Yazılarım

B.O.R – Ben Oldum Rahatlığı

Sosyal yaşantımızda, iş hayatımızda ya da siyasette her gün ortaya çıkan gizli bir tehlikeyi farklı açılardan bir kez daha dile getirmenin yararlı olacağına inanıyorum.

“Ben Oldum Rahatlığı” bulunduğu konumlara ve süreçlere, en başından ya da farklı zamanlarda girmiş herkes için zaman içinde büyük bir zaaf olabiliyor. Belki sizlerde zaman zaman bu duruma düşen insanlar için “metal yorgunluğu mu var” diye söylenilmeye başlandığını duyuyorsunuzdur. Oysa insanlar maden değildir ki yorgunlukları metale benzesin. Ancak bu süreci anlatmak için ironik bir tanım olarak metal yorgunluğu tabiri kullanınca bizde maden yaklaşımı ile örtüşmesi için bu anlatıma “BOR” diyelim izninizle.

Ulaştığı noktayı en üst seviye olarak gören, zaten yapılacak başka bir şey kalmadığını düşünen veya daha da kötüsü BOR içine girdiğinin farkında olmayan  insan, farkında olmadan öğrenme sürecini kendisi için sonlandırmış oluyor. Oysa tecrübe ve olgunluk dahi yenilenmeye, güncellenmeye mahkum kavramlar. Olaylara, insanlara ve yaptığı çalışmalara bir öğrenme kaygısı, bir gelişim fırsatı ya da bir tecrübe edinme imkanı olarak bakamayan insan o noktadan itibaren farkında olmadan gerilemeye başlıyor. Çünkü “öğrenmek” dediğimiz şey oldukça nankör olabiliyor. Yeni şeyler öğrenmemeye başladığımızda, önceki öğrendiklerinizi de unutmaya  ve bazen onların artık güncel olmadığı gerçeği ile karşılaşmaya mahkum olabiliyoruz. Üstelik rütbe ve sorumluluklarımız yükseldikçe makamlarımız bizim kaliteli ve objektif geri bildirimler almamıza ve yeni şeyler öğrenmemizin önüne geçebiliyor, astlarımız bizlere geri bildirim vermekte tutuk ve endişeli yaklaşabiliyorlar. Sonrasında ise bir rehavet ile karışık BEN OLDUM RAHATLIĞI başlayabiliyor.

BOR nerelerde görülebilir, bunu analiz etmekle başlayalım;

  • Bulunduğunuz organizasyon dünyanın gelişim ve rekabet hızına paralel ya da ortalamadan daha hızlı gidiyorsa ve sizin yetkinlikleriniz, özveriniz, gayretleriniz ve en önemlisi tecrübeleriniz organizasyonun gerisindeyse sizin bulunduğunuz ortama yetişebilmek için daha fazla efor sarf etmeniz beklenir. Aksi takdirde zaman içine geri kalır ve dışlanabilirsiniz ya da kendinizi daha alt seviyede bir organizasyonda bulur ve ancak o zaman rahat edersiniz.
  • Bulunduğunuz organizasyon dünyanın gelişim ve rekabet hızından geride gidiyorsa ve sizin de yetkinlikleriniz, özveriniz, gayretleriniz ve en önemlisi tecrübeleriniz organizasyonun gerisindeyse bile bulunduğunuz ortama uyum sağlamakta güçlük çekmezsiniz. Zaten iki tarafında modası geçiyordur. Ancak siz kendinizi böyle bir organizasyondan daha hızlı geliştirir ve ilerlemelere liderlik ederseniz hem kendinizi hem de organizasyonu ileri taşıyabilirsiniz. Eğer organizasyon size yetişemiyorsa bu kez kendinizi yine başka bir yapıda bulabilirsiniz ancak bu kez yeni yapı bir üst kalitede ve daha gelişmiş bir organizasyon olacaktır.

Bu değerlendirmeleri cebimize koyalım ve birkaç satır park edelim.

Hangi tür organizasyonda yer aldığımızdan bağımsız olarak, her an kendimizi geliştirmek durumunda olduğumuzu unutmamalıyız. Ben Oldum Rahatlığına düşmek, öncelikle kendimize sonrasında ise içinde bulunduğumuz iş ve sosyal çevremize zarar verebilir. Muhtemelen bunu bir şey olup bittikten sonra, zarar meydana geldikten sonra anlayabiliriz. Çünkü, bu süreçte eleştiri, değerlendirme ve gelişim fırsatlarını kendisi için kapatan insan, çevresinden aldığı geri bildirimleri görmediği gibi  davranışlarını düzeltmekle ilgili bir aksiyon alma gerekliliğini fark edemeyebilir.

Kendi geçmiş deneyimlerimizden yola çıkarak bu sürece düşmemek ya da düştü isek çıkmak için deneyebileceğimiz bir kaç öneri paylaşmak faydalı olabilir..

  • Hiçbir zaman ben biliyorum ya da ben oldum dememek. “Biliyorum”, “oldum” dediğimiz anda, tüm gelişim imkanlarını sıfırlayacağımızın farkına varmak,
  •  Dinleyici tarafımızı daha fazla güçlendirmek için bilinçli ve düzenli egzersizler yapmak,
  • Öğrenme sürecini devam ettirmek, tüm bakış açımızı öğrenmek ve gelişmek üzerine kurgulamak, herkesten, her şeyden öğrenecek bir şeyler olduğuna inanmak ve kendimizi bu yönde geliştirmek.
  •   Öğrenmenin en etkili yolunun öğretmek olduğunu unutmamak, İş yerinde astlarımızla, sosyal çevrede arkadaşlarımızla, edindiğimiz deneyim ve tecrübeleri paylaşarak onların gelişimine katkı sağlamak, bizden bir şey eksiltmeyecektir, aksine öğrettiklerimizden daha fazlasını öğrenme imkanı verebilir.
  • Her kademede size verilen geri bildirimlerde ilk refleksimizin hemen itiraz etme ve bu geri bildirimin sizinle ilgisi olmadığını çürütme yanımızın farkına varmak.

Daima kendimizi bu beş başlıkta kontrol etmek bilinci ile yaşamak BOR hatasına düşmemek için en temel ilaçtır diyebiliriz.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında, özetle şunu söylememiz mümkün olabilir. Ben oldum diyen insan, olmayı bir kenara bırakın bilakis olamamıştır. Ancak işin garip tarafı kiminle bu konuyu konuşsak ben asla “Ben Oldum” demem diyor. Bu gerçekliğin farkına varamadığımız sonucu doğabilir. Kısaca bu tavrımızdan vazgeçmediğimiz sürece her ne olmak istiyor isek muhtemelen olamayacağımız da aşikardır. Ben Oldum Rahatlığı kalıcı bir süreç olmayabilir. Bu rahatlığa giren insan bir süre sonra, ortaya çıkan durumun müsebbibi olarak bundan en fazla rahatsızlık duyacak kişi olabilir. Farkında olabilirsek ne mutlu. İnsan fıtratı gereği nefsinin de yardımı ile ego ve bencilliğin seviyesini dengede tutamayabilir. Böyle bir ayarımız olmadığı için özellikle başarılarımız bu dengenin aleyhte bozulmasına yol açabilir. Başarılarımıza rağmen nefsimizi, egomuzu ve bencilliğe olan yatkınlığımızı dengede tutup doğru yönetebildiğimizde ise hem BOR’a düşmüyoruz hem de mütevazi insan olmayı da başarabiliyoruz.