Yazılarım

Kaygıları Yönetme Sorumluluğumuz

‘Şimdi böyle de bir sorumluluğumuz mu var?’ diyenleriniz olabilir. Öncelikle başlığımızdaki “kaygı” kelimesini; tehlike tarafından harekete geçirilen biyolojik uyarı sistemi olarak tanımladığımızı belirterek başlamak istiyorum. Hepimizi  kaygılandıran  yaşam olaylarından  en temelinin belirsizlik durumları olduğunu söyleyebiliriz.  Belirsizliklerin ise çoğunlukla  insan psikolojisini negatif yönde etkileyen durumlar olduğunu sanırım hepimiz yaşıyoruzdur.  Bu paylaşımımızda bu sorumluluğun ne anlama geldiğini biraz anlatabileceğime ve farkındalığımızı arttırabileceğimize inanıyorum.

Bir süre önce, 4 kişi birlikte  markalı bir zincir restorana gitmiştik. Yaklaşık %80 doluluk olan bir saatti ve ancak 9-10 dakika sonra genç bir garson gelip bizimle  ilgilenebildi.  Dördümüz de farklı ana yemekler söyledik ve 3 farklı içecek istedik, yemeklerimizin yarım saatte gelebileceğini öğrendiğimiz için de hızlı gelebilecek iki farklı atıştırmalık aperatif sipariş etmiştik. Garson bunların hiçbirini not etmedi. Ben de kendisine siparişlerimizi not etmediği için karışıklık olma riskinden bahsettim ve yazarsa risk almamış olabileceğini hatırlattım. O kadar büyük bir özgüvenle bana ‘Merak etmeyin, hiçbir şey karışmayacak’ dedi. İşte o an endişem biraz daha arttı. Çevremde pozitif yaklaşımcı birisi olarak bilinmeme rağmen “Murphy” kanunları bu tür durumlar için vardır diye düşünmeden edemedim.  Sizler bu cevabı, garson arkadaşımızın inadı  mı yoksa  garsonun kendine olan özgüveni ile mi açıklarsınız bilemiyorum. Sadece garsonun bu cevabı benim kaygılarımı arttırmaktan başka bir işe yaramamıştı. Zira ana yemeklerden bir tanesi yanlış gelse yanımdaki misafirler ‘Bu benim istediğim değildi’ diyecek ve biz bir yarım saat daha beklemek durumunda kalabilecektik. Peki bu yarım saatin sonunda ne oldu dersiniz? Önce içeceklerimiz sonra  aperatiflerimiz  ve en sonunda da ana yemeklerimiz gelmişti.  Garson bana o özgüvenli bakışıyla sordu, ‘Nasıl efendim, her şey sipariş ettiğiniz  gibi geldi mi?’ Ben ise ‘Evet, her şey doğru geldi, teşekkür ederim. Ancak ben oldukça gerginim ve mutsuzum şu an’ dedim.  Büyük bir şaşkınlıkla bana dönerek ‘İstedikleriniz doğru şekilde geldi ise neden mutsuzsunuz anlamadım’ dedi. Ona, siparişlerimizi not etmediği için misafir ağırlayan bir davet sahibi  olarak yarım saat boyunca ana yemeklerden bir tanesi bile hatalı olsa ve böyle bir hata olması durumunda misafirimiz kendi sipariş ettiği yemeğin gelmesini isterse yarım saat daha beklemek durumunda kalacağımızın kaygısını yaşadığımı anlatmaya çalıştım.  Bu biraz gergin, biraz kaygılı bekleyiş müşteri olarak beni mutsuz etmişti. Kendisine ‘Yazmasan bile belki de bir not defterine yazıyor gibi yaparsan, benim gibi müşterilerin kaygı duymamalarına yardımcı olur’ dedim. Biraz mahcup biraz da garipseyerek beni anladığını ifade etti.

Nasıl ki evlatlarımızın rutin dışı bir geziye gittiklerinde bizi bilgilendirmelerini bekleriz, onlardan zaman zaman ‘her şey yolunda’ teyidi almadığımızda kaygılanmaya başlayabiliriz, iş yaşamında da, sosyal hayatta da tarafların birbirlerine karşı kaygıları yönetme sorumluluğu olduğuna inanıyorum. Üstelik bu sorumluluğun tek yönlü olduğunu da düşünmemeliyiz. Evin büyükleri de evin küçüklerinin kaygılarını yönetmekten sorumludurlar.  Daha küçük bir çocukken çoğu zaman farkında olmasak bile anne babalarımızın bizlere sağladığı bir çok imkan aslında kaygılarımızın yönetilmesi ile bizi  geleceğe hazırlamıştır.

İş yaşamında da astların üstlerinin kaygılarını, üstlerin de astların kaygılarını yönetme sorumlulukları olduğuna inanıyorum. Bunun farkında olunmadığı durumlarda ilişkiler haklılıkların ve pozisyonel güçlerin hegomonyasında devam etmeye başlayabilir, sonunda da mutsuz ve huzursuz ortamlar çoğalabilir. Çalışma ortamında sorumluluklarımız arttıkça bize bağlı çalışanların ya da birlikte çalıştığımız ekip arkadaşlarımızın kaygılarını anlamaya çalışmanın önemli bir başarı kriteri olduğunun altını çizmek isterim. Kendi sorumlulukları, bizim departmanımızın işini yapmasından sonra başlayacak bir departman düşünün, bizim aksamamız onların da işlerini aksatmasının ana nedeni olabilir. Bu yüzden kendi iş süreçlerimizde her şeyin yolunda olduğunu zaman zaman paylaşmak ve onları rahatlatmak, kaygıları yönetmenin çok kolay bir adımı olabilir. Aksi durumda ki senkronizasyon bozukluklarını hepimiz deneyimlemişiz olabiliriz.

Bununla birlikte, üst pozisyonlara doğru ilerledikçe astların bağlı bulunduğu yöneticinin kaygılarını yönetme sorumluluklarının farkında olmaları onları daha değerli kılacaktır. Aynı şekilde bir Genel Müdür bile bağlı bulunduğu yönetim kurulunun ya da sermayedarın kaygılarını yönetmekten kendini sorumlu hissetmek durumundadır.  Sermayedar, en yalın haliyle cari yıl için konulan rakamsal hedeflere, şirkete deklare ettiği değerler zincirine bağlı kalınarak ulaşılmasını arzu eder. Bir yılın içinde 12 aydan oluşan muhtelif ara dönem hedefleri varsa,  bu hedeflerin  gerçekleştirilebiliyor olması aydan aya sermayedarın kaygılarını ortadan kaldırabilirken, aksi durumda ise tutarlı ve matematikle açıklanamayan sapmalar kaygıya neden olabilir.

Peki kaygılar nasıl yönetilir ? Bizim için az önemli ancak haberi olmayanlar için oldukça önemli olabilecek bilgileri bir de bu yaklaşım ile değerlendirmek ve özellikle belirsizlik içeren durumlar hakkında  oldukça önemli olabilecek en güncel bu bilgileri düzenli paylaşmak en basit yöntemdir diyebiliriz. Yukarıdaki garsonun sipariş alma sırasında not alması ve teyit vermesi basit anlamda bir kaygı yönetme biçimi kabul edilebilir. Bu sayede güvenimiz doğacak, kaygı hiç akla bile gelmeyebilecektir.  Bazen ekip arkadaşlarımıza umut verici konuşmalar yapmak, onların kariyerleri ile ilgili onlarla sohbet etmek bile basit şekilde onların geleceklerine dair kaygıları yönetme biçimine bir örnek olabilir.  Rakamlarla konuşmak, kullanacağımız kelimeleri daha özenli seçmek, şüphesiz kaygıları yönetmenin önemli faktörleri arasında sayılabilir. Kısaca aynı organizasyonda farklı birimlerde çalışan ekiplerin iş süreçleri ile ilgili  bilgilerde hizalı olmalarını sağlamak kaygı yönetmek için önemli bir adımdır diye düşünüyorum.

Toplumda, özellikle Linkedin gibi iş yaşamı insanları ile filtreli sosyal bir mecrada sürekli olumsuz ve kötümser bakış açısıyla konulara yaklaşan insanların daha iyi bir gelecek ümidi taşıyan nispeten daha az tecrübeli ve genç arkadaşlarımızın  kaygılarını arttırabileceğinin bilincini taşımakta önemli bir kaygı sorumluluğumuz  olabilir. Aynı şekilde özellikle basın kuruluşlarının, köşe yazarlarının konuları ele alış biçimleri ile bir çok kişinin kaygısını arttırmaktan beslendiklerini görebiliyoruz.  Buradan hareketle yazımızı, bulunduğu organizasyonun, ya da toplumun kaygılarını arttırarak kendilerine taraftar toplamaya çalışan köşe yazarları, basın kuruluşları, aile büyükleri, yönetici veya siyasetçilerin  belki de farkında olmadıkları bir cümle ile bitirmek isterim; bireylerin kaygı seviyesi yükseldikçe rasyonel kararlar verebilmekten uzaklaşabilecekleri riski unutulmamalı.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.