Columbıa Günlüğüm, Yazılarım

Columbia Günlüğü, Son Paylaşım

13 Mayıs Pazartesi

Merhaba Sevgili Dostlarım;

Artık sizlerle paylaştığım “Columbia Günlüğüm” ün son kısmına geldik. 15 gün memleketten, sevdiklerimizden, işlerimizden uzakta, üzerimizdeki sorumluluklar ile ilgili almamız gereken önemli günlük kararlar olmasına rağmen öğrenme tutkumuz için uzaklarda derslerde dikkatle notlar alıyor, ödevler yetiştiriyor, vakaları çözümlüyorduk. Bu sürede hem gördüklerimizden ilham almaya hem de yeni fikirlere karşı beynimizi daima açık tutmaya çalıştık. Peki nedeni hakkında biraz kafa yormaya ne dersiniz?

8.065 km uzakta, yeni bir şeyler öğrenme gayretini fedakarlık  olarak tanımlamamız sanırım yanıltıcı olmaz. Yaşımız, konumumuz, deneyimlerimiz, yaptığımız ufakta olsa başarılı işler ben bilirimci tavırlara sebebiyet vermemeli. Aksine yeni şeyler öğrendikçe, cahilliğimizi ve hamlığımızı hissetmeliyiz. Belirli seviyelere geldiğimizde yerimizi koruyabilmemizi sağlayacak hatta daha da ilerletecek yeni bilgiler oturduğumuz yerden, çaba sarf etmeden, yalnızca akıllı telefonlarımıza bakarak veyahut ara sıra birkaç kitap okuyarak ayaklarımıza gelmiyor maalesef. Bu kolaya kaçma meselesinden bir vazgeçelim. Tam da burada Hz. Mevlana’nınşu sözü yerinde olabilir. “Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerekir.” Bahsettiğimiz çaba için öyle kilometrelerce yol yapmaya tabii ki gerek yok 🙂 bu sadece eğitimimizin bir parçasıydı.Tüm bunlar bir yana öğrenme; her anımızda, her yerde, bazen kitaplarla dolu sessiz bir kütüphanede, bazen yürüyüş yaparken doğanın eşsiz uyumunda, sincapların davranışında, ziyaretçilerine ücretsiz deneyim sunarak reklam yapan AVM’nin içerisinde, Soho’daki kuyruklu sıralarda, bisikletçiyle yapılan pazarlıklarda, bazen Belçikalı arkadaşımız Heiko’nun okulumuza giden Metro için kısa yolu gösterdiği anlarda, bazen kuş eksperliği yapan grubun spesifik konulara olan müthiş merağında, bazen bir marketin kasa sisteminde. Yani öğrenme; gözümüzü açarsak, hayatın her anında. Ne dersiniz, belki de hayatın ta kendisidir. Her daim öğrenme arayışında olanların önünde saygıyla eğilirim.

Bu yazı dizisinde zaman zaman altını çizdiğimiz üzere NY’da mukayese etme pratiğimiz epey arttı. Buradan Türk toplumuna baktığımızda, büyük bir kısmında öğrenilmiş çaresizliği hatırladık biraz. Belki de yeni görüşleri  yeterince açık yüreklilikle dinlemememizin, zamanla merakımızı kaybetmenin ve öğrenmeye karşı olan direncimizin getirdiği bir davranıştır bu. Lütfen öğrenme konusunda beslenmekten kendinizi alıkoymayalım. Lütfen size bir şeyler söyleyen insanları, sizlere bir şeyler öğretmeye çalışan öğretmenleriniz olarak görüp bildiğiniz konular dahi olsa ilk cümlenizi “biliyorum” diye kurup, heveslerini zedelemeyin. Nasıl ki vücutlarımıza kaliteli besinler vererek, daha iyi ve zinde çalışmalarını sağlıyoruz, beynimizi de bu benzetmeyle yaşam boyu öğrenme eşliğinde kaliteli ve güncel bilgilerle besleyelim ki, etkin çalışmaya yeni sentezlere devam edebilsin. İşte biz de bu vesileyle her zaman olduğu gibi bu 2 haftalık yolculukta  öğrenmeyle yenilenmeye, canlanmaya çalıştık.

Hatırlarsanız Columbia’da bulunduğum süreyi bir çeşit detoks olarak gördüğümü yazmıştım. Her ne kadar bunu beyin detoksu olarak görsem de, buradaki yoğun eğitim takvimiyle birlikte işlerimizi ve sorumluluklarımızı takip edebilmek, ekstra çaba ve çalışma gerektirdi. Tabii aynı anda iki yerde bulunduğumuz zamanlar da çok oldu! Ama bunu yaparken odağımızı kaybetmemeyi başardığımıza inanıyorum.  Bununla birlikte vücutlarımıza aldığımız hızlı besinler gibi yaşamlarımız da aynı oranda hıza maruz kalıyor. Peki bu hız her zaman verimlilik getirir mi? Bu tehlikeli sorunun cevabı sizde kalsın. Karar alış hızımız, bilgi edinme hızımız, iletişim hızımız, sevme hızımız, özlemlerimiz, kavuşmalarımız, vazgeçme hızımız, hatta paylaşma hızımız tıpkı arabalarımız ve bilgisayarlarımız gibi sürekli  hızlanıyor. Bazen maraton misali koştuğumuz hayatlarımızda yavaşlamanın tadına varmalı, gözlemleyerek, içinde yaşayarak, dokunarak, hissederek yavaşlığın içerisinde kısık ateşte öğrenmeye zaman ayırabilmeliyiz. Bu detoksumuz sayesinde canlanan ve yenilenen bakış açımız ve tabii değerlendirme sistemimiz döndükten sonra sistemli bir şekilde hazır olacak inşaAllah. Güncelleme 50.1 diyebilirsiniz.

Son olarak Columbia Günlüğüm’ü yazarken burada öğrendiklerimizden hoşuma giden ve akılda kalan bazı jenerik cümleleri paylaşmak istiyorum;

  • İnsanların da tıpkı ürünler veya şirketlerde olduğu gibi bir yaşam eğrisi olduğu varsayımıyla,  çıktığımız yerlerden düşmemek ya da oralarda kalabilmek için her dönem kendimize yatırım yapmaya devam etmemiz gerektiğini;
  • Dönüşüm yönetiminde, paydaşlara detaylı ön bilgi verme ve dönüşüm liderlerine bilinçli misyonlar yüklemenin önemini;
  • Siyasetçilerin söylemlerini çok amatörce yaptıklarını, bu söylemlerin strateji içermesi gerektiğinin önemini;
  • Tanıyabildiğimiz kadar birbirinden bağımsız insanı tanımanın ve bu tanışıklığı diri tutmak için ilişkide fayda üreten ilk taraf olmanın önemini;
  • Farklılıkların güzelliğini, zıt fikirlerin uyuşmazlık ve hatayı değil aksine daha kaliteli bir sentez için birer fırsat olduğu konusunun önemini;
  • Karar alırken tatmin olmaya eğilimli olduğumuzu, oysa elimizdeki verileri optimize etmeye eğilimli olmanın önemini;
  • Amazon’un gelecek için önemli hamlelerde bulunarak hayatlarımızı amazonlaştırmaya başladığını deneyimleyerek, önden giden adımların önemini;
  • Karar verirken beynimizde her zaman yeterince ön bilgi olmayabiliyor. Dolayısıyla karar alma konumuzda boşluklar oluşuyor. Beyin elindeki mevcut bilgilerle bu boşlukları birbiri ile kendi sistematiğine göre ilişiklendiriyor ve dolduruyor. Bunu yaparken de çoğu zaman saniyeden bile hızlı bu süreçte bazen bu boşlukları doldurmak için yetersiz bilgiyle yanlış yorumlamalar yapabilir. Bu nedenle karar sürecimizin kalitesi için bu boşlukları mümkün olduğunca doğru ve gerekli bilgiyle doldurmalıyız. Tıpkı uygulamalı vaka çalışmamızda bizlere verdikleri bir dolu bilgi gibi. Yani karar almadan önce boşlukları doldurmak için daha fazla bilgi edinmenin önemini;
  • Dünyanın en zeki insanı da olsanız, bulunduğunuz ortam vasat ve vasatın altındaki kimselerden ibaret ise, düzeyinizi bile koruma imkanınız yoktur. Hepimiz beraber en çok zaman geçirdiğimiz beş kişinin ortalaması olduğumuzu  dikkate almamız  gerektiğini;
  • Liderlerin, birer aktör ve mimar olduğunu;
  • Seçim yapmanın, doğru karar verebilme sanatı, müzakerenin ise ikna sanatı olduğunu;

ÖĞRENDİK.

Kısaca; Columbia Üniversitesi’nde yaşam sanatına dair bakış açımızın yenilenerek genişlediğini söyleyebiliriz.  Şüphesiz sizlerle paylaştığımız bu günlük sayfaları haricinde  2 hafta boyunca derslerde aldığımız 100 sayfanın üzerinde notumuz var. Bu notlarda spesifik yöntemlerle birlikte farkındalığımızı arttıran bilgiler de var. İnşaAllah onları da zaman içinde bizzat yapacağımız uygulamalarla etki alanımızdaki herkesle paylaşmaya başlıyor olur ve böylelikle birlikte öğrenme sürecimizi de devam ettiririz. Eğer bu 16 günlük yazı serisinde bir kişiye dahi ilham olabilmişsek ne mutlu bize.

En derin sevgi ve saygılarımla

Halil Erdoğmuş

 

BİR ÖĞRENCİNİN KALEMİNDEN

 

Gayretlere  aşığız biz

Çabalara sevdalı.

“Zor” motivasyondur bize

“İmkansız”a hiç inanmadık.

 

Çelikten insan değildik elbet,

Ayaklarımız da sızladı,

Gözlerimiz de kanlandı,

Elimiz de uyuştu,

Elbet bizim de uykumuz geldi.

Lakin yorgunluk nedir bilmedik

O kelimeyi defterden sildik

 

Bizim de içimiz yandı

Bizim de hüznümüz oldu

Kederlendiğimiz de, üzüldüğümüz de oldu,

Lakin hep attık içimize

Derin acılar bile kavruldu kül oldu.

 

Sessiz kalmayı da  öğrendik sabretmeyi de.

En zor şeyleri en zor zamanlarda dinlemeyi de öğrendik

Ağır geldiyse duyduklarımız,

Derin bir nefes aldık

Yanan  yüreğimize serinlik oldu.

 

Bizim de kızgınlıklarımız oldu

Bizim de köpürdüğümüz zamanlar.

Sakinleşmeyi öğrendik,

Tıpkı güçlü dalgaların kumsala vurduğu gibi

 

Kulaklarımız neler işitti neler.

Açmadık dudaklarımızı sustuk

Dinleyebildikçe  olgunlaştık,

Öğreneceklerimizin hiç bitmeyeceğini öğrendik,

Kalbimizdeki sevgi rehberimiz  oldu.