faaliyeti gösteren tüm firma sahipleri, hatta çalışanlar dahi, böyle gelmiş böyle giderlerne hakim. Buraya kadar geldi ama buradan sonra gitmeyeceği gibi görünüyor. Allah yazı yazmasın BAKARA suresi 6 ve 7\. ayetlerden bir cümle geldi. “Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanırlar. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerin üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır. Sanırım büyük bir sınavdayız. Ve Allah ayetinde bunlar olmak üzere hepimizin gözüne bir perde indirmiş, zarar ziyanı telaffuz etsinkte hiçbir şey yapmıyoruz. Sanki ilahi güç elimizi kolumuzu bağlamış ve bize adım attırmıyor. Allah sonumuzu hayr şeyler inşallah. Hepimiz birlikten kuvvet doğar misali yavaş yavaş batıyoruz. İşte imece kayıtları kayboldu diye ben buna deri. ### Sektörün Kendi Gerçekleri İle Yüzleşme Hareketi URL: https://halilerdogmus.com/sektorun-kendi-gercekleri-ile-yuzlesme-hareketi/ Last updated: 2026-07-04T17:37:01.000Z Geçen hafta belirtmiştim. Anadolu Ulaşım olarak, bayram sona ermesi ile birlikte sektördeki tüm muhatapların içinde bulundukları durumu aktarmaya çalışacağımız bir dizi çalışmaya başlıyoruz. OTOBÜS FİRMASI SAHİPLERİ / YÖNETİCİLERİ: Sizleri maliyetlerinize göre hareket etmeye davet ediyoruz. Bulunduğunuz hatlarda fiyatlarınızı belirlerken önceliğiniz komşu veya rakip firmanın fiyatı değil sizin maliyetiniz olmalı. Tabiî ki rekabet kurallarını ve gerçeğini göz ardı etmemelisiniz ama, maliyetin bile 26-27 YTL olduğu yollarda durgunluk var diye 25 YTL ye bilet kesmenin kime yarar sağladığına dikkat etmelisiniz. Aksi takdirde otobüsümüz boş gider diye bir savunma gerçekleri yansıtmayacaktır. Firmanızı, acentalarınız mı ? otobüs Kaptanları mı ? Yoksa katılımcılarınız mı ? yönetecek buna karar vermelisiniz. Bu konu sizin ilkeleriniz doğrultusunda şekil alacaktır. Kara Ulaştırma nın belirlediği asgari fiyatların bile altında bilet kesmek kime yarar sağlayacaktır. Artık sadece fiyata bağlı müşteri sayısı günden güne azalmaktadır. Müşterilerinizi o yoldaki fiyattan daha çok verdiğiniz hizmet ve kalite size bağlamaktadır. Lütfen yılbaşından sonra artık yolcu azaldı diye öncelikle fiyat silahı ile değil hizmet kalitenizle ilgilenmeye çalışalım. Yoksa ne mi olur. ? Elinde babasından kalan son tarlayı bile sattığı için hiçbir varlığı kalmayan otobüsçünüz, Nisan’a kadar gelecek soğuklardan sonra zatüree olur. Sizde müslümansanız son göreviniz için cenaze namazına katılırsınız. Cesaretiniz varsa katılımcılarıızı çağırıp, borçlarını sorun bakalım. Hatta yüzleşme cesaretiniz varsa Eylül sonu itibari ile borçları neydi, şimdi borçları ne oldu sorabilirsiniz. Son 3 senedir edindiğim birikim sektörde bu basit hesaplamayla bile kimsenin yüzleşmek istemediği. Sorumlu kimler mi? Hepimiz sorumluyuz bu durumdan. Ama hepimiz görmedim, duymadım, bilmiyorum şeklinde üç maymunları oynuyoruz bu sektörde. Size basit bir tablo verip doldurmanızı rica ediyorum. Gerek öz mal araçlarınız, gerekse katılımcılarınız için bu tabloyu doldurmanızı rica ediyorum OTOBÜSÜNÜZÜN MARKA MODELİ? ŞU ANKİ İKİNCİ EL DEĞERİ? KALAN TAKSİTLİ BORCUNUZ? MAZOT ALDIĞINIZ NOKTAYA BORCUNUZ? SERVİS /BAKIM / YEDEK PARÇACIYA BORCUNUZ? SSK/ VERGİ BORÇLARINIZ? KASKO TRAFİK KOLTUK SİGORTA BORÇLARINIZ? Bu soruları yanıtlayın zaten kendi röntgeninizi çekmiş olursunuz. Umarım o zaman uykudan uyanmış olursunuz TERMİNALLERDEKİ BİLET KESEN ACENTALAR VE ÇALIŞANLARI: Eğer Otobüs firmaları sizlerin bilet kestiği hatlarda ayakta kalamazlarsa sizler bilet kesemez ve dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma misali bu karanlık günlerde aydınlığa ulaşamazsınız. Bu yüzden otobüs firmalarını elinizde tutmak istiyorsanız onları yaşatmak için elinizden geleni yapmalısınız. Ama bunun için lütfen yolcu azaldı fiyatlar yemiyor kelimesinin ardına sığınmayalım. Otogarlarda komşularınızla istişare etmekten çekinmeyin. Şirketlerin ayakta kalabilmesinin yolu her fiyattan bilet satarak otobüsteki kafa sayısını dolu göstermekten geçmiyor. Bir otobüsün sefer maliyetini hesap edebilecek matematik bilginiz mutlaka vardır. Ama biz size ufacık bir yol gösterelim. Aşağıdaki soruları çekinmeden yanıtlamalısınız. Bakın bakalım kaldırdığınız otobüsünüze ayakta kalabilecek şekilde ödeme yapabiliyormusunuz. Kalkılan Güzergah:? Gidilecek Km:? Km X 2.55(mazot litre maliyeti) X 0.31 (ortalama 100 kmde ki sarfiyat) :? Garaj Çıkışı: Harcırah ve Maaşlar: Kesilen Komisyon/Servis vs giderler: Otobüsün aylık bakım ve tamir masrafları: (sefer başına 50 ytl yazabilirsiniz) Bu hesaplamalardan sonra eğer haftanın 5 günü otobüsü zararla kaldırıyorsanız, bu otobüsün ne kadar daha size hizmet etmesini bekleyebilirsiniz. Otobüs 5 kişi ile kalktığında komisyon almıyoruz, diyerek bu otobüsü ayakta tutamazsınız. FİRMALARDA ÇALIŞAN KATILIMCILAR : Sizler ne kadar daha haftada 3 gün zarar etmeden gidiyorum diye 4 günün zararına katlanabileceksiniz. Yeni otobüs aldınız size özel sıra verildi diye bir ayrıcalığınız var diye düşünüyorsunuz ciddi aldanıyorsunuz. Sizlerinde uyanma zamanınız geldi. Cesaretiniz varsa yukarıdaki hesaplamaları sizlerde yapın. Önümüzdeki 5 ayı daha zararla kapatabilecek kadar, bağınız, bahçeniz, tarlanız, yastık altında altınınız var mı? Petrolcüye olan borcunuz sizi otobüs taksitleri kadar sıkıştırmıyorsa, bu sizin iyiliğiniz için yapılan bir şey değil. Bir çoğunuz iflas etmiş durumdasınız lütfen bu gerçekten daha fazla kaçmayın. Yapmanız gereken nedir ? Kışın çalışmayın. Bırakın firma sahipleri kendi otobüslerini çalıştırsınlar. Bizler daha fazla kaybetmeye sizin kadar tahammül edemeyeceğimiz için mutlaka bir çaresini buluruz. Yazın karlı günlerde her yer size iş verecektir endişelenmeyin. OTOBÜSLERİMİZİ KULLANAN KAPTANLAR / MUAVİNLER / HOSTLAR : Müşterinize sahip çıkmalısınız. Zaten can çekişen bu sektörde artık fiyatla müşteri tutmanın yeri yok. Sizler anahtar kişilersiniz. Sizin güler yüzünüz, hizmet anlayışınız, müşteriye yaklaşımınız, müşterileri firmanıza bağlayacak en önemli faktördür. Tüm bunları yaparken lütfen ördeklerin bedellerini cebinize değil firmanıza aktarmayı unutmayın. Haram ile yüzleşmek tüm bu anlatılanların en zorudur. MOLA YERLERİ VE AKARYAKIT İSTASYONLARI: Sizler zaten batmışsınız ama hala bunun farkında değilseniz, durumunuz çok daha vahim. Otobüs firmalarından yada bireysel otobüsçülerden alacaklarınız var ama istemeye cesaret bile edemiyorsunuz. Mola yerinde durmazsa korkunuz size çok para kaybettiriyor. Adam 100 ytl mazot alıyor her seferinde size 75 YTL ödeme yapıyor, 9\. ayda 70 milyar size borcu olan müşterilerinizin şimdiki borçları 100 milyarın üzerinde ve siz hala adamlardan bu parayı isteyemiyorsunuz. Merak etmeyin mart sonunda size kalırsa otobüsün istepne lastiği ve krikosuna el koyar teselli bulursunuz. Şimdiden İslam alimlerine danışmanızın zamanı gelmiştir. Eğer bireysel otobüsçünün batmasından dolayı sizinde onlarda paranızın kalması zekat yerine geçebilecekse. Belki yüce rabbim sevaplarınızı arttırır. Evet sektörün Özeti şimdilik bu kadar. Hepimiz aynı geminin içerisindeyiz. Ekte paylaşacağımız tablo ortada ve birbirimizle konuşmaya başlayınca dertlerimiz çözülmeyecek. Ama iş burada başlıyor ilk yapmamız gereken şey adım atmaya başlamak için kendi içimizde istişare etmeye başlamamızdır. Hepimize bol bereketli günler diliyorum