Yazılarım

Haklı Mı Olmak İstersiniz, Mutlu Mu Olmak İstersiniz?

Bu yazımda haklılığın her zaman kazanmak olmadığından bahsetmek istiyorum. Aslında inandığımız bir gerçeğin aksine  haklılığınızı karşındakine kabul ettirdiğiniz anda kaybetmeye başlarsınız. Bu cümle, ilk okuduğunuzda size garip gelebilir. Oysa iş ve özel yaşamınızı şöyle bir gözden geçirin bakalım. İş yerinizde en son kiminle bir konu üzerinde tartışıyordunuz ve süreç sizi kimin haklı olduğunu tartıştığınız boyuta getirdi? Her gün ama evimizde, ama sosyal çevremiz ya da iş yaşamımızda karşımıza çıkan bir uyuşmazlıkla karşı karşıya kalabiliyoruz. İşte bu anlarda bizim sergileyeceğimiz tutum çok önemli.

Yıllar önce bir uzmanla bu konuda söyleşide bulunurken bana bir örnek vermişti. İnsan ilişkilerinin GS-FB maçı gibi sürdürülemeyeceğini işaret etmişti. Nasıl ki maçta kaybeden takımın taraftarlarının ruh hali olumsuzlaşıyor ve diğer takıma ve taraftarlarına karşı beslediği duygular negatifleşiyorsa, günlük yaşamda da haklılık tartışmalarının sonunda benzer ruh hallerinin yaşanacağını unutmayalım. İnsanlarla iletişiminizi sürdürürken sakın ola ki ben haklıyım, sen haksızsın boyutuna girmeyelim. Zira haklı olan daima kaybeder. Gerçekten de evde, arkadaş çevremizde hele hele iş yerlerimizdeki haklılıklar bize, ilişki kalitesinin kaybı olarak geri dönüyor. Düşünsenize mağazanıza bir müşteri gelmiş, sizin onlarca yıllık müşteriniz ve son alışverişinde sizin kabahatiniz olmayan bir konuda sorun yaşamış. Siz müşterinize bu yaşanan problemde sorumluluğunuz olmadığını kanıtladığınızda acaba o kişi hala sizin müşteriniz olmaya devam edecek mi? İş çevrenizde bir tedarikçiniz, sizin altınızdaki bir iş arkadaşınızın kendilerine hiç dönüş yapmadığını kanıtladığında, bunları çalışma arkadaşınıza sunduğunuzda haklılık ispatı konusunda mesafe kaydedebilirsiniz, lakin o arkadaşımızın çalışma motivasyonu ilgili firmaya karşı muhtemelen hiçbir zaman pozitif olmayacaktır. Evinizde eşinizle ya da çocuklarınızla da benzer süreçler daima yaşanır yaşanacaktır.

Peki, bu tür süreçlerde nasıl davranalım?

Güncel yaşamımızda ikili ilişkilerde iletişim sürecini haklılığın ispatlanacağı noktalara getirmemeye özen gösterelim

  • İletişimin boyutu karşılıklı olarak ispat platformuna doğru yöneldiğinde, hemen asıl elde etmek istediğiniz sonuca odaklanalım
  • Haklılık mücadelesine, sadece hukuki platformlara düşmüş konularda ihtiyaç duyalım
  • Hepsinden önemlisi haklı olduğumuzu ispatladığımızda; müşterimizin, iş arkadaşımızın, ailemizin sevgisini kaybedeceğimizi unutmayalım

Sakın ola ki bu yazılanlardan “o zaman biz daima alttan alalım, haklı iken bile hakkımızı aramayalım” düşüncesine kapılmayın. Bu tür süreçlere girildiğinde görüşmeyi kimin haklı kimin haksız olduğunun ispatlanacağı boyuttan çıkartalım. Zira haklılık tartışmaları bizi çözüm üretmekten uzaklaştırır. İki taraf da, ulaşmak istediği sonuca şu andan itibaren nasıl katkı sağlar, buna bakabilmeli. Şu ana kadar olan süreçte zafiyetler varsa sorumlularını şu anda aramamız büyük bir kayıp olabilir. İvedilikle sonuca odaklanalım, işlerimizi sonuçlandırdıktan sonra geriye dönüp benzer süreçlerin yaşanmaması üzerine çalışmalarımızı yapalım. Başarı odaklı insanlar zaten ulaşmak istedikleri sonuçları elde ettikten sonra bu süreçte kendileri ile ilgili eksiklikler varsa bunu analiz etmek mecburiyetinde hissedeceklerdir.

Konunun bir ek boyutu da çevrenizde yaşanan olaylarda konuların çözümü için size gelinmesidir. İş yerinde iki astınız, iki arkadaşınız ya da evde iki çocuğunuz size gelip aralarındaki uyuşmazlık ile ilgili sizden hakemlik veya yargıçlık yapmanızı isteyebilirler. Eğer iki tarafta iş ile ilgili tecrübelerinin yetersiz olduğu için sizden danışmanlık talep ediyorlarsa sorun yoktur. Lakin süreç benim dediğim doğru senin dediğin doğru aşamasına gelmişse bir hakem ya da yargıç olmadığınızı siz atlamayın ve bunu size müracaat edenlere de söylemeyi unutmayın. İş yerlerinde bazen öyle zor konular bizlere geliyor ki ister istemez çözüm sırasında kendimizi hakem ya da yargıç gibi hissedebiliyoruz. Fakat bizim misyonumuz “yönetici” olmaktır. Bunu aklımızdan çıkarmayalım. Bizim görevimiz böyle bir sorunda taraflardan birisinin haklılığına (diğerinin haksızlığına) hükmetmek değildir. Çok ince farklılıkların olduğu bu tür süreçlerde bizlere düşen görev şüphesiz ki varılmak istenen sonuca en verimli şekilde gitmenin kısa yolunu, sorunu bize getiren arkadaşlarımızın kendilerine buldurabilmek olmalıdır. Kendilerinin içselleştirmediği her türlü çözüm, dayatma bir çözüm olacaktır. Bu tip çözümler sadece bugünü kurtarabilir, tekrarlarında yine hakemlik gerekebilir.

Tüm bunların yanında zaman zaman daha derin, daha zor konular, hemen çözülemeyen tartışmalar olabilir, olacaktır. Öyle anlarda ise benim felsefem;

Sen haklı ol ben mutlu olayım…

Sevgiyle kalın

“Haklı Mı Olmak İstersiniz, Mutlu Mu Olmak İstersiniz?” için 2 yorum

  1. Halil bey kesinlikle katılıyorum size haklı olmaya çalışmamak lazım hakedenlerden olmak lazım hakettiğini anlatığın anda o duygu zaten sana mutluluğu getirir.

    Beğen

  2. bu yazıyı okuduktan sonra insanın sadece mahkemelerde haklı olası geliyor 🙂 webrazzi girişim ofisleri videosunda bebek.com içerik girişimine reklam verecek trafiği bulamayınca demişsiniz sanırım bu biraz da 2000’li yılların sektörel şartlarından kaynaklanıyor. Günümüzde içerik sitelerinin reklam bulması ve ayakta kalması için önerileriniz neler? teşekkürler..

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.