Yazılarım

Su İçmeyi Ne Kadar Biliyoruz

Yıllardır çevremde yakın bulduğum kişilere suyu bardaktan içme imkanı varken şişeden su içmenin zarif bir davranış olmadığı geri bildirimi vermeye çalışırım. Bunu neden önemsediğimi bilmiyorum lakin vücudumuzun %72 sini oluşturan hayatımızda ki en önemli varlıklardan birisi  ve sanırım su ile ilişkimizin önemli olduğuna inanıyorum.

Ancak günümüz toplumunda bunun çok önemsendiğini pek gözlemleyemiyorum.  Beş yıldızlı otellerde, üst düzey toplantılara katılanlar bile masalarda bardaklar olmasına rağmen çoğu zaman suyu şişeden içiyorlar. Ben bunu zarif bir davranış olarak görmüyorum. Belki biraz eskilerde kalmış bir insan olabilirim ancak küçüklüğümüzde bize böyle örnek olunmuştu. Bu yüzden şirketimizde dahi kendi masasında şişe ile su içen bayan arkadaşlarımızın kulaklarına “hanımefendiler bardaktan su içerler” diye fısıldarım. Şimdi hemen şişeden su içenler hanımefendi olamaz mı diye bir karşıt görüş gelmemeli. Biz hanımefendiliğin kriterlerini belirleyen bir makam değiliz sadece zarif davranışlar içinde geçmişte öğretilenleri paylaşıyoruz.

Keza ayakta su içme davranışı da ayrı bir tartışma konusudur. Biz büyüklerimizden oturarak su içmeyi gördük. Mümkün olduğunca oturarak su içmeye gayret edenlerdenim. Bu konuda geçenlerde farkındalığımın artmasına yol açan bir anım oldu. Atılım Üniversitesinde bir konuşma yapmak için davet almıştım ve öğlen yemeğinde Profesör Hasan Ünal Hocamız spontane gelişen bir görüşmede nasıl su içilmelidir bilgilerini paylaşmıştı. Özetle söyledikleri şu şekildeydi;

  • Su mutlaka oturarak içilmelidir. Ayakta içilen suyun mide ve on iki parmak bağırsağı ile ilgili zararlarından bahsediliyor. Ancak bilimsel olarak bazı kaynaklar bunu doğrulamıyorlar. Buna rağmen  oturularak içilen suyun ayakta içilen suya göre mideyi daha rahat ettirdiği gerçeğini herkes kabul ediyor.
  • Suyu yemek ortasında değil en az yemeklerden 15 dakika önce ya da yemek bittikten yarım saat sonra içmek sindirim sistemi için daha sağlıklıdır. Keza yediğimiz yemeklerin rahat sindirilmesi için midemizin iç yapısı asitle kaplıdır ve yemek yerken su içtiğimizde asitik çözeltinin kalitesini seyreltmiş oluyoruz, buda sindirimi biraz zorlaştırıyor.

Bu paylaşımları konuştuğum bir iş arkadaşım ise geçenlerde;

“Artık bardaklar bulaşık makinelerinde yıkanıyor ve aşırı kimyasal kaplı. Hatta çoğu zaman su içerken suyun tadına bardaktaki deterjan kalıntıları karışıyor ve bunu direk anlıyoruz” dedi.

Evet gerçekten bu yerinde bir tespit ancak bu cümleyi duyar duymaz şu cümle çıkıverdi ağzımdan;

“Birbirimizin mikroplarına kardeş olmayı bırakıp zehirlenmeyi tercih ediyoruz” dedim. 40 sene önce babam iplik ticareti yaparken camı penceresi olmayan, toz kalkmasın diye zemini zift ve talaşla kaplı depoda bir su testisi vardı o aklıma geldi. Üzerinde bir bardak kapalı dururdu. Bu bardak geceden geceye yıkanırdı. Ancak gün içinde çuvalları taşıyan hamalı, ofisteki bekçi, babam ve ben de o testiden, aynı bardaktan su içerdik. İstanbul dahil gezdiğimiz illerde sebil denen yerlerde çelik taslar olurdu herkes aynı tastan su içerdi. Anadolu’da bir çok sebil de bu hala böyledir. Kimsenin hijyen diye bir kaygısı yoktu, evlerde bulaşık makinesi de yoktu. Kısacası eğer mikroplarımız varsa aynı tastan su içen herkesin mikropları kardeşti ve pek hastalanmazdık, ya da bu yüzden hastalandığımızı düşünmezdik. Antibiyotikleri de o dönemlerde görmemiştik. 🙂 Hayatımıza bulaşık makineleri girdi gireli aynı evde bile aynı bardaktan su içmeyi bıraktık. Bu kez hem daha fazla zehirli kimyasal atığa maruz kaldık hem de hastalıklar arttı. Bu kez antibiyotiklerle kardeş olduk. 🙂

Tabi ki devir değişiyor her dönemin kendi şartları davranışlarımızı yeniden şekillendiriyor. Ancak bizim cenahta suyu oturarak, bardaktan ve hamdederek içmeye devam 🙂