Columbıa Günlüğüm, Yazılarım

Columbia Günlüğü, 9.Gün, 5 Mayıs

5 Mayıs 2019 Pazar

Sabah 06.00’da kaliteli bir uyku alarak güne dinç başladım. Oda arkadaşımla beraber birkaç arkadaş saat 07:30’da bisiklete kiralamayı düşünmüşler. Eda’ya bisiklet sürme teklifimizin ardından biz de onlara katıldık. Ancak bugün de yağmur yağıyordu dolayısıyla grubun büyük çoğunluğu kararından vazgeçti. Biz, Eda ve oda arkadaşım ile devam  kararı aldık. Central Park’ın başlangıç köşelerinden Columbus Circus’a kadar uzanan bazı yollar trafiğe kapanarak polislerle çevrilmişti. Sanırım Başkan Trump geliyor diye şakalaştık. Zira hemen orada birde Trump Tower binası bulunuyor. Yağmurlu havada  bisiklet kirasında daha büyük indirim alabileceğimizi düşünerek pazarlık ettik ancak firma  sahibi olmadığı için teklifimiz  kabul görmedi. Biz de diğer güzel alternatifimiz olan, parktaki büyük göle doğru yürüyüşümüze başlamaya karar verdik. Biz Türk’lerin klasik sohbetidir,  burası çok güzel bizde neden yok, bizde şu var, bu yok derken büyük göle geldik bu gölün çevresinde fotoğraflar çekilerek güzel anlarımızı birer anıya dönüştürmek istedik. Yağmur hafif hafif yağmaya devam ederken, orada bulunan bir köprüden geçiyorduk ki tam bu anda ileride bulunan kalabalık grup dikkatimizi çekti. Zira davranışları biraz tuhaftı, ne olduğunu anlamadık ama bir konuda inceleme yapar gibiydiler. Sonrasında bizi biraz gürültü yapar bulmuş olmalılar garip bir sessizlik uyarısı yaptılar. Bize sordukları sorulardan ve kuş sesi taklidi yapmalarından yola çıkarak, kuş cinsleri üzerine gözlemler yapan bir grup olduklarına karar verdik. Türk  olduğumuzu söyleyince onlar bizim başkanımıza biz de onların başkanlarına espri ortamında karşılıklı laf yetiştirdik. Ekip liderinin bizim İstanbul’dan geldiğimizi öğrenince bahsettiklerinden yola çıkarak, Büyük Çamlıca Tepesi’ndeki kuşları incelediğini de anlamış olduk. Biz nasıl gittiğimiz her ülkede perakende ve yeni konsept eksperliği yapıyorsak, bu kişi de bir çeşit kuş eksperi 🙂

Park gezintimiz esnasında bir su birikintisinden atlarken tedbirsiz ve cesur davranan arkadaşımız ufak bir düşme kazası yaşadı. Hamdolsun, çok ucuz atlattık.

Bu güzel ortamda farklı perspektiften fotoğraflar çekilmeye devam ettik ve sonra dönüş yolumuza koyulduk. Ancak yolumuzun bir kısmındabir den  kalabalık bir bisiklet grubu olduğunu gördüğümüz an ile  adeta akın akın bize doğru geldikleri anı fark etmemiz bir oldu. Böylelikle parkın girişindeki polislerin  bazı yolları neden kapattığını da anlamış olduk. Bu pazar parkın etrafında büyük bisiklet turu varmış.

Islanmış bir şekilde  otelimize  dönerek üzerimizi değiştirip kahvaltıya indik. Bir grup arkadaşımız Jersey Garden AVM’ye yola çıktı ben ise Eda ile kalıp otelde Perşembe ve Cuma  gününe ait ders notlarımın üzerinden geçtim ve tabii Eda’nın da desteğiyle notlarımı daha hızlı şekilde Türkçeleştirebildim. Çevirileri yaptıktan sonra bir süre omzumda uyuyakaldı benim küçük kızım.

Sonra Hudson Park diye bir AVM’ye gittik, New York’ta yeni açılan olan bu alışveriş merkezini merak etmiştik. Giderken akşam üzeri Eda’yı otobüse bindireceğimiz güzergaha nasıl gidileceğini de planladık.

AVM’den bahsetmek gerekirse, dış kısmında yaklaşık 6 kat yüksekliğe  tekabül edebilecek bir merdiven zinciri var. İnsanlar para vererek bu merdivenlerden inip çıkıyor, belki tepesinde  ufak bir manzara vardır ancak garip bir yapı olduğunu söyleyebilirim. Gezip incelemeler yaptıkça, bu alışveriş merkezinin yapısından içinde yer alan markalarına kadar farklı bir deneyim mekanı olduğunun kararını veriyoruz.

garip merdiven

En çok ilgimizi çeken ise pulcuklarla kaplı bir duvar oluyor. Yarın başlayacak Ramazan ayı için duvara “Hayırlı Ramazanlar” yazdığımız videomuzu da çektik. Bu anlamlı çalışmayı mübarek  Ramazan ayının başlangıcını kutlamak amacıyla arkadaşlarımızla paylaştık. Birbirinden farklı boyuttaki dörtgen çift yüzlü pullu kumaşların üzerine  yazılar yazıp fotoğraf çekiyorsunuz, neye benzediğini merak edenler instagram hesabım üzerinden paylaştığım bu gönderiye bakabilir.

Deneyim Duvarı
Hayırlı Ramazanlar

Aslında bu tarz deneyimler sosyal medyada sıklıkla paylaşıldığından, AVM yönetimi böylelikle ekstra para harcamadan reklam fırsatını yakalıyor. Bu deneyimimizden esinlenerek Türkiye’de benzer bir çalışma yapmaya niyetlendik ve döner dönmez numune kumaş siparişi verdik bile. İlgimi çeken diğer duvarda ise tarakla  tablolara yerleştirilmiş tüyleri tarıyorsunuz, diğer yerde ise birbirinden farklı ilgi çekici resimler vardı. Bir mağazadaki deneyim ise ayrıca ilginç, yakın zamanda geliştirilen icatların sınırlı sayıdaki ürüne döndürülmüş halleri satılmak üzere sergileniyordu.

Yürüyüşümüze devam ederken vegan dondurma satılan yer gözümüze çarptı yani içinde hiçbir şekilde hayvansal süt olmayan tamamen bitkisel sütlerden yapılan bir dondurma.

Vegan Dondurmacı

Sanırım bu ilginç deneyimler sunan AVM’ye kendimizi kaptırdığımızdan yemek yemediğimizi fark etmemiştik. Böylelikle önce karnımızı doyuralım istedik, bir kafede  ton balıklı sandviç yedikten sonra  ellerimizi yıkamak üzere kendisi gibi ilginç olan WC sine girdik. Sensörlü sabunluk, sensörlü musluk ve her musluğun yanında ayrı ayrı sensörlü küçük el kurutucu vardı.  İlk kez gördüğüm bu uygulama, modern mekanlar için pratik sayılabilir.

Fonksiyonel Musluk

Sonrasında vegan dondurmayı da tadarak AVM turumuzu tamamladık. Bu arada dondurmanın pek  lezzetli olduğunu söyleyemeyeceğim, damak tadıma pek uygun değildi. Özellikle perakende sektöründe tüketiciye deneyim yaşatmanın önemini yeterince vurguladığımı düşünüyorum. Bu bahsettiklerime ek olarak, MUJİ Japon departman store,  her ay konsepti değişen gir ve kaybol labirenti,  kendi mayonuzu kişiselleştirebileceğiniz yaz ürünleri  mağazası, üzerinde isminizin yazılı olduğu deri kaplı kolonyayı de eklemeliyim. Deneyimi yaşatma ve kişiselleştirme sanırım bizim ülkemizdeki markalar için de gitgide artan bir trend haline gelecek.

Kişiselleştirilmiş Mayo Mağazası

Alışveriş merkezini yeterince gezdikten sonra Efe’ye oyuncak bulmak için 4-5 yıl önce kapanıp geçtiğimiz yıl yeniden açılan New York’un150 yıllık efsane  oyuncak mağazası  F.A.O Schwarz’a (Frederick August Otto Schwarz) göz gezdiriyoruz. Efe’ye doğum günü hediyesini seçtik ve tabii olmazsa olmazımız uzun bir yürüyüşle  otelimize döndük. Son bir kez eşya kontrolü yaparak Eda’yı otobüs durağına  bıraktım.

Dönüş yolunda New York’ta hemen hemen her caddede birkaç tane bulunan karavan büfelerden aldığım HALAL Jayro tadımını yaparak trene bindim. Jayroyu bir çeşit dönerli dürüme benzetebiliriz. Beyaz sosu, ile birlikte memleketten uzakta olunca daha bir lezzetli geliyor insana.  Ancak ilk günlerimizde bahsettiğim gibi, New York’un metro ağı yenilendiği için kendi durağıma giden hat aktif değildi. Bu nedenle soğuk ve şiddetli yağmurda otele yürüdüm.  Döndüğümde tek kelimeyle bir kez daha tepeden tırnağa  sırılsıklam olmuştum. Fakat İstanbul’da yağmurda şemsiyesiz yürümenin tadına sıklıkla varamadığımdan, buranın yağmurunda ıslanmanın iyi geldiğini söyleyebilirim. Sanırım New York eğitim seyahatim, öğrendiğim birçok bilginin, edindiğim deneyimlerin yanı sıra, kendime vakit ayırmak için keyifli bir fırsat oldu. Her anlamda detoks 😊

20:30 gibi oda arkadaşımla WholeFoods’ta buluşup sahur alışverişimizi yaptık. Yurt dışında yüksek tempo gerektiren üniversitemiz ve New York’un aktif yaşantısında Ramazan ayının bize nasıl bir etkide bulunacağını şimdilik bilemiyoruz. Yumurtası bol salata ile tok tutacak ekmek arası sahur menümüzü tercih ettik. Hem protein hem de karbonhidrat açısından dengeli bu öğünle, önceki günler gibi güne dinç başlayıp zamanı verimli kullanabilmeyi amaçlıyoruz. Günün hatırlatma notlarından sonra artık mışıl mışıl uyku vakti….